ALEVIGIN ISLAM ÖNCESI KAYNAKLARINA KISA BIR BAKIS

Alevilik, “heterodoks Islam” tanimi sakli kalmak kaydiyla, Islamin materyalizme dönük yüzüdür. Islamin içinden çikip disa tasmistir. Dogmatik, degismez kurallari ve biçimselligi kirarak, kendi nesnel kurallarini yaratacak olan özgür düsünceye tasinmistir. Yeserdigi, filizlendigi topraklarin kültür, inanç ve felsefelerini özümseyerek Alevilik sentezine ulasmistir. Bu yüzden, Islamin metafizik degerlerinin kendi öz mantigi içinde akil-disiligi yasamakta olan Sünniligin, Alevilikle çeliskisi hep sürecektir.

HALIL DERVIS

Bütün dinlerde ‘degismez düsünce-inanç’ anlamina gelen Ortodokslugun karsisinda, mut-laka Heterodokslugun (aykiri, farkli düsünce-inanç) yükseldigini görürüz. Bu baglamda 650’lerden baslayarak yükselen Alevilik, çesitli akim ve siyaset adlariyla, tüm Orta Dogu ve Orta Asya’yi içine alan genis bir cografyada çaglar boyu varligini sürdürerek Anadolu’da son duragini bul-mustur. Ortodoks islamligi Sün-nilik, heterodoks islamligi ise Alevilik temsil etmektedir.

Bize göre Alevilik, “hete-rodoks islam” tanimi sakli kalmak kaydiyla, islamin materyalizme dönük yüzüdür. islamin içinden çikip disa tasmistir. Dogmatik, degismez kurallari ve biçimselligi kirarak, kendi nesnel kurallarini yaratacak olan özgür düsünceye tasinmistir. Yeserdigi, filizlendigi topraklarin kültür, inanç ve felsefelerini özümseyerek Alevi-lik sentezine ulasmistir. Bu nedenle, islamin metafizik deger-lerinin kendi öz mantigi içinde akildisiligi yasamakta olan Sünniligin, Alevilikle çeliskisi hep sürecektir.

Alevilik, islamin dinsel çerçevesinde Ali’nin adina bagli olarak yükseldi. Ama daha bas-langiç sürecinden itibaren islam disi inanç, felsefe ve dinlerin top-lumsal, moral ve tanri anlayis-larindan ögeler almasi ve bu özelligini kesintisiz sürdürmüs olmasi nedeniyle Aleviligin islam disinda bir inanç sistemi gibi algilanmasi gerektigi ileri sürül-mektedir.

Alevilik gerçekten islamin disinda midir?

Bu iddiayi sürdürenlerin sunu unutmamalari gerekirdi: islam Peygamberinin, on yil gibi çok kisa bir zamanda (622-632) Medine’de andlasma, uzlasma ve ortak savunmayla, ‘Tanrinin ve onun elçisi huzurunda, kitap sahibi diger din mensuplari da dahil bütün inananlar esittir. Kimse kimseden üstün degildir’ diyen tanrisal demokrasi (Theo-democracy) ilkeleri temelinde kurdugu Kabileler Federasyonu devlet olma asamasindaydi.

Ama asil Hicret’in ilk yil-larinda hazirlanip kabile baskan-lari tarafindan onaylanmis ‘Medine Vesikasi’ ya da ‘Medine Federasyonu Anayasasi’nin ge-tirdigi ‘Kardeslik Sözlesmesi’nin o ana kadar Arap Yarimadasi’nda görülmemis ve yasanmamis ku-rallariyla esitlik egilimli bir toplum yaratilmisti ve sosyal düzen kökünden degisime ugruyordu. Ortak kazanip ortak-lasa yemeyi ve herseyi paylas-mayi ve hatta kardeslesenler arasi veraseti getiren bu sözlesmeye (Kurân Sure: 8, Ayet: 72) uyularak, daha ilk asamada Hattap oglu Ömer dahil 95 Muhacir (Göçmenler) ve Ensar’dan(yerli Medineliler) kisi kardeslesmisti. (Prof.Dr. M. Hamidullah, Çev. Prof.Dr.Salih Tug, Resulullah Muhammed, istanbul-1992, s.112-117) Alevilik toplu tapinmasi Cem’in en önemli kurumlarindan olan Musahipligin temeli burada atilmisti. Demek ki Medine islamligini farkli kate-goriye sokmak ve iyi incelemek gerekiyor.

