Iskence, gözalti kayiplari, yargisiz infazlar, hepsi kapitalizmin ruhundadir
ÖZGÜN TÜRKÜ
Her sistem kendini korumak, varligini sürdürmek için bir takim baski ve savunma mekanizmalari gelistirir. Bunu yapmak zorundadir da. içind bulundugumuz kapitalist sömürü düzeninin bekçiligini yapmakta olan devletler siyasal, toplumsal kurumlariyla bireyin gelismesini baski altinda tutarak toplumsal bilinçlenmenin önüne set çekmekte, herseye ragmen, kaçinilmaz olarak olusmus ilerici toplumsal hareketi ortadan kaldirmak için her türlü hukuksal, fasizan, vurucu-yokedici güçle-rini kullanmaktadir. Yok etme si-rasinda hedef, bilimsel eserlerden insan varliginin kendine kadar canli-cansiz bütün ögeleri kapsar.
Gelismis ülkeler çesitli top-lumsal ekonomik politikalarla, yaptiklari sömürünün de yardimiyla, toplumsal harekete kendi istemleri dogrultusunda yön verebilmekte iken, az gelismis ülkeler büyük ekonomik krizler (gelir dagilimin büyük ölçüde dengesizligi, issizlik ve enflasyonun hizli artisi gibi) nedeniyle ki bu sorunlari çözecek kaynak araci ve güçten yoksundurlar. Toplumda olusan siyasal bilinçlenme ve tepkiyi ortadan kaldirmaya yönelik baski uygulamak dirumdan kalmaktadir.
Daha somut olarak düsüncenin, düsünceye ulasmasindabasvurulan ve ya da düsüncenin sonucunda olusturulan eserlerin, düsünenlerin yok edilmesi hedeflenir. Eger istenilmeyen, çikarlara ters düsen bir sey, bir durum degistirilemiyorsa yapilacak tek sey onun bütünüyle ortadan kaldirilmasidir.
Egemen siniflarin çikarlarina hizmet vermek amaciyla olus-turulmus hukuk sitemi olagan-üstü kosullarda her türlü baski yolunu mesru görmektedir. Bu yollara arasinda en yaygin olan-lari iskence, yargisiz infazlar, faili meçhul! (aslinda faili devlet olan) cinayetler ve gözaltinda ka-yiplardir. Türkiye bu tür olaylarin siklikla yasandigi ülkeler arasindadir. Guetamala, Latin Amerika ülkelerini,Sili, Nikaragua, El Salvador, Hindistan, irani diger basta gelen ülkeler arasinda sayabiliriz.
DGM Bassavciliklarinda bekleyen faili meçhul cinayetler dosyalari sistematik olarak artmaktadir. 1990dan bu yana gözaltinda kaybolan insan sayisi resmi rakkamlara göre 600ü asmistir. Ki bu sayi gerçeginde bunun çok üstündedir. iskence, -her ne kadar burjuvazi üstünü örtmeye çalissa da- sistematik olarak uygulanan uzmanlik! alanlarindan biri olmustur. Insanliga ve insan haklarina aykiri bütün uygulamalara son verilmesi için demokratik toplumsal guruplar (istanbulda üç yili askin süredir eylemlerini sürdüren Cumartesi Analari gibi) ve devrimci siyasal örgütlerce mücadele verilmektedir.
Mücadele verilirken basvu-rulan yollardan birisi de ulus-lararasi insan Haklari örgütlerinin (insan haklari Adalet Divani, Av-rupa insan Haklari Mahkemesi, Uluslararasi Af Örgütü gibi) des-teginin alinmasidir. Bu örgütlere basvurulmasinin elbette ki demokrasi mücadelesinde bir anlami ve yeri vardir. Ama unutmalayim ki, bu örgütler de kapitalist sistemin olusturdugu mekanizmanin bir parçasidir. insan haklarina olan duyarliliklari sistemin güvenliginin korunmasiyla sinirli kalmistir, kalacaktir. Bunun bilinciyle yapilacak her türlü propaganda çalismamiz, gerçek insan haklarinin savunusunun sosyalist fikirlerde yattigini göstermektedir.
Denize düsüldügünde yilana sarilmak köklü bir çözüm getirmese de, sistemin iki yüzlülügünü ve içinde bulundugu çözümsüzlügü gün isigina çikarmaktadir. Sistemin tüm çözümsüzlügüyle ve iki yüzlü kurumlariyla ortadan kaldirilmasi için mücadeleye, zafere!