Halkimiz ileri demokratik kazanimlar elde etmek, Kürt ve Türk halkinin kardesligini saglamak ve pekistirmek için kendi insiyatifini kullanmak zorundadir ve bunun yolu da örgütlenmektir, Halk Meclisleridir.
GÜNES YANMAZ
Türkiye toplumu, tarihinde hiçbir zaman bu kadar kirli, onursuz, sahtekar, yöneticilere sahip olmadi. Dünyanin hiçbir demokratik ülkesinde bu kadar kirlenmis baska bir parlemento yok. Fasist çeteler, gerici yobazlar, herbirinin degeri milyarlarca lirayla ölçülen koltuklarda oturup kendi aralarinda çikar pazarliklari yaparak sözümona halki idare ediyorlar. Oysa yaptiklari teksey yeni yalanlar üretmek ve pisliklerini, rezilliklerini örtmeye çalismak. Ama bütün bu çabalar bosuna; bu ahlaksiz siyasetin kirliligini artik hiçbir boya kapatmiyor.
Aslinda söyle bir düsünelim. 1950lerden beri ne degisti? Oyunculardan baska hiçbirsey. Her seçimde biraz daha yozlasma, Türkiye Cumhuriyeti parlementosu her dönemde biraz daha onursuzlasarak, biraz daha kirlenerek bugünlere geldi. Siyasal bilinç, siyasal ahlak ve kültürden yoksun politikacilar çikarlari ugruna dini ve sövenizmi oksayip, kollayarak fasizmi ve irticayi bugüne tasidilar. Bugün yine ayni oyunlarla halkimizi uyutmaya çalisiyorlar. Her seferinde demokratiklesme dediler, yalandi. Bugün yine söyledikleri bütün güzel sözler yalandir, yarin da yalan olacak. Gerçek olan su ki, her alanda anti-demokratik uygulamalar artarak devam ediyor.
Dogru ve gerçek bir demokratik mücadelede motor güç halk yiginlari olmalidir. Bugüne kadar bu oldu mu? Hayir, Cumhuriyet tarihi herzaman halki bastirma tarihi oldu. Herseyden önce gerçek bir demokratiklesmenin yolu halk insiyatifinin önünün açilmasiyla baglidir. Fasist-gerici çikislar haricinde hangi toplumsal çikisa demokratik bir yaklasim gösterdiler? Her seferinde toplumsal muhalefeti bastirma yolunu seçtiler.
Halkimiz ileri demokratik kazanimlar elde etmek, Kürt ve Türk halkinin kardesligini saglamak ve pekistirmek için kendi insiyatifini kullanmak zorundadir ve bunun yolu da örgütlenmektir, Halk Meclisleridir. Burjuva devlet hiçbir zaman halkin devleti olamaz, hiçbir zaman olmamistir, bunun tarihte örnegi yoktur.
Kürt sorunu çözümü yalani ve bölgenin ekonomik kalkinma programi
Kürt halkinin üzerine siddetle saldiran Türkiye Cumhuriyeti devleti son zamanlarda bu sorunu çözdügünü! ilan ediyor. Oysa siddete, baskiya, zulme dayanan tek yanli bir çözüm olabilir mi? Onlarin çözümden kasitlari, yürüttükleri savas ve son siralarda gurur! duyduklari Semdik Sakik olayidir.
Oysa siyasal ve toplumsal bir uzlasma olmadan, herseyden önce Kürt halkina kendi kaderini tayin hakki tanimadan sorunu çözme safsatasi kabul edilemez. Öncelikle Kürt halkina kendi kaderini tayin etme hakki taninir, ancak ondan sonra eger Kürt halki isterse onlarin siyasi temsilcileriyle (ki bu objektif olarak PKKdir) anlasma masasina oturulur. Alinan kararlar her iki ulusun siyasi temsilcilerinin ortak açiklamalariyla dünya kamuoyuna duyurulur. Bu en basit demokratik uygulamadir. iste o zaman sorunun siyasal çözümünden bahsedilir ve ancak o zaman ekonomik kalkinma programi üzerine fikir yürütebiliriz. Zaten yukarida tanimladigimiz anlayis çerçevesinde bir siyasal uzlasma olmadan hiçbir ekonomik program uygulanamaz. Kaldi ki olaganüstü halin sürmesi, iskence ve siyasal cinayetlerin devam etmesi PKKnin diyalog ve siyasal uzlasma çagrilarinin reddedilmesi, kazandigini zannedenlerin yenilgisidir.
Ekonomik kalkinma plani dedikleri nedir? Bu da komik bir yalandir. Hükümet yurtdisindaki emekçi halkimiza çagri yaparak olaganüstü hal bölgesi olarak bilinen 22 ilimize yatirim yapmalari çagrisinda bulunuyor. Buna göre bölgeye yatirim yaparak en az 10 kisiye istihdam olanagi saglayacak yatirimlara bedava arsa verecek, vergi kolayliklari saglayacak ve isçiler için de 2002 yilina kadar SSK primi ödenmeyecek! Bahsedilen ekonomik kalkinma planinin tamami buymus! Buna kargalar bile güler. Bu plan hükümetin yalanlarina güzel bir örnek daha olusturmanin ötesinde hiçbirsey ifade etmemektedir.