Muhammed’in dünyadan göç-mesini izleyen daha ilk on yil içinde Medine islamliginin getirdigi düzenin toplumsal esitlik kurallarindan eser kalmadi. islam-lik, bezirganlarin, büyük toprak sahipleri ve fetihçi asker oligar-sisinin eline geçmis ve kurallari onlar koymaya baslamisti. Ali, çevresindeki bir avuç siasiyla barisçil siyaset yöntemi uygulayarak eski düzeni geri getirmek için bosuna çaba harcadi. Muhammed’in ölümün-den tam yirmi dört yil sonra Abdullah ibn Saba, Ali adina halki ayaklandirarak Küfe, Basra ve özellikle Misir’dan getirdigi isyanci halk güçleriyle Halife Osman’i alasagi etti. Ama artik is isten geçmisti. Çünkü çeyrek yüzyil içerisinde olusan yeni siniflar öylesine güçlenmislerdi ki, iktidara getirilmis olan Ali’nin onlari ortadan kaldirmasi olanaksizdi.

Baslangiçtan itibaren bütün Alevi siyasetleri ve baskaldirilari Ali’nin ve onun soyundan gelenlerin adina yapilmistir. Ve Medine islamligina hep özlem duyulmus, simgelesmistir. O düzen örnek gösterilmis ve o düzenin gelistirilerek uygulan-masi istenmistir. Aleviligin Medine islamligiyla da ilgisi yok-tur diyebilir misiniz? Devletlesen islamlik az önce sözünü ettigimiz siniflarin çikarlarina hizmete baslamis ve bu siniflarla birlikte Emevi (daha sonra Abbasi) hane-daninin halklar üzerinde zulüm ve baski araci olmustur. Aleviligin bu Ortodoks islamla, yani Sünnilikle hiçbir ilintisi yoktur; ancak bu baglamda islam disidir.

Peki, Alevilik islam’dan ya da Ali’den önce var miydi?

Alevilikteki birçok inanç ögeleri, örnegin insanbiçimliligi ya da insan-tanri birligi (anthropo-morphism), tanriya ulasma-tanrilasma (Theosis), ruhun bir bedenden digerine geçmesi (reincarnation) vb. islam’dan çok önce vardi; i.Ö. 3 binlerdeki Misir dinlerine iner kökenleri. Velilik, yani evliya (tanri dostlari), Üçler ve Besler kümesi (Trinity ve Pendatism) ve nurdan kutsal varliklar inanci da (yani Alevi-likteki Allah-Muhammed Ali üçlemi ve Ehlibeyt Beslisi ve bunlarin Tanrisal nurdan ve onun parçalari oldugu biçimindeki inanç ögeleri) islam öncesi din ve inançlarda mevcuttu. Bu ögeler Alevilikte bütünlesip bir sentez olusturmus ve kaynagina yabanci-lasmistir. Elbette ki ayni mantikla, yani tek tek inanç ögelerini ele alinca, Aleviligin islamdan önce, baska bir deyimle Ali’den önce de var oldugunu söylemek olasidir. Ancak Alevilik syncretismi, yani islam içinde bu çok çesitli inanç ve felsefi ögelerin olusturdugu sentez, Ali’den ya da islamdan önce degildir. Bundan dolayi Aleviligin, kendisini olusturan inanç ögeleri baglaminda, yani bu ögelerin kaynaklarini tanimak bakimindan, islam önceligi üzerinde durmak gerekiyor.

insan biçimli tanri ve tanrinin insanda görünüs alanina çikmasi, insanin tanrilasmasi konusu i.Kaygusuz’un “Görmedigim Tanriya Tapmam, istanbul-1996, s.55-70)” adli kitabinda ‘Enelhak, Tanrilasma (Theosis), Madde-Tanri Birligi’ basligi altinda genisçe incelenmistir.

Alevilikteki ‘dondan dona geçmek, don degistirmek, yani Ali’nin Haci Bektas, Sah ismail vb. çagin kurtaricilari ya da evliya donuna girdigine inanis’ ‘ruhun bir baska bedene geçisi, dönem dönem kutsal ruhun baska beden de yeniden dogusu’ anlamina gelen reincarnation inancinin yansimasidir. Hindu dini ve onun Vedantik kutsal kitaplarinin (Veda-Bhagavata Gita) belirledigi inanç felsefesinde reincarnation temel ilkedir. Genis dünya çaglari içerisinde yugas adi verilen ruhlar tek tek bir bedenden digerine geçer; hersey yaratilir, yokolur ve sonra yeniden yaratilir. Yasamin bir devir daim süreci oldugu düsüncesi onlarin dünya görüsünü her düzeyde etkiler. Gautama Buddha (i.Ö.563-483) ögre-tisinde, yani Budizm’de, Hindu dininde oldugu gibi ‘ölümsüz ruh (Atman)’ yoktur. Onun için Budistler reincarnation inancini yeniden dogus olarak anlarlar. Gauthama Buddha, ‘Tibetlilerin Ölüm ve Yasam Kitabi’nda söyle demektedir: “Çesitli dünya çaglari içerisinde bir, iki, üç kere, elli kere…yüzbin kere yeniden doguslarla içlerinden geçmis oldugum çok çok (önceki) varliklari (varoluslari) yeniden animsadim.”

