Kadin Sorunu ve Sovyetler Birligi’nde Cinsel Esitsizligin Kökleri-II

E. KARAKEBELI

3. Bölüm:

Bundan önceki bölümde Bolsevik partisinin önde gelen liderlerinin, kadinlarin kurtulusu fikirlerini nasil Marksist teoriye dayandirdigini gördük. Buna göre, kurtulusun gerçeklesmesi için kadinlarin üretken alanlardan soyutlanmamasi ve toplumun esit üyeleri olarak kamu alanina çekilmesi gerekmektedir.

Ancak, ilk bölümde de kisaca deginildigi gibi, SSCB’de kadinlarin isgücüne tam katilimi, özgürlesmelerini saglamamistir.

Bu bölümde SSCB’de kadin isgücünün dogasina dikkat çekilecektir. Bu bize teori ile Sovyet “sosyalizmi” arasinda açilan boslugu da anlamada yardim edecektir.

Sovyetler Birligi’nde Kadinlarin is Gücüne Katilma Oranlari

SSCB’de çalismak hem bir hak hem de bir görev olarak kabul edilmis, buna ragmen kadinlarin isgücüne katilma oranlari yillar içinde farkliliklar göstermistir. Özellikle 1950’lerden sonra bu oranlarda önemli bir artis görülmektedir; 1959’da kadin isgücünün % 69’u, 1979’da % 84’ü aktif olmustur. (Oxenstierna, 1990: 185) Bu dönemler içinde tüm çalisanlarin % 50’sini kadinlarin olusturdugu gözönüne alinirsa dünya çapinda çok yüksek bir oran ortaya çikar.

Kadinlarin isgücüne yüksek oranlarda katilabilmesi basindan itibaren devlet politikalariyla desteklenmisti. Bu, önemli bir kismiyla, devrimin ideolojik yapisinin kadinlarin kurtulusunda isgücüne katilimi gerekli görmesi olmakla beraber, ekonominin devlete yükledigi agir sorumluluklari da karsilamak için kadinlari büyük sayilarla harekete geçirmeyi getiren bir gereklilikti.

Tablo 1’den, devrimin ilk yillarindan itibaren kadinlarin isgücüne katilimi izlenebilir.

TABLO I

KADINLARIN ISGÜCÜNE KATILIMI

Yil ** Tüm çalisanlar (000) ** Tüm kadin çalisanlar(000)**Kadinlarin %si

1922 ** 6,200 ** 1,560 ** 25

1926 ** 9,900 ** 2,265 ** 23

1928 ** 11,400 ** 2,765 ** 24

1940 ** 33,900 ** 13,190 ** 39

1945 ** 28,600 ** 15,920 ** 56

1950 ** 40,400 ** 19,180 ** 47

1960 ** 62,000 ** 29,250 ** 47

1970 ** 90,200 ** 45,800 ** 51

1980 ** 112,480 ** 57,700 ** 51.2

1989 ** 58,700 ** ** 50.6

Lapidus, 1993:140 Bu tablodan da görülecegi üzere, devrimin ilk yillarinda kadinlar isgücünün %25’ini olusturuyorlardi ama;

“kadin isgücü erkek isgücünden çok daha az kalifiye idi; ülkedeki kadin nüfusu siyasal ve kültürel olarak inanilmaz derecede geriydi. Kadinlar agirlikli olarak evlerinin isleriyle ugrasiyorlardi ve hala sürmekte olan feodal/burjuva ahlak anlayisi yüzünden ‘kadinin yeri evidir ve görevi es ve anne olmaktir’ diyen erkek egemen bakis açisi sürmekteydi. ileri yillarda kadinlarin çalisma hayatinda sayilarinin artmasinin ana nedeni ise, erkek isgücü eksikligiydi.” (Lapidus, 1993:142)

1946’da, II. Dünya Savasi’nin etkileriyle daha da kötülesen demografik dengesizlik sonucu ülkede 35-59 yas grubunda 100 kadina karsilik 59 erkek vardi. Tahmin edilebilecegi gibi bu durum kadin isgücü için özel bir talep yaratiyordu. 1945’te kadinlar isgücünün %56’sini olusturuyordu ve 1959’da da kadinlarin hane reisi oldugu durumlar toplamin % 30’una varmisti. Kapitalizmin ülkeyi getirebilecegi ekonomik gelismislik düzeyine ulasabilmek için hizli endüstrilesme ihtiyaci, kadinlarin çalisma hayatina katilmalarina da özel bir sekil verdi.

