Marks, isçilerin üretim süreciyle olan iliskileri üzerine kapitalizmin olumsuz etkilerinden söz ederken yabancilasma kavramini çok özel bir anlamda kullanir
Bu kavrami farkli bir sekilde, gelismis kapitalist ülkelerde bir çoklarinin hissetttigi psikolojik yalnizlik ve toplumsal soyutlanmadan söz ederken de kullanmak mümkündür
J. DIYAROGLU
Marksin Kapitalini okuyan herkes, yabancilasma kavramini bilir. Bu kavrama göre, kapitalist sistem altinda isin, isçiyi kendi ürettigine yabancilastirdigi ileri sürülmektedir. Üretim süreci giderek artan bir isbölümüyle daha çok parçalara ayrildikça, isi basit, tekrar edilen, fazla beceri ve yaraticilik gerektirmeyen görevler haline getirmektedir.
Marksa göre isçiler kapitalist çalisma süreci içinde insanliklarini yitirmekte, sermayenin ihtiyaçlari için sadece makinanin bir uzantisi durumuna gelmektedirler. isçi için is, sikici, sürekli tekrar edilen ve yasami için gerekli parayi kazanmaktan baska bir anlam tasimayan bir görev haline gelmektedir. isinde hiçbir gerçek keyif, tatmin ya da anlam yoktur.Isçi, yaptigi isin sonucuna, ürünlerine yabancilasmistir.
Marks, isçilerin üretim süreciyle olan iliskileri üzerine kapitalizmin olumsuz etkilerinden söz ederken yabancilasma kavramini çok özel bir sekilde kullanmaktadir. Ancak bu kavrami farkli bir sekilde, gelismis kapitalist ülkelerde bir çoklarinin hissetttigi psikolojik yalnizlik ve toplumsal soyutlanmadan söz ederken de kullanmak mümkündür.
Bununla ne demek istiyoruz? insanlar öncelikle toplumsal can-lilardir. Bir tutukluya verilecek en agir cezalardan birisi -iskence ve ölüm hariç- uzatilmis tekil hücre cezasidir. Kendi istekleri disinda uzun süreler öteki insanlardan soyutlanmak birçoklari için ruhu parçalayan bir deneyimdir. Yiyecek ve barinacak ihtiyacini karsiladiktan sonra, insanlarin en çok ihtiyac duydugu, diger insanlarla iliskidir.
Kendi mutlulugunuzu bir düsünün. Elbette ailenizle, arkadaslarinizla, is çevresinde olan iliskilerinizle, belli bir yerlere ait olma, daha büyük gurubun deger verilen bir üyesi olma duygusu, yoldaslarinizla ayni ideali paylasma duygusu
Ayni zamanda, kendi toplumsal iliskilerimizden kim oldugumuzu da ögreniriz. Daha genis bir toplumun parçasi olma duygusuyla kendimize deger vermeyi ögreniriz. Ancak bir toplulugun parçasi olarak kendi kimligimizi kazanabiliriz.
Bu toplumsal iliskiler için gerekli olan araçlar yok edilirse, ait olma duygumuzu, kendimize saygi ve sevgiyi ve kimligimizi kaybederiz.
Kimligimizi kaybetme duygu-su (ancak daha büyük bir toplu-lugun üyesi olmakla kazanilan birey olma duygusu) kaybedildi-ginde de insanligimizin bir parça-sini kaybetmis oluruz. Yabancila-siriz. Baskalarina ve kendimize yabanci oluruz.
Gelismis kapitalizmin bize bunu yaptigina inaniyorum. Bu yabancilasmanin nasil olustugunu gösteren bazi örnekler verecegim:
Birincisi maddi zenginlik. Bireylerin, kosullarinin istedigin-den daha fazla zenginlik toplamaya ugrastigi, rekabete dayali bir toplum nasil olur da parçalanmis olmaz? Zengin ve yoksul arasinda bu kadar büyük kutuplasmanin oldugu bir toplumda yoksullarin zenginlere düsmanlik, zenginlerin de yoksullara kusku beslemesinden daha dogal ne olabilir? Zenginligin dagiliminda böylesi bir esitsizlik, bir toplumun beraberligini çürütecek en önemli etkendir, ancak kapitalizm bunun üzerine kuruludur.