Reincarnation, Hindu-Brahmanizm, Firavunlar dönemi Misir dinleri, Yunan ve Roma Polytheismi, Budizm, Taoism, Zoroastrianism (Zerdüstlük), Sikhism, Gnostism, Shamanism gibi pek çok dünya dinlerine temel olan bir inanç ögretisidir. Misir tanrisi Toth - Hermes Trimegistos, magnus Zoroaster inanç ve felsefeleri Platon ve Pythagoras gibi Yunan filozoflari araciligiyla Orfeus inanci olarak Yunan mitolojisine giriyor. Bu inançta ruh, günah islemis bir vücuda giriyor. Orada ceza çekiyor. Görülmeyen dünyada cezasini çektikten sonra yeni bir vücuda giriyor. Bu devirdaim süreci Hindu Samsarasina (tekerlek) benziyor. Yunan filozofu Pythagoras’da reicar-nation inancinin temeli, canlilar arasinda basibos dolasan ruhlarin istedigi gibi bir hayvan, bir baska insan vücuduna giren, durmadan yer degistiren ve hiç ölmeyen ruhlarin göçetmesidir. (A T Mann, The Elements of Reincar-nation, Melbourne-1995, s.1, 19-20, 35-37)

Ali’nin ya da kutsal ruhun çaglar içinde dönem dönem bir Veli’de, önderde-kurtaricida ortaya çiktigina inanilmasi ve bunun yayginlastirilmasi, Sabailikten basliyarak Kizil basliga kadar Aleviligin bütün ihtilalci siyasetlerinde kullanilmis ve kitleleri herekete geçiren, ölümü hiçe saydiran leitmotif olmustur. Alevilikte reincar-nation’un Devridaim, yani dönüsüm özelligi ise en yüce ruh olarak Tanriyi göksel sarayindan alasagi edip, zuhur ettigi bütün varliklardan sagip, insanda sifat kazandirmaktir. Bu da yeni bir olusumla ortaya çikan ve yokolmayan bir süreklilik içinde maddenin dönüsümünden baska birsey degildir. Alevi-Bektasi ozanlari yarattiklari ‘Devriye’ türü siirlerinde bunu fazlasiyla islemislerdir. (i.Kaygusuz, Gör-medigim Tanriya Tapmam, s.83-103)

Ancak su gerçegi unutmamak gerektir: Özellikle Aleviligin baslangiç sürecinde, Proto Ale-vilik (Ön Alevilik, ilk Alevilik) diye adlandirdigimiz, yaklasik iki yüzyillik dönem içindeki Alevilik inanç ve siyaset akimlarinin hepsi de islamdisi ögeleri alirken, onlari Kurân’dan bazi ayetlere ve Muhammed’in yakinlari ve Ehlibeyt araciligiyla gelen hadislere baglamislar. Ayetlerin ve hadislerin ésotérique (içsel, batini) yorumlariyla bunu yapmislar. Muhammed ve Ali’nin tanrisalligi ve Ehlibeyt soyundan gelenlerin tanrisal öz tasidiklarindan tutunuz, her insa-nin nefsini islah yoluyla insan’i kamillige ulastiktan sonra tanriyla bütünlesecegi, ‘Enelhak= Ego sum deus=Ben tanriyim’ diyebilecegine kadar hepsini Kuran ayetleriyle açiklamislardir.