Çok iyi bilindigi gibi, kadinlarin isgücüne yüksek oranlarda katilimi her zaman daha iyi toplumsal ve ekonomik bir hayat anlamina gelmedi. Toplumun her düzeyinde esitsizlikler devam etmekteydi ve kadinlarin ekonomik bagimsizligi erkeklerle esit bir hayati garanti etmedi.

Simdi kadinlarin neden erkeklerden daha alt konumlarda kaldiklarinin ve isyerindeki esitsizliklerin nedenlerini kisaca görmeye çalisalim.

Is Hayatinda Genel Esitsizlikler

Ülkedeki hizli endüstrilesme 1928’lerden itibaren kadinlarin is hayatinda giderek artan sayilarda yer almasini sagladi. Buna ragmen kadinlar tarafindan yapilan isler genel olarak erkeklerin yaptiklarindan farkliydi. Tipik olarak kadin is gücü ekonominin belirli sektörlerinde yogunlasmaktaydi ve ister endüstri ister tarimda olsun, elle yapilan isler ‘kadin isi’ olarak görülmekteydi. Dahasi, kadinlarin yaptiklari isler genel olarak daha az beceri ve daha az sorumluluk gerektiriyordu. Bunun sonuçlarindan birisi olarak daha az ücret ödeniyor ve eger yaptiklari is zaman içinde makinalasirsa, burada çalisan kadinlarin isleri erkeklere devrediliyordu. Dolayisiyla, kadinlarin isleri erkeklerinkinden gelir dagilimi, beceri, statü ve yetki alanlarinda farklilik gösteriyordu.

Mesleki Ayirim:

Sovyet isgücünde göze çarpan noktalardan bir tanesi kadinlarin çalisabilecekleri islerle ilgili hiç bir resmi yasaklama olmadigi halde (saglik nedenleri hariç) kadinlar ekonominin belirli alanlarinda yogunlasmis bulunmaktaydilar. Her zaman kadinlarin yogun oldugu tarim iskollarini bir yana birakirsak, ‘kadinsi’ diye nitelendirilen ve servis sektöründe oldugu gibi ya evle ilgili islerden kaynaklanan ya da daha az beceri gerektiren islerde yigildiklari görülür. Üstelik McAuley’nin arastirmasina göre, “kadinlarin çogunlugunu istihdam eden 3 endüstriden ikisinde (hafif endüstri ve gida islemede) erkekler yetki gerektiren görevlerde bulunurken, kadinlar en çok temel üretim islerinde yer almakta” idi.

Kadinlarin çalismasiyla ilgili en sasirtici konulardan bir tanesi, erkeklere nazaran daha az mekanize olmus isler yapmalari ve fazla beceri gerektirmeyen islerde yogunlasmalaridir. Bu, ilerleyen yillarda, memurluk ve idari islerde, tip alaninda ve ögretimde biraz asilsa da karar mekanizmalarina gelindiginde büyük çogunlukla soyutlandiklari görülmektedir.

Tablo II’de bazi seçilmis idari ve mesleki ugrasilarda kadinlarin temsil edildigi yüzdeler gösterilmektedir.

Tablo II’de ise, görülebilecegi gibi yüksek rakamlarla temsil edildikleri Tip alaninda bile kadinlar hiyerarsinin üst kademelerinde giderek azalmaktadirlar. Mesleki ayrimcilik, karar alma mekanizmalarinda bulunamama, kadinlarin ücretlerinde de büyük esitsizlikler dogmasini getirdi. 1970’lere kadar kadinlarin kazançlari erkeklerin %60-65’i kadardi. Lapidüs’ün (1993: 143) arastirmasina göre de 1989’da bu oran ancak % 75 civarindaydi.

