BURJUVAZININ BUNALIMI KRONIKTIR
GÜNES YANMAZ
Bir kez daha yalanlarla, sahtekarliklarla, yolsuzluklarla geçen bir yil yasadik. Her zaman oldugu gibi yine bunun faturasini yoksul halk kitleleri ödedi.
MGK destekli 55. hükümet is basina gelirken, burjuvaziyi ve onun devletini bunalimdan kurtarmak üzere yola çikmisti! Sorunlarin hiçbirini çözemedi. Burjuvazi rahatlamak, biraz nefes almak için belirli sorunlari çözmek zorunda idi. Ancak, sorunlari çözmek için kurulan MGK destekli hükümetin 1 yillik icraati herkese açikça gösterdi ki, burjuva devlet mekanizmasindaki felç artik kroniktir.
Türkiyede burjuvazi demokrat degil, (o da belirli kesimleriyle) liberaldir. Türkiyede burjuvazi demokrasi degil, sürekli, istikrarli ve güçlü hükümetler istiyor. Bu nedenle de, cumhurbaskani nezdinde üstü kapali bir sekilde bugünkü sistemi tartismaya açiyor.
Cumhurbaskaninin var olan sisteme getirdigi elestiriler objektif olarak demokrasi yoksunluguna isaret ediyor. Ne var ki, onlarin demokrasiden anladiklari yaknizca halkin oyunu almaktir. saglanmis olmasidir. Çogunlugun temsilcileri demokrasiden yana degilse, ne olacak? Sonucu senelerdir yasadiklarimiz oluyor.
Bugün uygulanan nispi temsil sisteminde yüzde 36, çogunluk anlamina geliyor.
Gözaltinda kayiplar, faili meçhul cinayetler, yargisiz infazlar devlet destegiyle artarak devam ediyor. Ne yargisiz infazlardan yargilanan polislere, ne Sivas katliami saniklarina senelerdir bir ceza verilmiyor.
Susurluk meselesine gelince, onun da üst siniri Mehmet Agar ile çizildi. Ondan ötesine isik sizmasina bile olanak taninmiyor. Susurluku tikayan güç nedir: Bu noktadan ötesine geçit vermeyen güç nedir? Elbetteki devletin ta kendisidir. Çünkü bu katliam örgütünün kurucusu zaten devlettir. Bu, bütün dünyada açiga çikan bir gerçektir.
Ama garip olan bir gerçek daha var. Basta Amerika olmak üzere emperyalizm tarafindan 70li yillardan baslayarak organize edilen bu katliam örgütleri, sosyalist sistemin çöküsünden sonra islevini yitirince kismen de olsa açiga çikti. Peki Türkiyede niçin açiga çikmasina izin verilmiyor? Bunun bir anlami var. TC devletinin bu organizasyona olan ihtiyaci devam ediyor.
irticayla mücadele koca bir yalan ve koca bir sifir. Kamuoyu arastirmalari gösteriyor ki, Fazilet yükselmeye devam ediyor. Yobazlar istanbulun dibinde pompali tüfeklerle egitiliyorlar. Devletin yukarisindakiler tarafindan yaptirilan arastirilmalarin sonuçlari irticanin yükselesini gözler önüne seriyor.
Hepimizin bildigi gibi geçtigimiz ay hükümet, IMF ile bir anlasma imzaladi. Bu anlasmaya göre IMF, Türkiyenin 18 ay için belirledigi ekonomik hedeflere uyup uymadigini üç ayda bir denetleyecek. Bu denetlemelerin sonuçlarini, olumlu olursa, uluslararasi rating (derecelendirme) ve finans kuruluslarina bildirecek. Böylece Türkiye kredi itibarinin yükselmesiyle, dis piyasalardan uygun kredi bulabilecek.
Türkiye ekonomik taahhütlerini yerine getirmezse, IMF verdigi destegi çekecek. Halbuki hükümet temel reformlari yapmadan, bütçe açigini besleyen nedenleri ortadan kaldirmadan ekonominin düzlüge çikmasinin olanagi yoktur. Bu yasananlar hiç yabanci gelmiyor ve 4 yil önce yasadigimiz 5 Nisan krizini animsatiyor.
Burjuvazi basiniyla, yayiniyla bir agizdan halki kandirmaya çalisiyor. Burjuva yazarlar, halki ekonominin iyi gittigine inandirmak için yogun bir propaganda atagindalar. Ama halk her gün gerçek hayatin zorluklarini kendisi yasiyor. Bu yüzden de bu propagandalar ise yaramiyor.