Proto (ön, erken) Alevilik ve Alevi guruplardan birkaç örnek içinde inanç biçimlenmeleri ve islam öncesi kaynaklarina kisaca gözatalim. Osman’in (644-656) ilk halifelik yillarindan itibaren Ali yandasligindan (sia) Ali kültü (inanci) biçimlenmesine geçis baslamistir. Bu inanci, Ortodoks islam (Sünnilik ve Siilik), ‘asirilik, taskinlik, azginlik’ anlamlarina gelen ‘guluw’ inananlarini da ‘Gulat (Çog. Gali)’ diye tanimlamaktadir.

ilk yüzelli yil içerisinde proto Alevi bazi guruplarin adlarini saptayabiliyoruz: Sabailer, Kaysani-Muhtari-Hasimiler, Albailer, Bayaniler, Mugiriler, Mansuriler, Khattabiler-Buzaygyler-Muammariler, Mubarakiler-Karmatiler-ismaililer vb…

1) Sabailer, inanç ve görüsleri

Alevilerin islami atalari Sabailerdir. Proto Alevilik Sabai-lerle ve tamamiyla tolumsal muhalefet siyaseti olarak bas-lamistir. Kurucusu Abdullah ibn Saba, imparatorluga dönüsmekte olan islam devletinin yayilmaci, talanci-sömürücü ve baskici oligarsilar yönetimine karsi halki ayaklandiran ilk toplumsal Alevi önderi olma onurunu tasir. Sünni ve Sii islam tarihçi yazarlari ve idealist burjuva tarihçileri, onun inançsizligi-sapkinligi ve islama ilk bölücülügü soktugunu ballandirarak anlattiklari bir yana, Abdülbaki Gölpinarli gibi hiç yasamadigini söyleyenler bile vardir.

Al-Shahristani, Kitab al-Milal’da Abdullah ibn Saba ve Sabailer hakkinda sunlari yazmaktadir:

“Sabailer ibn Saba’nin yandaslaridir. Bu kisi Ali’ye bir gün, ‘Tanri sensin’ dedi. Bu nedenle hemen Medain kentine sürgüne gönderildi. Kendisinin Judaizmden islama geçtigi söylenir. Yahudi oldugu dönemde, Nun oglu Josue oldugu ve Musa’nin mirasinin kendi-sine geçtigini iddia etmisti. Ayni sekilde Muhammed Peygamberin onu mirasçi atamasiyla imamligi Ali’nin aldigini ilk söyleyen de o idi. Asiri sii mezhepleri ondan, onun düsüncelerinden dogmustur...

“O Ali’nin gerçekte ölmedigini ileri sürmekteydi. Çünkü Ali’nin kendisinde, ölümün ona karsi hiçbirsey yapamayacagi tanrisal parça tasidigina inaniyordu. Bulut biçiminde gelen, yildirim görüntüsünde seslenen (Alevi köylerinde 30-40 yil öncesine kadar gök gürlediginde “Ali nagra atiyor!” deniliyordu. Demek ki ayni inancin kalintilari hala yasamaktadir. - H.D.), simsek isiginda gülen Ali’dir. Bir gün gökyüzünden inecek ve adaletiyle yeryüzünü dolduracak ve haksizliklari yokedecektir.” (age, s. 292)

940’larda Bagraç Türkleri arasinda dolasan Abu Dulaf’in, onlarin ‘tanrisalligin Ali’de cisimlendigine inandiklarini’ yazmakta. ‘Alevi Türkler, Ali’nin indigi ve tekrar geri döndügünü düsündükleri gökyüzüne dogru avuçlarini açip dua ettiklerini’ söylemektedir. (Bkz. i.Kaygusuz, Alevilik inanç Kültür Siyaset Tarihi ve Ululari I, istanbul-1995,s.97)

Iulius Wellhausen, ibn Saba’nin Ali hakkindaki inanç, düsünce ve iddialarini onun yahudi kökenli olusuna baglamaktadir. Yani Proto Aleviligin, heterodoks islam olarak, erken Siilik olarak “yahudi kökenli izlenimi uyandirdigini”söylüyor. Yeterli olmasa da bunda yüksünecek hiçbirsey yok. Kuran’in içerigi Tevrat’tan geçme israil Ogullarinin öyküleriyle dolu degil mi? Hristiyanlik da, Müslümanlik da kaynagini yahudilikten almiyor mu? Ancak sünni ve sii tarihçilerin, yazarlarin hala Abdullah ibn Saba’yi, islamda ilk bölünmeye sebep olan kisi olarak suçlarken, asagilayici bir biçimde ‘yahudi dönmesi’ olusuna baglamalarina ne demeli?

Abdullah ibn Saba’nin Ali’de somutlasan tanrisal öz inanci, nereden kaynaklanmaktadir? Hangi siyasi amaç için kullandigi ve sonuçlari açiktir. ibn Saba’nin, Kurân ayetleriyle propagandasini yapan Ali’nin yakin dostu ve destekleyicisi Abuzer Gaffari’den farkli yöntem uyguladigini ve hitap ettikleri siniflarin da farkli oldugunu görüyoruz.. Gaffari yöneticilere ve varliklilara sesleniyor; onlara Kurân’daki esitlik ve kardeslik ilkelerini animsatiyor ve varliklarini Allah yolunda yoksullara dagitmalarini söylüyordu. ibn Saba ise seslendigi yoksul ve ezilen siniflarin, onlardan merhamet dileyerek yardim almalarini degil, baskaldirip sahibolduklarini zorla ele geçirerek aralarinda paylasmalarini istiyordu.