Kapitalist üretimin isçileri yabancilastirdigindan söz ettik ama peki ya tüketim süreci? Örnegin, ingilterenin gida ihtiyaçlarinin %80ini süpermarketler sagliyor. Büyük süper-market zincirleri, ekonomik olarak daha avantajli durumda olduklari için küçük dükkan sahiplerine giderek daha fazla baski uyguluyorlar. Sehir disina kurulu büyük alisveris mer-keziyle, mahallenin küçük dükkanindan alisveris yapmayi karsilastirin. Süpermarkette bir alicisi-niz, somut bir birey degilsiniz. Çalisanlardan ya da diger müsterilerden herhangi birini tanimaniz çok küçük bir olasiliktir. Çevrenin kendisi de (genis fonksiyonel bir bina ve siralar dolusu seri halinde üretilmis gida ürünleri) yabancilastiricidir. Küçük dükkan, çevre topluluguna hizmet verirken gida ürünlerinden farkli birsey daha sunmaktadir, sürekli müsterilerin karsilastigi, adlariyla tanindigi, komsularin birbirini tanidigi bir bulusma yeridir.
Baska, daha incelikli yollarla da kapitalizm bizi birbirimizden yalitlamaktadir. Gida, bir zamanlarin paylasilan sosyal aktivitesi, artik bireysellesmektedir. Endüstri öncesi toplumda bir kaptan paylasilan yemegi bir düsünün, bir de bugünkü fast-foodu. Ingilterede herhangi bir kasabaya gidin ve birseyler yemek isteyin. Seçenek-ler nelerdir? Uluslarüstü sirketler her yerde yayilmistir. Müsterilere oldukça bireysellestirilmis ancak ayni standartta gida satilmaktadir - hamburger, patetes, bir içecek. - Sadece o müsterinin tüketimi için. Tek tek plastik paketlerdeki gida maddeleri, artik paylasilan bir toplumsal merasim degil, bireysellestirilmis bir meta haline gelmistir.
Müzik de bir metaya dönüsmüstür. Seri üretim, paketlenip kendi basina (yabancilastirici bir biçimde) bunu tüketecek müsteriye satilmaktadir. Bundan 1000 yil önce müzik, onu yapanlar tarafindan dinlenmekteydi. Müzigin keyfini almak için, ona bir sekilde katilmak da gerekliydi. Toplumsal olarak birbirine baglayici bir deneyimdi. Sadece piyasaya karsi sorumlu büyük bir müzik endüstirisi simdi farkli yas guruplari için farkli müzikler üretmektedir. Müzik artik kollektif, insanlari birbirine yaklastirici toplumsal bir aktivite degildir.
Örneklere devam edebiliriz. Kamu tasimaciligi özel arabalarin çogalmasiyla azaldi. Kasabalari-miz ve sehirlerimiz kollektif akti-vite için publar, dükkanlar, baska merkezler olmayan yerlere dönüs-müstür. Birçok insan için günlük hayat evlerinden çikmak, arabala-rina binmek, islerine gitmek, isten sonra süpermarkete ugramak ve evde televizyon önünde bir gecedir. Yan komsularini bile görüp konusmadan günler, haftalar geçebilir. Yankapi komsularini tanimiyor bile olabilirler. Büyük ihtimalle en yakin çevrelerine bile yabancilasmislardir.
ingilterede milyonlarca insan ne oldugunu, neden oldugunu anlamasalar da, mutsuzdurlar. Her yil intihar oranlari artmaya devam ediyor. Yeme bozukluklari (oburluk ya da anoreksiya, bulumiya) artmakta. Doktorlar bunalim için ilaç reçetelerini giderek daha çok yaziyorlar. Genç insanlar her geçen yil daha genç yaslarda uyusturucu kullanmaya basliyorlar. Alkolizm artiyor. Bunlar mutsuzlugun göstergeleridir ve sadece Ingilterenin kötü havasi yüzünden de degildir. Toplumun yapisinin örgütlenisindeki bozukluklardan kaynaklaniyor.
Bu davranislari gösterenler gelismis kapitalizmin psikolojik etkilerine en açik olanlardir ama herkes de su ya da bu sekilde etkilenmektedir.
Uyusturucu aliskanligi, dep-resyon, mutsuzluk ve yalnizlik toplumdaki daha derin bir hastaligin göstergeleridir. Bu hastalik, bugün toplumu yapilandiran kapitalizmin güçleri tarafindan yönlendirilen toplumsal yancilasmadir.
Bu güçler insanlari fiziksel, psikolojik, toplumsal, ekonomik, her yönden birbirinden uzaklastirmak üzere çalisiyor. Buradan dogan mutsuzluk, istemi besliyor. Reklamlardaki mesajlar bir ürünü kullanarak mutlu, basarili, mükemmel, özlem duyulacak hayatlari olan insanlari gösteriyor. Bir ürünün alinmasi -bir araba, streo, dondurma bizi de mutlu edecektir! Ama bu bir hayal. Gerçekte mutluluk ve ruh sagligc asil imal edilemeyecek, alinip satilamayacak olan, ancak katilimla olusturulan (bir yere ait olma, kimlik ve özdegerini bulma), uyumlu bir toplumun parçasi olmakla mümkün. O günler ise sosyalizmle gelecek günlerdir.