Elbette globallesmenin faturasi dünya isçi sinifinin ve özellikle de az ve orta gelismis ülke halklarinin sirtina biniyor. Bilimsel-teknolojik devrimin isçi sinifinin yasam ve çalisma kosullarina getirdigi zararli etkilere karsi ardicil bir savasim yürütmek gerekiyor. Ama teknolojik ilerlemeye karsi gerici bir konuma düsmeden ve toplumsal ilerlemenin çikarlarini gözeterek.
KASIM ZORLU
Globallesme kavrami yeni bir kavram degildir. Fakat bugün emperyalizmin içinde bulundugu asamanin temel özelliklerini, ana vurgularini ayirdedebilme kolayligi açisindan ise yaramaktadir. Kapitalist emperyalizm çaginin belli basli temalarinin bugün kazandigi biçimleri ve bir yaniyla da içerigindeki farkliliklari anlatmasi açisindan önemlidir.
Globallesme baglaminda kapitalizmin esitsiz gelisme yasasi, dünyanin ekonomik olarak yeniden paylasimi, genisletilmis yeniden üretim vb. gibi kavramlar, emperyalizme bagimlilik, yeni-sömürgecilik gibi olgular simdiye kadar alisilagelmis anlamlarinin disinda degerlendirilme sürecine girmistir denilebilir.
Artik kavramlarin içerigine sadik kalarak emperyalizm açisindan sömürgecilik, yeni-sömürgecilik sözcüklerini kullan-manin olanagi yoktur. Günün ana temasi globallesmedir ve tüm dünya globallesmenin motor gücü olan bilimsel-teknolojik devrimin sömürgesi haline gelmistir.
Kapitalizmin esitsiz gelisme yasasi bugün çok daha üst düzeyde ve kapsamli bir içerige sahiptir. Bugün artik yalnizca ülkeler bazinda degil, bir de uluslarüstü tekeller, tekel gruplari ve onlarin iliskilerini, çikarlarini düzenleyen uluslarüstü kurumlar temelinde esitsiz gelisme yasasini degerlendirmek gerekir. Her zaman yürürlükte olan esitsiz gelisme yasasinin yaptirimi, artik ulusal devletler kapsamini asmistir ve bilimsel teknolojik devrimin bugün ulastigi asama ve gelecek için tasidigi potansiyel olarak ilk kez katiksiz ekonomik bir isleyis kazanmaktadir denilebilir.
Elbette, her zaman ekonomik alt yapi dünyadaki degisimlerde belirleyicidir. Bunun yani sira, nesnel olusumlarin belirli bir olgunluk asamasinda, kendisi de artik nesnelligin bir parçasi haline gelmis siyasal üst yapilar bizzat kendileri gebe olunan degisimlerin hayata geçmesinin, raslantilara da bagli olarak, su veya bu biçimde, dolayli olarak araci da olurlar.
Bilimsel teknolojik devrimle birlikte dünya artik öyle bir konuma gelmektedir ki, ekonomik faktörler o denli global, o denli güçlü bir organik yapi kazanmaktadir ki, üretken güçlerin gelismesi o denli eskiyi alt üst edici bir yönde ilerlemektedir ki, artik kapitalist emperyalizmin siyasal, askersel üst yapilarinin sinirlarini zorlamaktadir. Enfermasyon süper otoyolu ekonomide getirdigi yenilik ve yaptirimlarin, üretimin planlanmasi ve dagitiminda yarattigi engin merkezci olanaklarin yani sira, siyasal erkin de tabanini genisletme potansiyaline, bir paradoks da olsa kapitalizmin sinirlari içinde bile, sahiptir.
Siyasal devrimin içerigi ayni kalmakla birlikte, dünya ölçeginde vurup düsürücü güç, kol emeginden marifetli parmaklara geçmektedir. Salterlerin kontrolünün tanidigi olanagin yerini klavye kullaniminin yetileri almaktadir.
Emperyalizme bagimlilik tüm dünya ülkeleri için geçerli iken, emperyalizmin (uluslar üstü tekellerin) az ve orta gelismis ülkelere olan gereksinimi azaliyor. Bunlar kendi alanlarinda at kosturmayi daha elverisli buluyor. Genisletilmis yeniden üretim buralarda ve yeni yöntem ve yaratilan gereksinimlerle sekilleniyor. Emperyalizmin organik yapilanmasi yer ve konum degistiriyor. Emperyalist arti-deger giderek ileri kapitalist ülke bazindaki yogunlasmasini arttiriyor. ileri kapitalist ülkeler arasi yatirimlar belirginlik kazaniyor.