Sonunda, zamlari kendilerini yakacak
Hararetle tartisilan rakkamlarin ülkenin degil, ancak bir avuç ailenin ekonomisini yansitigini hepimiz biliyoruz. Özellestirme kisvesi altinda halkin mali bazi çikar çevrelerine yok pahasina peskes çekilirken, özellestirme gelirleri hanedan ve parti kasalarina akarken, kim inanir IMF anlasmalarina.
Basbakanlik Aile Arastirma Kurumu anketine göre Türkiyede her yüz kisiden sadece 15nin tasarruf edebildigi ortaya çikiyor. Bu anket sonuçlari Bankalar Birliginin yeni raporundaki verilerle dogrulaniyor.
Bankalarimiz 1997 baslikli rapora göre Türkiyede 52 milyon adet banka hesabi var. Bir kisinin birden fazla hesabi bulundugu için bu rakkam çok yüksek çikiyor. Oysa 7.6 milyon vadeli tasarruf hesabi içinde 500 milyon liradan fazla para yatiranlarin sayisi sadece 1.4 milyon... 7.6 milyon vadeli tasarruf hesabinda toplam 2.9 katrilyon yatiyor. 500 milyonun üstündeki hesaplarda 2.3 katrilyon var. Yani çok para, az sayida elde bulunuyor. Bu da gelir dagilimindaki asiri dengesizligin en somut göstergelerden biridir.
Hükümetin IMFye verdigi söze göre isçi-memur maaslari en fazla yüzde 20 artacakmis! Yine halki süründürerek enflasyonu frenleme taktigi. Akaryakit fiyatlarini otomatik zamma baglayan hükümet italyayi örnek almis. Yani italyada akaryakita zam gelirse otomatik olarak Türkiyeye de yansiyacak. Orada zam geldikçe, bizde de zam bindirilecek!
Ama sunu hiç söylemiyorlar: italyada kisi basina milli gelir 15 bin dolar, Türkiyede ise 3 bin dolar... Bir garip nokta da, bütün dünyada akaryakit fiyatlari düserken, Türkiyede yükseliyor. Bu su demektir: Akaryakita her hafta zam gelecek, isçi-memur maaslari yerinde sayacak, akar yakit zamlari elektirikten ekmege herseye aninda yansiyacak.
Her alanda yagma talan devam ediyor. Bu yagma ve talanin en son örnegi özellestirme kapsamindan ihaleye çikarilan Petrol Ofisin satisidir. Petrol Ofisin sadece kasasinda 170 milyon dolar var, sadece gayri menkulleri ise 2.2 milyar dolar civarinda. Durum böyleyken, Petrol Ofisi 1 milyar 160 milyon dolara satildi. Üstelik Petrol Ofisini alan vurguncunun parasi yok, yurtdisinda para ariyor!
Ne sosyalist sistemin çökmesi, ne de kapitalizmin yayilabilecegi genis alanlarinin olmasi kapitalizmin dönemsel ekonomik bunalimlarini durdurmaya yetmiyor. Basta Japonya olmak üzere son zamanlarda Asya krizi diye bilinen ekonomik bunalim yükselmeye devam ediyor. Hemen hemen bütün emperyalist ülkeler yaklasmakta olan ekonomik krizi karsilayabilmek için önlem almaya çalisiyorlar. ingiliz ekonomistler önümüzdeki üç yil içinde büyük bir ekonomik krizin yaklasmakta oldugunu bildiriyorlar.
Basta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, emperyalistler arasi pazar ve nüfuz bölgeleri kavgasi gittikçe hizlaniyor. Genel bir dünya savasi su anda muhtemel görünmüyor, ama dünyanin belirli yerlerinde sik sik bölgesel savaslar, çatismalar çikiyor.
Son yillarda olanlari bir hatirlayalim: Körfez krizi, Yugoslavyada olanlar, Kafkaslar daki elektriklenmeler, Türk-Yunan iliskisindeki gerginlik vb.
Bütün bunlardan çikan sonuç sudur ki, bu krizlerle bölgelerde silahlanma olanca hiziyla tirmaniyor. Bu silahlandirma taktigi yeni degil tabii. Bu emperyalizmin amaçlarina hizmet eden bir stratejidir. Çünkü bu yolla hem silah satiyor, hem de bu ülkeleri zaman zaman çalistirarak zayif düsürüp kendisine bagimli hale getiriyor.