Bunu da kafalari almayacak kadar soyut, görünmez tanrinin sözleri olarak sunulan Kurân ayetleriyle yapmadi. Zorla ya da cizye (basvergisi)’den kurtulmak için kabul ettikleri islamligi tam benimsememis iranli, Misirli yabanci halklar, zenci ve beyaz köleler, ilkel bedeviler arasinda Ali’nin toplumsal düsünce ve görüslerini yansitan sözlerini temel alarak vaizlariyla kiskirtip isyan ettirdi.

Ali’nin sözleri, ögütleri siirleri maddi dünyaya dönüktü; Arap ve Arap olmayan halklar, köleler ve azatlilar herkes için esitlik, paylasim, sevgi ve mutluluk istiyordu. ibn Saba Ali’nin çok yakininda bulunmus, gerek savaslarda (özellikle Hayber kalesini alisin da) ve gerekse elini zülfikara sürmedigi 24 yillik savassiz dö-nemde onun olaganüstü güç, yeti, bilgi ve yaraticiligina tanik olmustu. Yasaminin islam öncesi döne-minde, Musa’nin mirasinini kendisine geçtigini söyleyecek kadar dindar bir yahudiydi. Belli ki dinlerin hepsini iyi incelemisti. ibn Saba propagandasini yaparken, Sabailigin devami olan sonraki Kaysanilik, Albailik, Bayanilik Mansurilik vb. bazi akimlarda da açikça belli oldugu gibi, ayaklandirdigi asagi taba-kadan siniflarin ve halklarin eski dinleri Zerdüst-Mazdeklik, Manilik, Sabinlik-Hermetizm, eski Misir ve Yunan inançlarindan kalintilardan ve eski dini Musevilikten aldigi ögeleri Kurân ve Hadis yorumlariyla islama karistirip, onlara insan biçimli tanri inanci (anthropomorphism) olarak Ali tanrisalligini sunmustu. Ali öldükten sonra da, onun ölmedigini, göge çekildigini ve bir gün geri dönüp dünyayi adaletiyle dolduracagini söylüyordu.

2) Bayaniler

Bunlar, Ali’nin Muhammed Hanefi’den torunu olan Hasim’i imam tanimaktadir. Baslarinda Tamim kabilesinden Saman oglu Bayan vardir. Bayan Ali’nin tanriligina inaniyordu. Tezini su terimlerle gelistirdi:

‘‘Tanriligin bir bölümü Ali’de yerlesmis ve onun dünyasal vücuduyla birlesmistir. Bu tanrisal parçasi sayesinde Ali gizli sirlari biliyor ve gelecek hakkinda yanlisa düsmeden konusabiliyordu. Sahip oldugu bu tanrisal nur (isik) parçasiyla kafirlerle savasiyor ve zaferinden herzaman emin olabiliyordu. Bu sayededir ki, Hayber Kalesinin kapisini bir hamlede koparip atmistir... Bizzat kendisi, ‘Vallahi bu kapiyi koparisim, benim vücudumun ve ruhumun sahip oldugu güçle olmamistir. Kullandigim güç Rahmanin ve onun meleklerinindir.’ demisti. Ali’nin bu meleklere özgü gücü, onun vücudunun fitilinde tutusmus bir alevdi. Alevin içinde parildayan ise tanrisal isikti, nurdu.”