Az ve orta gelismis ülkelerin emperyalizme bagimliligi giderek daha vazgeçilmez hale gelirken bu durum yeni sömürgecilik kavramindaki dolaysiz yapisini yitiriyor ve dolayli bir hal aliyor.
Az ve orta gelismis çevrende emperyalizmin istahi azalirken özellikle gelismekte olan ülkelerin bu pazardaki rekabeti ve ortaya çikan boslukta parsel kapma yarisi kizisiyor. Bagimliligini daha da arttirma pahasina emperyalizmden yüksek teknolojinin nimetlerini alma çabalari bu kategorideki bazi ülkelere digerleri üzerinde avantaj saglarken, global anlamda emperyalizme parmagini oynatmadan arti-deger kitlesini arttirma olanagi sagliyor.
Globallesme kapitalizmin dogusuyla birlikte teorik ve pratik olarak isleyen ve emperyalizmle birlikte iyice hizlanan bir olgudur. Öyleyse, bugün bu bir sözcüge vurgu gereksinimi nereden geliyor? Dünya kapitalist ekonomisinin isleyislerinde ve siyasal yapilanmalarda dönemin getirdigi degisimler nelerdir?
Önce bu degisimlerin altinda yatan temel neden, bu süreci kolaylastiran motor güç nedir?
Bu motor güç bilimsel-teknolojik devrim ve özellikle elektronikte ve telekominikasyonda gerçeklesen müthis ilerleme ve bu ilerlemenin bugünkü cografyasidir. Bu cografyanin ikili bir yapisi vardir.
Birincisi, bu ilerleme agirlikli olarak ileri kapitalist ülkeler bazinda, uluslarüstü tekellerin güdümünde ve kapitalizmin rezervlerinin düzeyini anlatir ve üretici güçlere hala siçrama getirebilecek potansiyelini kanitlar biçimde gerçeklesmistir ve emperyalizmin egemenligini pekistirmistir.
ikincisi, ilerleme dogasi geregi, daha ekonomik alanda kullanima sokulmasiyla birlikte, tabana yayilarak yürümekte, toplumsal gelisme sürecine de gelecek açisindan avantaj saglamakta ve emperyalizmin komünizme dogru sarhos ve agir gidisini bilinçli bir gidise çevirmenin daha elverisli kosullarini yaratmaktadir.
Burada bir noktayi vurgulayalim: Soguk savas döneminin askeri ve siyasal rekabet sürecinde gerçeklesen bu teknolojik bulus ve ilerlemeler ancak ekonomide kullanima girmesi ve üretici güçlere yansimasiyla birlikte gerçek bir bilimsel-teknolojik devrim niteligini almis ve emperyalizmin üstünlügünün belgesi olmustur.
* * *
Simdi, bilimsel-teknolojik devrimde ifadesini bulan bu motor gücün sagladigi olanaklarla dünya ekonomik sisteminin isleyislerinde ve siyasal olusumlardaki somut degisimlere bakalim.
Az gelismis ülkeler dogal kaynaklar saglayicisi durumundan önemli ölçüde çikmis ve uluslararasi sermayenin endüstriyel kapasitesinin giderek büyük bölümünü bu bölgelere kaydirmasiyla, kapitalizmin buralarda yayilmasi hizlanmis ve bazilari ekonomik güç merkezleri haline gelmistir. Bunun sonucunda, bu ülkelerde isçi sinifinin endüstriyel bölümü büyürken dünya kapitalizminin merkezlerinde küçülmektedir.
Yeni teknolojilerin gelismekte olan ülkelere etkilerinin basta gelenleri ise:
i-) ihracatlarinin içerigi degismekte ve sentetik maddeler ön plana çikmaktadir.
ii-) Temel avantajlari olan ucuz emek avantaji ortadan kalkmaktadir. Otomasyon, robot kullanimi sayesinde canli emege gereksinimin azalmasiyla, uluslarüstü tekellerin yatirimlari daha çok kapitalizmin merkezlerine kaymaktadir.
iii-) issizlik artmakta, nitelikli isçi bile issizlige mahkum olmaktadir.
Üretimin asiri karmasiklasmasi ve büyümesi, hiçbir ülkenin kaynaklarinin üretime tek basina yetmemesi, pazarinin kendi üretimini emememesi sonucunu yaratiyor. Dünya çapinda üretim ve dagitim planlamasi kendisini dayatiyor. Sinirlar gericilesiyor.
Üretimin ve dagitimin merkezi planlamasi gereksinimi, uluslarüstü tekellerle ulusal devletler arasindaki çeliskiyi azdiriyor. Ulusal devletlerin girisimleri, çizdikleri politikalar giderek daha fazla merkezi yapinin çikarlari dogrultusunda belirleni-yor.