Simdiye kadarki denemeler hiçbir sonuç vermedi. Uluslararasi politikalar dikkate alindiginda, TC burjuvazisinin her alanda sikistirildigini görüyoruz. Bunlarin en basinda insan haklari ihlalleri, Kürt sorunu, Kibris meselesi sayilabilir.
Son dönemlerde gündemden düsmeyen Lozan ve Sevr anlasmalari, Türkiye burjuvazisini her alanda sikistiriyor. Burjuvazi bu durumdayken, durumu bizim tabirimizle olumsuzundan çözme egilimine dogru yöneliyor. Bu da çiplak diktatörlüktür, fasizmdir. Ya ordu eliyle, ya da sivil fasistler eliyle. Zaten dikkat edersek bu sivil fasistler her olasiliga karsi bir güç olarak örgütlendiriliyor ve korunuyorlar. Onlara hiç deginen yok. Sanki onlar tehlikeli degilmis gibi! Peki neden irtica bu kadar önemsiyor da sivil fasistlere hiç dokunulmuyor? Birakin dokunmayi, emekli subaylar eliyle egitiliyorlar. Bunlar da sekiz yillik kesintisiz egitim kapsamaninda mi acaba?
Fasistler hizla iktidara ilerliyorlar. 1 Temmuz tarihli Sabah gazetesinde MHP ile ilgili bir haber yer aliyordu. Habere göre MHP Genel Baskani Devlet Bahçeli parti içi muhalefete seslenirken söyle diyor:
MHP yönetimiyle sorunlari olanlar varsa, bunu üç yil ertelemelerini tavsiye ederim. Siyasi iktidara yaklasmisken, çelme takmaya kalkarsaniz o çelme takan ayaklariniz kirilacaktir. iktidara yürürken yanlis islere tesebbüs etmeyiniz.
Türkiyede gelismeler çok hizli, olasiliklar çok fazla. Simdiye kadar yapilan bütün anket sonuçlari gösterdi ki, seriatçilar ve fasistlerin oylari hizla yükselirken, digerleri, basta sosyal demokratlar olmak üzere sürekli geriliyorlar. Verilere göre CHP bu seçimlerde baraja takiliyor. Gelecek seçimlerden çikacak sonuçlar su anki manzaradan daha da kötü olabilir. Çünkü FPnin oylari (% 30 tahmin ediliyor) yeterli olamayacagindan MHP ile koalisyon muhtemel görünüyor. MHPnin oylarinda önemli bir yükselme söz konusudur. Böyle bir sonuç parlamentodaki sayisal yapiyi degistirecektir. Unutmamaliyiz ki diger partiler içinde basta DYP-ANAP olmak üzere önemli sayida tarikatçi ve eski MHP kökenli milletvekili olarak gözüken çikarci vekiller var. Disaridan katilacak diger çikarci dönek vekilleri de hesaba katarsak sonuç tam bir atom bombasi. Böyle bir sonuç çok olasidir ve böyle bir durumda iktidari dincilere vermek istemeyen egemen güçler, askeri darbe yolunu hemen açacaklardir. Bu da iç savas demektir, katliam demektir. O yüzden yazimizin basinda belirttigimiz gibi, bunalim kroniktir, burjuvazi kronik bunalimla yasayamaz, kozlarini kullanacaktir.
Uzun zamandan beri devrimci kamuoyunda eylem birligi yönünde bir takim olusumlar söz konusudur. Ne yazik ki bu olusumlar henüz çok ciliz bir durumdadir. Bu olusumlar ilerletilmeli ve merkezi bir güç haline getirilmelidir. Bu tarihsel bir zorunluluktur. Artik devrimci hareket bu olusumu kisa zamanda tamamlamali, bir güç haline gelmelidir.
Devrimci tarihi animsamaliyiz. Yani Kominterni. Kominternin 1-2-3 kongrelerinde, Bati Avrupada, basta Almanya ve italya olmak üzere benzer sekilde gerici yükselis yasanirken Lenin bunu görmüs ve adim atmistir. Kominternin 1-2-3 kongrelerinin bütün gündemi gerici yükselise karsi birlesik cephe taktiklerini içerir. Lenin gelismeleri ta 1920lerde görebiliyor. Ona göre de gerçekten somut adim adimlar atiliyor.
Bizlerde ise durum çok daha vahim. Yumurta kapiya gelip dayanmak üzeredir. Kaybedilecek her saatin faturasini halkimiz pahaliya ödeyecektir.
Kurtulus ileri Demokratik Halk Devrimindedir.
Yasasin devrimci güçlerin birligi!