TABLO II

IDARI VE MESLEKI UGRASILARDA KADINLARIN TEMSIL EDILDIGI YÜZDELER

1939 ** 1959 ** 1970

Is idaresi-Fabrika Müdürü

7 ** 12 **13

Dükkan ve bölüm basi

9 ** 15 **18

Ustabasi

9 ** 24 ** 27

Tarim dis elisleri

30 ** 37 **42

Tip-sef Doktorlar vb.

39 ** 52 ** 53

Fizisyenler

61 ** 79 ** 74

Ebeler

72 ** 84 ** 83

Hemsireler, eczacilar

98 ** 100 ** 99

Egitim ve Bilim-Bilimsel kurumlarin Başkani vb.

31 ** 38 ** 43

Üniversite Hocalari

38 ** 40 ** 41

Okul Müdürleri

- ** -**

Ilk ve ortaokul öğretmenleri 55 ** 73 ** 72

(Lapidus, 1982:114)

1922 Sovyet Çalisma Yasasi, 1936 ve 1978 anayasalari açik olarak esit ise esit ücret ödemeyi garanti altina almaktaydi. Ancak bu sadece ‘ayni’ isi yapan kadin ve erkekler için geçerliydi. Bu tür tanimlamalarin sorunlari bir yana, üstelik bu dönemlerde ayni isi yapan kadinlarin erkek isarkadaslarindan daha az ücret aldiklari da ortadadir.

Sovyet is ekonomistleri ücret farkliliklarini deger teorisi yorumlariyla açiklamaya çalismaktaydilar. Kisinin çalistigi ekonomik sektörün önemi, o kadin ya da erkegin sagladigi emegin nitelik ve niceligini, dolayisiyla da degerini etkiledigini öne sürmekteydiler (Sedatis & Butterfield, 1991). Buradan da kolayca görülmektedir ki, kadinlar bir kez bu daha az önemli sektörlerde takildiklarinda, düsük ücret almalari da yasallasmaktadir.

Ikinci Vardiya; Annelik ve Ev isleri:

Kadinlarin toplum hayatina kazandirilmasi için ev islerinin yükünden kurtarilmalari geregi çok açikti. Bu nedenle bu islerin toplumsallastirilmasina çaba harcanmisti. Sovyet çalisma yasasi ve sosyal güvenlik kurallari kadinlarin annelik ve çalisma hayatini beraber yürütebilmeleri için bir çok önerme tasimaktaydi. Ancak, iyi niyetler ekonomik olanaklarin eksikliginde fazla birsey ifade etmiyor. Özellikle Stalin döneminde, örnegin demografik dengesizligin baskilari, hizli endüstrilesme politikalari ve tüketim endüstrisinin ihmal edilmesi, ev isleri ve çocuk bakiminin annenin sorumluluguna birakilmasi sonucunu dogurdu. Bu ekonomik zorluklar yüzünden özel alanin toplumsallastirilmasi ‘daha önemli’ amaçlara yerini birakti. Kadinlarin üzerine kalan ev islerinin agir yükü, onlarin toplumsal-siyasal eylemlerde sorumluluk almakta isteksiz olmalarina ve geri durmalarina neden oldu. Ayni zamanda erkeklere göre ileri egitime zaman ayirabilme konusunda da geri kalmaya basladilar.

Sovyetler Birligi’nde kadinlarin ev isleriyle mesleklerini beraber yürütmede karsilastiklari sorunlari ve yükü daha iyi anlayabilmek için tüketim sektörüne bir göz atalim.