IMF (Uluslararasi Para Fonu), OECD (Ekonomik isbirligi ve Gelisme Örgütü), WTO (Dünya Ticaret Örgütü) gibi emperyalist dünya kurumlari giderek ulusal devletlerin manevra alanini daraltici önlemler aliyor, kosullar dayatiyor.
Örnegin: 1995de GATTin islevlerini üstlenen Dünya Ticaret Örgütünün (WTO), 1995den beri Ekonomik isbirligi ve Gelisme Örgütünde (OECD) tartisilmakta olan (MAI) Çok Yanli Yatirim Anlasmasinin yürürlüge girmesi halinde, eskisinden kat kat daha büyük yetkilere sahip olacagi söyleniyor. 1995den beri gizli bir ana gündem maddesi oldugu ve Ocak 1997de kamu oyuna sizdigi iddia edilen taslaga göre uluslararasi tekellerin yatirim yetkileri sinirsiz bir sekilde arttiriliyor. Yatirimcilara taninan yeni haklarla ulusal devletlerin koruma duvarlari parçalaniyor ve ulusal yetkileri daraltiliyor. Yüzde 90i tamamlanmis bu taslaga göre uluslarüstü tekellere saglanan kolayliklar ve ulusal devletlere dayatilan ve üretim ve servis, dövizli ticaret, borsa ve senetler, toprak ve dogal kaynaklar mülkiyeti gibi alanlari kapsayan sinirlamalarin bazilari söyle:
* Yatirim sahipleri hükümetin herhangi bir girisiminden dolayi, planlanmis ama henüz hayata geçmemis bir yatirim niyeti de dahil, kar etme potansiyellerinde bir sinirlamaya ugrarsa o devletten tazminat alma hakkina sahiptir.
* MAI nin istihkam ve tazminat maddelerine göre her yabanci yatirimcinin, vergilerden çevre sorunlarina getirilen cözümlere, is kanunlarina, tüketici haklarina kadar hükümetlerin her türlü eylem ve kararlarina karsi çikma hakkina sahiptir.
* Anlasmazliktan koruma maddesiyle ise yatirimciya yine herhangi bir boykot, grev, gösteri yüzünden kar potansiyelini kaybetme tehlikesine karsi tazminat hakki taniniyor.
* Hükümet politikasinda niyet degil sonuçta yabanci yatirimciya yaptigi etki esas aliniyor.
* isleyis kurallari üzerinde yasaklama. Özellikle çevre sorunlari ve tabii kaynaklara dönük ulusal yasaklamalara karsi önlem getiriyor.
Son olarak, uzak dogu ülkelerindeki (bilimsel-teknolojik devrimin az ve orta gelismis kesimde yarattigi yildizlar) döviz ve borsa krizlerinin durumu ve IMF yardimlarinda getirilen kosullarin içerigi de iyi örnek.
Tayland, Endonezya ve Güney Kore gibi ülkelerin içine girdikleri ve tüm bölgeyi etkileyen döviz ve borsa krizi ve sonrasi gelismeler de daha bugünden uluslararasi tekellerin egemenligini ve özellikle gelismekte olan ülkelerin emperyalizme nasil göbeginden bagli oldugunu iyi sergiliyor..
IMFin ek yardim için dayattigi kosullara kisaca bakmak bile bu yil içinde yürürlüge girecegi söylenen MAinin daha ilk tartisma asamasinda bile uygulamaya girdigini belgeliyor.
IMF bir yandan dünya ekonomisinin isleyisindeki dengeleri bozma potansiyeli tasiyan olusumlara karsi önlem getirirken, ayni zamanda uluslararasi tekellerin konumunu daha da güçlendirmeyi hedefliyor.
Bu tür ülkeleri krizden kurtarmak için sundugu ek yardimlara kosul olarak MAInin metnine sadik önlemler dayatiyor. Dahasi, bu ülkelerin siyasal kadro ve danisman bilesimlerinde degisiklik dayatirken, maliye bakanligini ve merkez bankasini da kendi atadigi yabanci danismanlara bagimli kiliyor.
ilk bakista verdigi ek yardimlari garanti altina almak için gerekli önlemler hissini verse de altta yatan egilim açik olarak MAI paralelini kurduruyor.
Elbette globallesmenin faturasi dünya isçi sinifinin ve özellikle de az ve orta gelismis ülke halklarinin sirtina biniyor. Bilimsel-teknolojik devrimin isçi sinifinin yasam ve çalisma kosullarina getirdigi zararli etkilere karsi ardicil bir savasim yürütmek gerekiyor. Ama teknolojik ilerlemeye karsi gerici bir konuma düsmeden ve toplumsal ilerlemenin çikarlarini gözeterek.