“Bayan, Ali’nin yeryüzünde zaman zaman ortaya ortaya çikip kendisini gösterdigini söylüyor. Bu olayin Kurân’daki ‘Onlar, Tanrinin uygun bir buluda bürünüp onun gölgesinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar?’ diyen ayetin (Sure II, Ayet 210) yorumu oldugunu kabul ediyordu. Bayan’a göre Ali bir bulutla örtünmüs; sesi gökgürültüsü, gülüsü simsekti. Bu durum, ondaki ayni tanrisal parçanin özel bir biçim altinda yeniden ortaya çikisi, tezahürüdür. Adem’in varligin-da, meleklerin tapinmasina layik olan iste bu ayni tanrisal isik parçasiydi. Üstelik, Bayan’in ortaya attigi (inançsal) ögretiye göre, tapinilmasi gerekli olan Tanri, tamamiyla insan görünümlü ve organlari ve vücut hatlariyla insana benzer. Bu konu hakkinda, ‘Onun sifati disinda hersey mahvolacak’ diyen Kurân ayetini (Sure28, Ayet 88) hatirlatiyordu. Bayan, davasina destek vermesini rica ederek, imam Muhammed Bakir’a (676-735) bir yazi göndermekten çekinmedi. Yazi su mesaji tasiyordu: ‘Dogru inanci kucakla ve kurtulmak amaciyla kurtamis olacaksin. Böyle daha da yükselirsin. Zira sen Tanrinin bir peygamber seçmekten hoslandigini (istedigini) bilmiyorsun.’ Muhammed Bakir buna olumlu yanit vermedi. Bayan otoritesini ve kurmus oldugu inanç ögretisini taniyanlardan bir birlik olusturup baskaldirdi. Vali Halidb. Abdullah al Kasri tarafindan ölümle cezalandirildi.” (Al Sharistan, Al-Milal, s.267-68)

3)Mugiriler ve Mugirilik’teki genis felsefi açinim

Mugiriler, Mughira B. Said al-Ijli’nin partizanlariydi. Mugira, 5.imam Muhammed Bakir’dan (Ö.735) Mugira, Halid b. Abd al-Kasr’in azatli kölesiydi. Bu kisi, imaminin (Muhammed Bakir) ortadan yokolmasinin arkasindan kendisi imamligi üstlendi. Daha sonra da Peygamberligini ileri sürdü ve tapinmasini Ali’ye yönelterek, tüm dinsel yasaklari ortadan kaldirdi. Mugira kararli bir antropomorfist, yani insanbiçimci idi.

Mutlak Tanri ona göre, görülebilir biçimde ve alfabenin harflerine benzer organlari olan bir bedene sahiptir. Bu biçim, basinda nurdan (isiktan) bir taç tasiyan ve kalbinde bilgelik kaynagi bulunan isiktan bir adam biçimiydi. Al Mugira, dünyanin yaratilisini çözecek kadar (isi) ilerletti:

‘‘Tanri kendi yüce adini çagirdi (telaffuz etti); bu ad uçan bir kusa dönüstü ve basina konmak için hemen bir taç biçimi aldi. Mugira’ya göre iste burada, Kuran’daki su ayetin (Kurân, Sure 57, Ayet 1) anlami yatmaktadir: ‘(Evreni) ahenkli olarak yaratmis ve biçim vermis olan yüce Tanrinizin adini heyecanla kutsayin, övün!’ Bundan sonra Tanri, sag eli üzerinde yazili buldugu inananlarin isleri üzerine egile-cektir. O, insanlarin yorumladiklari günahlar hakkinda büyük bir öfkeye kapildi ve bol bol terlemeye koyuldu. Bu tanrisal terden, biri aci sulu, digeri tatli sulu iki deniz dogmustur. Tatli sudan isiklar, tuzlu-aci sulardan ise karanliklar olustu. Bakislarini isiklar denizine daldiran Tanri, içinde kendi gölgesinin farkina vardi. Günesi ve ayi yapmak için denizden bu gölgenin cevherini topladi. Sonra bu gölgenin geri kalanini, ‘Benden baska bir Tanri olmamali. Bir Tanri varsa o da benim’ diye bagirarak ortadan kaldirdi. iste yaratiklarina biçim vermesi bu isik denizlerinden sonradir; inananlari yaratmasi da isik denizinden sonradir. Tanrinin bunlarin içinden yarattigi ilk sey gölgeleriydi. Ve yaratilan ilk gölgeler de Muhammed ile Ali’ninkiydi. Onlarin ortaya çikisi, zuhuru bütün insan cinsine öncülük etti. Sonra Tanri göklere, yeryüzüne ve daglara imamlik emanetini tasimalarini önerdi. Fakat onlar özellikle Ali ibn Talib’den gelenlerin tümünü reddettiler. Tanrinin bu teklifini geri çevirdiler. Sonra ayni öneri insanlara yapildi. Buna ragmen Ömer b. Khattab Abubekir’e angaje oldu. ikisi de Ali’ye ihanet ettiler…’’

Mugira’ya göre Kuran’in 33, 72.ayetindeki “…insan tek basina emaneti tasima sorumlulugunu yüklendi. Ancak insan hem adaletsiz hem de bilgisizdi” açiklamasi bunu gösterir. Yine Mugira’ya göre Kurân’in asagida ve-rilen ayeti (Sure 59, Ayet 16), ‘‘Seytanin insana, ‘Tanriyi yadsi’deyip, onu kandirdigi zaman da, ‘senin bu eylemin beni hiç ilgilendirmiyor’ diye söylendigi biçimde” hareket eden biri olarak Ömer’i tanimlamaktadir.