1970’deki resmi istatistiklere göre her 100 aileden ancak 32’sinin buzdolabi vardi, ancak 1980’de 100 aileden 86’sinin buzdolabi olabildi. Buzluk ve buzdolabi eksikligi elbette yiyecek hazirlanmasi ve saklanmasi gibi ekstra sorunlar getirmekteydi. Dükkanlarda bir kadinin ortalama olarak sira beklemekten ötürü kaybettigi süre 2 saat. (Schroeder, 1990:191) Yine 1970’de her 100 aileden ancak 52’sinin çamasir makinasi vardi, 1980’de bu oran 100 ailede 70’e çikti. Bulasik makinalari bu dönemde hemen hemen hiç yoktu. Ev islerinin büyük çogunlugu elektrikli aletler olmadan yapilmaktaydi.

Kadinlarin karsilastiklari sorunlar yalnizca tüketim sektöründe degildi. Evdeki dezavantajli konumlari onlari isgücüne katilimlarinda da ters etkilemekte, ne aile içinde ne de daha genis toplumsal çevrede geleneksel rollerin disina çikamamaktaydilar. ‘Çifte isgünü’ bugün gelismis kapitalist ülkelerdeki kadinlarin da hala sorunudur ve kapitalist düzenin de bir yerden sonra çözemeyecegi bir konudur. Ancak ekonomik altyapi saglanmadan, kendisine sosyalist diyen bir devlette de çözülmesi için bir neden yoktur. Hele hele yedek parça olmadigindan çalismayan makinalarla kurulu fabrikalar, “yap-çalistir-tamir et” metoduyla endüstrilesmeden söz edilemeyecegi açiktir.

Uzun lafin kisasi

Buraya kadar Sovyet is piyasasinin sartlarinda istihdam politikalarinin kadinlari nasil sürekli bir esitsizlik durumunda tuttugunu gördük. Bunlar ekonominin sinirliliklarini göstermektedir. Egitim sitemindeki esitsizliklerle de, kadinlarin hala ev ve çocuk bakiminda birinci sorumlu olmasi iyice pekistirilmekteydi.

Bütün bunlarin isiginda, kadinlarin tam istihdaminin, ne is piyasasinda, ne de ailede cinsler arasi esitligi otomatik olarak saglamadigini görüyoruz. Öte yandan devlet tarafindan saglanan (en azindan Sovyetler Birligi’ndeki sekliyle) çocuk bakim yardimlarinin, kadinlarin mesleklerini ev yasamlariyla rahat bir sekilde bagdastirmalari için yeterli olmadigini da eklemeliyiz. Örnegin, yetersiz çocuk yuvalari, kadinlarin profesyonel yasamlariyla aile sorumluluklarini birlestirmelerine engel olmus, üretim planlari da fabrika yöneticilerinin kadin çalisanlarini yarim gün gibi kisa süreli çalistirmasina olanak ver-memistir. Her türlü tüketim maddesi için kuyruklar kadinlarin çalisma gününü daha da uzatmis ve bir türlü silinmeyen babaerkil yapinin izleriyle erkekler ev islerinde kadinlari yalniz birakmislardir.

Bu bölümün sonunda uzatmadan söylenmesi gereken en önemli nokta, kadinlarin daha az beceri sahibi olmalari, hafif endüstrilerde ya da ekonomi için çok önemli sayilmayan diger sektörlerde yogunlasmalari, ev islerinden tek sorumlu olmalarinin sebebinin daha genis ölçekte ekonomik sartlarin sonuçlarindan kaynaklandigidir.

Bundan sonraki bölümde kadinlarin kurtulusundaki engellerin neler olduguna ve bunlarin sosyalist oldugunu ilan eden bir ülkede süregelmesinin nedenlerine bakacagiz.

4. Bölüm:

Marksist Teori ve SSCB

Buraya kadar, kadinlarin isgücüne yogun olarak katilmalarinin tek basina toplumdaki cinsel esitsizlikleri kaldirmaya yetmedigine dikkat çektik. Bu bölümde, kadinin ezilmisligi konusunun geneldeki kaynagina bakacak ve simdiye kadar esitligin saglanmasinda karsilasilan engellerin ne oldugunu tartisacagiz. Bu arada kadinlarin durumlarina zaman zaman tekrar referanslar verecegiz ve nüfusun bir yarisinin ezilmesine yol açan yapinin kökünde Sovyet sisteminin ekonomik ve toplumsal örgütlenmesinin yattigini öne sürecegiz.

