ÖZGÜN TÜRKÜ
Globallesme günümüzde en çok tartisilan, üzerinde düsünülen, arastirilmasi gereken bir olgudur. Globallesme bir terim olarak dünyanin küçülmesi olarak tanimlanabilse de, derinine inildiginde ekonomik açidan, ekonomiye bagli olarak da toplumsal, siyasal ucundan tarihin kilometre tasini olusturacak bir öneme sahiptir.
Globellesme, etkin, pratik sonuçlar doguran sicak bir olgu olarak bakildiginda, 1970lerde bas-lamis, 1980lerde hiz kazanarak günümüzde çok büyük bir ivmeye ulasmistir. Genis bir tarihsel pers-pektiften bakildiginda ise global-lesmenin insanligin baslangicin-dan günümüze uzanan gelismele-rin toplaminin dönüsümsel bir sonucu oldugu görülür.
Nasil kapitalist sistem burju-vasiyla, küçük burjuvasiyla, isçi sinifiyla birden bire ortaya çikma-diysa, globallesme de bir anda or-taya çikan bir olgu degil, üretim araçlarindaki ve üretim iliskilerindeki gelismenin ulastigi bir olgunluk noktasidir. Bunun ötesinde kendisi de bir süreçtir, süregelmektedir.
Baslangiçta birbirinden bagimsiz, kendi iç gelismeleri, iç çeliskileriyle yasayan insan topluluklari çesitli yollardan ve çesitli etmenlerle birbirine ulastiktan sonra çesitli alanlarda iliskilerini düzenleyecek bir takim düzenekler gelistirdiler. Dünya sisteminde olusan iliskiler ve bunlari düzenleyen kurumlar önceleri topluluklar (uluslar) arasinda iken bir takim gelismeler sonucu topluluklar üstü (uluslar üstü, global) nitelige ulasacak tarihi bir siçrama yapti. Dünya üzerindeki niceliksel ge-nisleme, yayilma, cografi alanlari tükettikten sonra niteliksel bir de-rinlesme sürecine girdi. Niceliksel yogun emperyalizmin atar damari endüstri iken, niteliksel yogun emperyalizmin atar damari bilim-sel teknolojik devrim ve iletisim alaninda yapilan ilerlemeler ol-mustur.
Bilimsel teknolojik gelismeler kapitalistleri uluslarüstü sirketles-meye götürmüstür. Amaci daha az emek gücü kullanarak, daha derinlemesine sömürüyle daha fazla kar elde edilmesidir. Uluslarüstü sirketler, uluslarüstü kurumlarini da (IMF, WB, OECD, GATT, IEA, NEA) arkalarina alarak dünyanin her kösesinde yayilmak, sömürülerini güçlendirerek sürdürmek için yola koyulmustur. 1980lerde uluslaraüstü tekeller üretimin üçte birinden fazlasini, dis ticaretin yaridan fazlasini ve teknoloji paritelerinin yüzde seksenini elinde tutmaktadir.
Bilimsel teknolojik gelismenin sonucu olarak üretimde isgücü azalmakta, makina insanin yerini almaktadir. Bunun pratikteki göstergesi ise issizliktir. issizlik kapitalist ülkelerde artmakta, gelismekte olan ülkelerde ise, ihracaat ürünlerinin nitelik degis-tirmesiyle (hammadenin yerini yari islenmis ürünlerin almasi gibi) katlanarak artmaktadir.
Sermayenin giderek artan uluslararasi sirketlesme aracili-giyla sinir tanimiyor bir duruma gelisi, üretimin ve dagitimin dün-ya ölçeginde yapilmasini zorunlu kilmaktadir. Dünyadaki gelismis, gelismemis, az gelismis ülkelerin sermayeleriyle, hammaddeleriyle, bilgisiyle ya da bilgisizligiyle ayni alana çekilmesiyle birlikte, uluslaraüstü sirketlerle ulusal kapitalistler arasinda çeliskiler çikmaktadir. Globallesme az gelismis ülke burjuvazisi ile emperyalist burjuvaziyi burun buruna getirmistir.
Globallesmenin diger bir sonucu da, dev uluslarüstü sirketlesmeler araciligiyla mülkiyetin tabaninin genislemesi olmustur.
Globallesme kapitalizmin gelismesi asamasinda kaçinilmaz olarak ortaya çikmistir. Dünya ekonomik, siyasal, toplumsal anlamda bir bütün olma yolunda hizla ilerlemektedir. Bugün bir yerde olusan bir kriz dünyanin her yanini sarsmaktadir. Artik istenilse de istenilmese de, dün-yaya duyarli olmak zorunlulugu vardir. En belirgin örnegi Dogu Asyada ortaya çikan krizler zin-ciridir. En günceli ise Endonez-yada yasananidir.
Büyük kapitalist güçler nefes almak, yasamlarini sürdürebil-mek için rekabet sartlarini artir-mak, yapilarini güçlendirmek du-rumundadir. Bunun yolu ise kapi-talist sirketlerin sürekli ve genis-leyen bir biçimde birlesmeleridir. Örnegin, 1997 yilinda ABDdeki en büyük 10 sirket birlesmesinin ekonomik hacmi 165.8 milyar dolar iken, 1998 yilinda, daha yariyil bitmeden sadece üç birlesmenin hacmi 193.6 milyar dolara ulasmistir. Az gelismis ya da gelismekte olan ülke kapitalistleri ya kendilerini gelistirip uluslarüstü tekeller kervanina katilacak, ki bu oldukça güç görünmektedir, ya da yok olacaktir.
Kapitalizm, kendi açmis oldugu globallesme yolundan ortaya çikan sorunlari çözmek için çirpinmaktadir. Çözüm için en sik basvurulan kurum IMFdir. On yillardir yinelenen IMF reçeteleri ulusal erkin islevini bir kenara itmesine karsin islememektedir. Sorun siyasal üst yapida degil, ekonomik alt yapidadir.
Kapitalizm, isçilerin omuzla-rina basarak ulastigi teknoloji, bilgi düzeyi, üretim araçlari, ileti-sim alanindaki gelismelerin dün-yasallasmasinin önüne geçeme-mektedir, geçemeyecektir. Bugün-kü ulasilmis gelismislik düzeyi burjuvazinin degil, dünya tarihsel sürecinin ürünü, isçi sinifinin emegidir. Sahibi de burjuvazi degil, dünyasal ölçekte isçi sinifi olacaktir.