Mugira ölünce yandaslari bölündüler. Bir kismi onun yeniden dönüsünü beklemekte israr ettiler. Bazilari ise Muhammed Bakir’dan gelen imamlara inandilar. Zaten Mugira bastan Muhammet Bakir’in imamligini tanimis, sonra bu inanci imamin tanriligini iddia ettigi bir asiriliga ulasmisti. Bu yüzden imam Bakir ondan yüz çevirmisti. Al Mugira kendisine inanan yandaslarina bir yazi birakmis ve bu yazida imamin geri dönecegini söylemistir. Bu dönüs Cebrail ile Mikail’in esliginde, Kabe’nin önünde, ismail’in aniti ile bu tapinagin güney kösesinde olacaktir! (Al-Shahristani, al Milal, s.294-296)

Simdi Mugirilik ve Mugira hakkinda Farhad Daftary’nin diger Heresiograflar’dan (Heterodoksie ve Heresie, yani dinsel sapma tarihçileri) derledikleri bilgiler ve yorumlari özetleyelim: Muhammed Bakir birçok gulat (asiri) kuramciyi yanina çekmis, Hüseyin çizgisinden ilk imamdir. Bunlardan al Mugira b. Said, ijli kabilesine mensup bir Arap ya da yabanci azatli köle (mevla) olarak iki sekilde açiklanmaktadir. Heresiograflar, Mugira’nin yaydigi inanç ve düsünceler üzerinde pek çok ayrinti vermektedir. Bazi çeliskili bilgilere ragmen onun, Ortadogunun islam öncesi inançlarini kendi ögretisi içerisinde birlestirdigi görülür. Bunlar, özellikle Mandean (Saben), Manicheist gnostik etkisinin yansimalaridir. Gerçekten al Mugira, yaydigi spiritüalizmi ve açikladigi düalizmi ile ilk Sii Gnostizminin (marifetçilik) yaratilmasini saglamistir. Ögretisinin en ayirdedici özelligi tanri tanimlamasinin anthropomorfik (insanbiçimci) olusudur. Onun, Tanrinin basinda isiktan bir taç tasiyan bir adam oldugu betimlemesi, Nur (isik) Kral olarak gösterilen Mandea (Saben) tanrilik kavramina çok yakindan benzerlik göstermektedir. Arab edebiyatinda al-Sabi’a (Sabenler) olarak taninan Mandea’lar, al Mugira zamaninda Güney Irak’ta çok sayida bulunuyorlardi. Pek azi da Güney-bati iran’da yasamaktaydilar. Mugira’nin bunlarla yakin iliskileri oldugu anlasiliyor.

Ayrica Mugira, Tanrinin isiktan harflerden olusan organlara sahip oldugu ve bu harfler yaratilis aninda konusan En Büyük Tanri isminden çekilen-düsen harflerdir. Bu düsünce, Grek harfleriyle “en yüce gerçegi (Aletheia)” belirleyen Marcus gnostik ögretisini açikça animsatmaktadir. Ayrica al Mugira, dünyanin ve ilk varliklarin yaratilisi konusunda da ayni derecede sözediyor. Onun kozmogonisi dahi, tipki anthropomorphizminde oldugu gibi antik gnostik sistemin etkisini yansitiyor. Ayrica Kurân ayetlerinin simgesel mecazi yorumlarindan da esinlenmis oldugu gözüküyor. Ama Mugiri kozmogonisinin esas görünüsü, Manicheizm’in temel inanci isik ve karanligin arasindaki ebedi mücadele ile özellik kazanan ve iyilik ve kötülükte simgelesen gnostik düalizminden alinmistir.

Al-Mugira, zaman içinde Küfe’de hem Araplar hem de Mevali (yabanci köle ve azatlilar) arasindan çok taraftar kazandi. O, yandaslarini liderlerine ölümüne baglilik ve müstesna duygularla doldurmustu. Kendilerine Wu-safa, yani Hizmetçiler, hizmet edenler deniliyordu. inançsal elitizmin kökenini, asiri Siiler, yani proto Aleviler arasinda dogrusu Mugiriler’de aramak gerekir. Mugirilere, rakiplerine karsi onlari daha da düsmanlastiran seçkinci (elitist) duygu-lari, inanç militanliginin temelini attirmistir. Kaynaklar, Mugiriler tarafindan terörist yöntemlerin kullanilisina ve Abu Mansur gurubunun daha karakteristik olan mücadele yöntemlerine taniklik etmektedir. (Farhad Daftary, The isma’ilis Their History and Doctrines, s.72-73, 588-589)