Öncelikle dikkat çekilmesi gereken, Marks ve Engels’in kadinlarin baski altinda tutulmalarini, artik-ürünün olusmasiyla ortaya çikan sinifli toplum ve tek esli ailenin yapisina dayandirdiklaridir. Marks, “kadinin baski altinda tutulmasi sinifli toplum kurumundan dogmaktadir. Baskinin biçimi sinifli toplumun o günkü biçimiyle belirlenir ve ancak siniflarin ortadan kaldirilmasiyla çözülebilir” der. (Marks; 1968: 418)

Engels de kadinin baski altinda tutulmasini, ‘“tarihsel olarak sinifli toplumun gelismesiyle baslar” diye açiklamistir. “Artik ürünün birikmesini mümkün kilan maddi sartlardaki degisim, toplumsal siniflarin olusmasini getirmis ve buna da tek esli aile, ev islerinin özellestirilmesi ve kadinlarin ortak mülke katkida bulunan taninmis ve saygin üyeler olarak degil, ailelerinin ev hizmetçileri durumuna gelmesi eslik etmistir.” (Engels, 1972:120)

Sinifli toplumda bu baskiyi yaratan nedir? Ve siniflarin kaldirilmasi ile kadinlarin ezilmisligi nasil iliskilidir?

Marks’a göre siniflar toplumda özel biçimdeki isbölümünün sonucudur. Dolayisiyla Marks ve Engels siniflarin ortadan kaldirilmasindan söz ederken, “bireylerin maddi gereçler ve ürüne referansla birbirleriyle olan iliskilerini de belirleyen toplumdaki isbölümünün” kaldirilmasinin geregini anlatirlar. (Marks, Engels; 1971:21) (abç.)

Siniflar, bireylerin üretim araçlarina olan iliskisiyle belirlenir. Dolayisiyla, siniflarin yok edilmesi tüm üretim biçiminin degistirilmesini gerektirir. Bu degisim, “bu özel üretim biçiminin gerekli iliskileri olan tüm ekonomik iliskilerin degismesi”ni gerektirir. Bu da yukarida sözü edilen isbölümünün kaldirilmasi demektir.

Toplumdaki ne tür isbölümü kadin erkek arasindaki esitsizligi yaratmaktadir? Kadinlarin ezilmisliginin altindaki neden olarak ev isleri, çocuklarin ve kocanin bakiminin getirdigi sinirlamalar görülmüstür. Ayni sekilde kocaya yüklenen görev de “ekmegi kazanan” olmaktir. Ailesinin geçimini saglayan ve onlara bakan koca / baba, bu durumdan, baska yasal bir üstünlügü olmadan da otomatik olarak bir üstünlük kazanmaktadir. Bu sekilde ortaya çikan cinsel isbölümü, Marks ve Engels’in ortak yapitlarindan Alman ideolojisi’nde tartisilmistir. Bu cinsel isbölümünü, ‘ilk isbölümü’ diye adlandirarak, ‘“temelinde cinsel eylemin farkliligindan baska birsey olmayan bu isbölümü, daha sonra ‘dogal’ olarak (örnegin fiziksel güçle), ihtiyaçlar, sans vb., ile bugünkü isbölümüne dönüsmüstür” demislerdir. Bu ilk isbölümü kadini ve çocuklari erkegin köleleri haline getirmistir ve Marks’a göre ailedeki bu esirlik ayni zamanda da ilk özel mülkiyettir.