Irticayla mücadele yalani
Bugüne kadar irticayla mücadele konusunda Refah Partisinin kapatilmasinin disinda hiçbir ilerleme yok. Aslinda partinin kapatildigini iddia etmek de dogru olmaz; degisen tek sey ismidir. Yukarida da belirttigimiz gibi, siyasi bilinç, ahlak ve kültürden yoksun politikacilarin kendileri, çikarlari ugruna dini ve sovenizmi kollayarak irticayi bugünlere tasidilar. Bugün de hala ayni yöntemlerle halki uyutmaya çalisiyorlar. Göstergelerde hiçbir degisiklik yok; Strateji Mori arastirma kurulusunun yaptirdigi son ankete göre bugün seçim yapilsa söyle bir sonuç bekleniyor:
ANAP % 19
Fazilet % 18
DYP % 14
CHP % 13
MHP % 12
HADEP % 4
Diger % 4
Üç asagi bes yukari herkes yerini koruyor. Bugün seçim yapilsa tek fark MHPnin meclise girmesi olabilir. Bu da fasist tirmanisin devam ettigi anlamina gelir. Eger irticayla ciddi bir mücadele olsaydi bu anket elbette bu sekilde çikmazdi.
Tekelci burjuvazinin irtica ile mücadele görüntüsü altinda sürdürdügü asil mücadelesi devrimci güçlere karsidir. Bunalimdan bunalima kosan burjuvazinin bu tür yollara basvurmaktan baska çaresi yoktur! Ama o yollar da çikmaz sokaktir. Korkularinin gerçeklesmemesi tarihin büyük çarklarinin dönüsüne aykiridir.
Ecevit ve Fetullah dostlugu
Demokratik sol ve laik! oldugunu her firsatta dile getiren hükümet ortagi Ecevit bakin Fetullah Gülen hakkinda neler söylüyor:
Bazi çevrelerin, her türlü dine bagliligi irtica gibi göstermesine aklim ermiyor. Dine agirlik veren her toplulugun mürteci ve gerici sayilmasini da içime sindiremiyorum.
Nasil oluyor da bunca siyasal deneyime sahip bir politikaci Fetullah Hoca toplulugunu dine agirlik veren bir topluluk olarak görüyor? Yillarin yalancisi yine yalan söylüyor. Ecevit herseyi çok iyi biliyor ve çarpitiyor, akli sira gelecek seçimlere yatirim yapiyor!
Acaba Fetullahin gerçek yüzü böyle midir?
1990-91 yillarinda Fetullah Gülenin yaptigi konusmalari içeren kasetlerde devleti ele geçirmek ve seriat devleti kurmaya yönelik vaazlari yer aliyor. Gülen 1991 yilinda Bahçelievler Yeni Camideki vaazinda müslümanlari ekine benzeterek; Müminler ekin gibidir, yatar yine kalkarlar. 70 sene evvel yattik, simdi kalkiyoruz. Kiblesiz, allahsiz, peygambersiz %30lara ulasan bir nesil var demistir.
Ölçü adli kitabinda da kadinlara ait düsüncelerini anlatan Gülen, kadinlari üçe ayiriyor:
(...) Üç çesit kadin vardir. Sokak kadini, zevk kadini, ev ve hizmet kadini. Hafifmesrep sokak kadini çamura düsmüs bir cevhere benzer, zek kadini gözbagci iblislere, ev ve hizmet kadini ise sonsuzluk soluyan cennet hurilerine
Bunun gibi daha yüzlerce örnek var. Böyle örgütlü bir toplulugu, anti-laik görmemek küçük hesaplar pesinde kosan, küçük aptallarin isidir.
Ayni hükümetin Maliye Bakanligi, Ankaranin gelisme merkezlerinden Çayyolunda ormanlik için ayrilan 5 trilyon degerindeki orman arazisini Gülenin üniversitesine 2,7 trilyona peskes çekti. iste bunlarin irticayla mücadelesi budur. Bu durumda bu hükümetin irticayla mücadelede samimi oldugunu düsünebilir miyiz?
Diyanet islerinin önündeki 12 yillik plan
20 Nisan 1998 tarihli Hürriyet gazetesinde Diyanet tarafindan hazirlanan 2010 plani yayinlandi. Hükümete sunulacak bu plana göre 12 yil içinde 33 bin 100 yeni cami açilmasi hedefleniyor. Böylece halen 73 bin 523 olan cami sayisi (bu Cumhuriyet tarihinde bugüne kadar olan toplamdir) 12 yil sonra 106 bin 623e çikacak. Ayni plan çerçevesinde, 2 bin 700 yeni kuran kursu faaliyete girecek. Yine bu planla 242 bin 112 imam-hatip lisesi mezununa da is imkani saglanacak. Su anda 6 bin 518 olan kuran kursu sayisi (gizli kurslar buna dahil degil) 12 yil sonra 9 bin 218e çikacak.
Bugünkü sayilar 12 yil Artis sonra
Camiler
73 bin 523 106 bin 623 % 30
Kuran Kursu
6 bin 518 9 bin 218 % 30
70 küsur yillik cumhuriyet tarihinin hiçbir 12 yilinda %30luk bir artis olmamistir. irticayla mücadelenin uç noktasinda durum böyleyse toplum laik-seriatçi çatismasina, yani bir iç savasa gebedir.
Baska bir kamuoyu arastirmasina göre halkin siyasi partilere olan güveni % 14 civarindadir. Orduya olan güvense % 85 civarinda. Yani halk kendi seçtigi parlementoya güvenmiyor, orduya güveniyor. Bu da son siralarda ordunun laiklik sapkasini takip, göz boyamaca çalismalarinin bir sonucudur. Ordunun laiklik sapkasini takmasinin kandirmacadan öte birsey olmadigi devrimciler tarafindan sürekli propaganda edilmelidir. Öte yandan, bu durumun devrimci hareket açisindan ders çikarilmasi gereken önemli bir toplumsal gösterge oldugu da gözlerden kaçmamalidir.