Mugira’nin 737’de vali Halid ibn Abdullah al-Kasr tarafindan (bazi yazarlara göre) Bayaniligin kurucusu Bayan ibn Saman’la ayni günde, yakalanan taraf-tarlariyla birlikte yakilarak öldü-rülmüstür. Mugira’nin ölümünden sonra Mugiriler, Muhammed an-Nafs az-Zakiyya’ya (Saf-Pak Ruh) baglanmislardir. (M.Momen, An Introduction To Shi’i Islam, Yale University Press-1985, s.52)

4) Mansuriler

Sözkonusu olan, Bayaniler ve Mugirilerle ayni inançlari paylasan Abu Mansur’un partizanlaridir. Okuma yazmasiz oldugu söylenen Abu Mansur baslangiçta Muhammed Bakir’i imam taniyor ve onun çevresinde bulunuyordu. Ancak asiriligindan dolayi imam ondan destegini çekti ve çevresinden uzaklastirdi. Bakir’in ölümünden sonra, yerine kendisini imam tayin ettigini ilan etti. Düsüncelerini de sir olmaktan çikardi. Küfe’deki güçlü Banu Kinda partisini isyana tesvik etmede basarili oldu. Sonra peygamberligini ileri sürerek inancinin propagandasini yapmaya baslayinca, Halife Hasim b. Abdülmelik’in valisi Yusuf b. Omar al-Sakafi tarafindan çar-miha gerilerek öldürüldü.

Abu Mansur al-Ijli’ye göre, Kurân’in bir ayetinde (Sure 52, Ayet 44) “Dönen gökyüzünden (düsen) bu parça” diye konusulan Ali’den baskasi degildir. Bunu demekle onun tanri oldugunu söylüyordu. imamligi aldiktan sonra Muhammed Peygamber gibi göge yükselmis. Orada Tanriyla görmüs ve Tanri basini oksayarak ona, “oglum yere in ve mesajlarimi orada yay!”demis. Yere inince Kurân’da denildigi gibi “dönen gökyüzünün parçasi” olarak yerdeki görevine dönmüs oluyordu. insanin gökten düsen ve tanridan bir parça olduguna inanmalari dolayisiyla Mansuriyya’nin (Mansurilik) diger adi ‘parçacilik’ anlamina gelen Kisfiyya’dir. Al-Mansur’un peygamberliginin varolusu yeryüzüne inmesiyle hedefine ulasir. Cennet, Kurân’da konusulan ve gökten indirilmeye karar verilmis kiside partiyi kucaklayandan baskasi degildir, yani çagin imamidir. Ayni sekilde cehennem ise, imamin rakibi oldugu için, partisine sürekli düsmanlik gösteren kisiydi… Mansuriler böylelikle öbür dünyayi, kiyamet gününü inkar ediyor; cennet ve cehennemi bu dünya deneyim-lerinin söylemi içinde yorumluyorlardi. Partisinin adamlari, rakiplerini acimasizca (bogarak ve kafalarini odun parçasiyla kirarak) öldürdürürlermis.

Ayrica haklarinda söylenen bir baska olay da, onlari özel mülkiyet tanimadiklari, mallarini ve kazançlarini, (hatta kadinlari) aralarinda paylasip ortaklasa kullandiklaridir. Mansuriler, öz adlariymis gibi dinin yasaklari ve zorunluluklarini (kosullari, farz ve sünneti) kaldirmaktan baska amaçlari olmayan Hurramitlerdi. Bu kisiler tarafindan yayilan tekstlerin bildirdigi, onlarin Tanrinin buyrugunu artik uygulamiyan, daha az (dinsel) zorunluluk ve dinsel yasaya bagliliktan azade olmakti. Böyle cenete gidilmez miydi ve bu sayede mükemmele ulasilmaz miydi? Belirtmek gerekir ki, Mansur al-Ijli’ye göre, Tanrinin ellerinden ilk çikan yaratiklarin Meryem oglu isa ile Abu Talip oglu Ali’dir.

Yukarida verdigimiz birkaç Proto Alevi guruplarin tanitiminda görüldügü gibi, islam öncesi inanç ve felsefe akimlarindan alinmis ögeler, Alevilik potasinda eritilip kaynagina yabancilastirilmistir. Ayrica bunlarla, Kurân ayetlerinin serbest yorumu (tevil) içinde açiklamasina gidilerek, hete-rodoks anlamda islami zenginlestirmislerdir…