Marks ve Engels tüm sinif farkliliklarinin ortadan kalkmasiyla, bunlardan kaynaklanan tüm toplumsal ve siyasal farkliliklarin da kendiliginden yok olacagini öne sürmüslerdi. Sovyetler Birligi’nde de, özel mülkiyet kaldirildigi için bir sinifin üretim araçlarina sahiplik yoluyla diger bir sinif tarafindan ezilmesinin önü alindigi ileri sürülmüstü. Hersey proletaryanindi, ya da belki küçük bir farkla, proletarya adina devlet bürokrasisi tarafindan sahiplenilmisti. Bu durumda, siniflarin kaldirilmasiyla cinsler arasindaki esitsizligin de yok olacagi savindan yola çikarak, “madem SSCB’de sinifsiz bir toplum kurulmustu, neden esitsizlikler yok edilemedi” diye bir soruyla karsi karsiyayiz. Ya da soruyu farkli koyarak söyle de diyebiliriz: Kadinlarin kurtulusu için gerekli olan ön sartlar SSCB’de ortaya çikmis miydi, çikmadiysa, neden?

Kadinlar da Ayni Gemide

Kadinlarla ilgili olarak ilk tekrar edecegimiz nokta, onlarin konumunun da toplumun geri kalanini etkileyen yapilarla biçimlenmekte oldugudur.

“Maddi hayatin üretim biçimi, toplumsal, siyasal ve entellektüel hayati belirledigi gibi, kadinlarin yasami da bunlardan etkilenmektedir. Sadece ücretli isler degil, aile içindeki durum da toplumun üretim güçlerindeki degisimden etkilenmektedir. Evlilik ve aile, toplumun ekonomik yapisini olusturan üretim iliskilerinin toplamindan gelisen tarihsel kategoriler oldugundan (yani, biçimleri verili devrin ekonomik sistemi tara-findan belirlenir) ‘özel iliskiler’ diye adlandirilan bir hanedeki insanlarin iliskileri, toplumu yöneten kurallarla birlesiktir. Bunun sonucu olarak, modern bireysel aile, kadinin açik yada örtülü esirligi üzerine kuruludur ve modern toplum, bu tek tek ailelerin molekülleri oldugu bir kütledir.” (Engels, 1972:137-8)

Peki, aile içinde ve toplumda kadinlarin ezilmesini engellemek için cinsel isbölümü nasil ortadan kaldirilacak? Bunun basarilabilmesi için yine üretici güçlerin gelismesi gerekmektedir. Bir toplumda mevcut bulunan üretim araçlari belirli bir tip insanin biçimlenmesine yol açar. Marks’a göre insanlar toplumsal iliskilerini üretim sürecinde, toplumsal iliskileriyle uygunluk içinde ilkeler, fikirler ve kategoriler de üretirler. Bu nedenle, toplumun üretim güçlerindeki her degisim, “özel” diye adlandirilan iliskilerde de etki yapar. Marks, ezilmis bir sinifin kurtulusunu, karsit siniflara yer olmayan yeni bir toplumun kurulusunda görmüstür. Bu ‘yeni toplum’un ortaya çikmasi için, “eldeki üretici güçlerle, var olan toplumsal iliskilerin artik daha fazla yan yana var olmasina imkan kalmamis olmasi gerekmektedir.” (Marks, 1964:4)

Toplumun yapisinda bu degisiklik nasil gerçeklesecektir? Yine Marks’a göre, “gelismelerinin bir devresinde toplumun maddi üretim güçleriyle var olan üretim iliskileri, ya da –ayni seyin hukuksal adindan baska birsey olmayan – mülkiyet iliskileri çeliskiye düser. Bu iliskiler, üretici güçlerin gelisme biçimleri olmaktan, onlarin engelleyicisi olma durumuna girerler. Böylece, bir toplumsal devrim çagi baslar. Ekonomik altyapinin degismesiyle birlikte o muazzam üstyapi da asagi yukari çabucak degisir.”

Üstyapidaki degisimle, onun bir parçasi olan ailenin ve kadinin da durumu degisir. Bu savin bizi ekonomik indirgemecilige düsürecegi iddia edilebilir. Ekonomik altyapinin, toplumun yapisini, özellikle esitsizliklerin nedeni gibi görünen ideolojik biçimleri belirlemede böylesi önemli bir yeri olmayacagi söylenebilir. Bu anlasmazligin farkinda olarak Marks üstyapida ekonomik degisikliklerden kaynaklanarak degisimin nasil meydana gelecegini açiklamistir:

“Fikirlerin, kavramlarin, bilincin üretimi, öncelikle insanin maddi eylemi ve maddi iliskileri, hayatin gerçek diliyle dogrudan beraber örülmüstür.” (Marks, 1965:13-14)

“Böyle degisimleri (üretim güçlerinde) göz önünde bulundururken, dogal bilimlerin kesinligiyle belirlenebilen üretimin ekonomik sartlarinin maddi degisimiyle, hukuki, politik, dinsel, estetik, ya da felsefi -kisacasi insanin içinde oldugu çeliskinin farkina vardigi ve mücadele ettigi ideolojik biçimler arasinda bir ayrim her zaman yapilmalidir. Tipki bir kisi hakkinda düsüncemiz onun kendisi için ne düsündügüne dayanmiyorsa, böyle bir degisim dönemi de kendi bilinciyle anlasilamaz; tam aksine bu bilinç maddi hayatin çeliskileriyle, toplumsal üretim güçleriyle üretim iliskileri arasinda var olan mücadeleyle açiklanmalidir.’’

Kadinlarin hiçbir baskiya maruz kalmadiklari bir toplumsal düzen ancak, “herkesin becerisine göre/herkese ihtiyaci kadar” uygulamasinin kendini bir toplumsal gerçeklik olarak dayattiginda mümkün olur. Yani, komünizmde. Bunun olmasi içinse sart, üretim güçlerinin asiri ilerlemesi ve yüksek düzeyde gelismis üretim iliskileriyle beraber bulunmasi, bu sayede kooperatif zenginligin bollugunun olmasidir. Bu da elbette üretim araçlari çok küçük bir azinligin elinde yogunlasmis durumdayken basarilamaz.

Ayni savdan hareketle, sermayenin ortadan kalkmasi da ancak üretim güçlerinin devasa gelismesiyle ve bunun sonucunda antagonist siniflarin ortadan kalkmasiyla gerçeklesebilir. Üretim araçlarinin gelismesi eski toplumsal iliskilerin var olmasini imkansiz kilacaktir. Bir kisinin kazanimi digerinin kaybi anlamina gelmeyince, örnegin üretim araçlarina sahip olmayanlari –artik bu bir imtiyaz olmayacagina göre baski altinda tutmak için de bir neden kalmayacaktir.

Elbette üretim güçlerinin bu denli gelismesi henüz ABD gibi en ileri endüstri toplumlarinda bile gerçeklesmedi. Esitsizliklerin geneline, ya da konumuz olan kadinlarin bu ülkedeki konumuna bakarak da bunu iddia etmek mümkün. Tüm eski sosyalist blo-kun da, dunyadaki benzer gelismislikteki diger ülkelerden farkli olmadiklari söylenebilir. Hatta birçok açidan farkliliklar olsa da ve her ikisi de ekonomilerini farkli sekilde adlandirmis olsalar da, ayni düzeyde gelismis üretim araçlarina sahip olmalari bakimindan, örnegin Türkiye’de kadinlarin konumuyla eski Sovyetler Birligi’ndeki kadinlarin konumu temelde önemli bir farklilik göstermemektedir. Kisacasi, ülkeler arasinda tarihsel, iklimsel, cografi vs. farkliliklar olsa da, üretimin sonuçlarinin dagitilis biçimi aynidir.

Bu bölümde, kadin konusunun daha genis bir düzlemde ele alinmasi gerektigini ve kadinlarin yasam sartlarinda iyilesme saglanmasi için toplumun yapisinda degisim olmasi gerektigini vurguladik. Bu savla, bugün hiçbirsey yapilamayacagini iddia etmiyoruz. Elbette alinacak çok yol vardir. Bu noktaya gelecek bölümde deginecegiz.