Hayatin her alaninda insanlar ve en önemlisi isçi nasil algilanir? Bunu, sinifin öncü müfrezesinin çok iyi analiz edip, bilimsel alana tasimasi gereklidir. Bu konuyu hem egitimlerimizde isliyoruz, hem de uzmanlarin kitaplarindan okuyoruz. Ama birseyleri anlamak için okumak yetmiyor. Sadece okumanin hersey olmadigi, normal insanla, isçiyle iç içe olunca iyi anlasilir.
Gerçekten halkla, isçiyle iç içe yasamak gerekiyor ki, nasil bir örgütlenme biçimi gerektigine düzgün karar verebilelim. Dayatmaci olmadan, onlar gibi davranip, içlerinde eriyip, onlara dogru akman gerekir der Lenin, Sol Komünizm Çocukluk Hastaliginda.
Bizler 10-15 günde bitirdigimiz kitaplari, yillar süren mücadeleyi, okudugumuz 10-15 günmüs gibi algilariz ve örgütlenmeyi de bu süre içine koymaya çalisiriz. Bazi yoldaslarimiz hala bunu anlayabilmis degiller. Hatta, altlarindan üstün insan edasiyla, onlarin iliskilerine kendi anilarini firsat buldukça anlatirlar. Ardindan, yoldasindan fazla biliyormus havasi vererek insanlar üzerinde etki yaratmayi beceremeyince, iliskinin sahibini tüzüge ve disiplin kurallari içine hapis etmesi de yetmeyince, o kisinin teorik yönünü, örgütleyici yönünü unutup sadece pratik yönünü üste aktarmasi ise agir bir hatadir.
Söyle bir bakmak gerekir, kimler parti için daha çok çalisiyor? Kimler isçiyle, insanlarla daha fazla iliski kurup legal ve illegal olusuma maddi ve manevi katki getiriyor? iste o insan, teorik, pratik ve örgütleyici dogal lider konumuna ulas-mistir.
Bu yaziyi yazarken duygularimi da katiyorum. Yazimin agir bir elestiri oldugu da gerçek. Çünkü parti birilerinin babasinin sirketi degil, istedigi gibi karar alamaz ve istedigi gibi de uygulatamaz.
Buradan su çikiyor: Yürükoglu yoldasin yazilarini çok iyi okuyup anlamak gerekir. Ya da anliyoruz da hatayi bilerek yapiyoruz. Ne diyor Yürükoglu yoldas isçinin Sesinin 453. sayisinda: Sosyalizm düstügü toprakta filizlenir, büyür. Benim bu sözlerden anladigim, her ülkenin, her bölgenin kendine has kültürü vardir. Bazi bölgeler silahi sever, bazilari içkiyi, bazilari da samatayi sever. Bazilari pop, bazilari arabesk, bazilari da halk müzigini sever. Eger sen bu insanlara klasik müzigi dinletip bir an önce ögrenmesini istersen, bunlar sikilacak ve gidecektir. Çünkü kültürüne aykiridir.
Basta da dedigimiz gibi, halki, isçiyi gerçekten iyi tanimak gerekir. insanlara birseyler vermeden birseyler beklemek yanlistir ve birinin iliskisiyle iliski kurmaya (siyasal) çalismak geçtigimiz dönemdeki duruma dönmektir. Baska hiçbir sey degildir. Kendi iliskilerini kendin bul, çikart. Partilinin görevi budur. Hazir iliski sana aktarilmadigi sürece, senin ilgilenmen yanlis bir istir.
Simdi hazir cevaplarin sesini duyar gibi oluyorum. Hazir cevaplar, tüzük var, tüzügü iyi oku diyor, hazir potansiyel diye söyleniyordur. Cevabim bizim yetisme sürecimizdir: Ögretmenlerimiz, 1976larda, disiplin içindeki çalisma sisteminde, pratik çalismayi mahalle ve bölgelerin kosullarina göre (ama tüzük disina çikilmadan) insiyatife birakmislardi.
Partime ve kisiligime gelecek zararlari bilimle, teoriyle, pratikle, gerektiginde canim pahasina korudum ve korumaya devam edecegim. içimizdeki zararlilara simdiki gibi önce yaziyla cevap verecegim. Zarar devam ederse, verilecek cevap o günkü insiyatife bagli olacaktir. Tüzükten bahsederken, tüzük kongrelerde islenir ve kitaba, insanlarin okuyup uygulmasi için konulur. Bir de, tüzükten sonra, kosullara göre parti kararlari çikar. 9. Kongre kararlari gibi. Bazi arkadaslarimizin bir yanda gizlilikten bahsederken, diger yanda partiye verdikleri zararlarin acisini hep sonradan yasiyoruz.
ikili iliskiler, bireysel kararlara meydan verir. Birim çalismalarinda alinan kararlarin, ilgili yoldaslarin haberi olmadan herhangi bir yerde aktarilmasi gibi tutumlari sergileyenlerin samimiyetine inanmak zordur. Bu tutum ayni zamanda, partiye samimi olan birinin altini bosaltip, onu safra yapmaktan baska hiçbir sey degildir.
Öyle anlasiliyor ki, birimlerde alinan kararlarin yukari çikisinda, raporlarin birim üyelerine imzalatilmadan üste verilmesi kesinlikle yasaklanmalidir. Böylece, üstün, alttan gelen raporlarin kimler tarafindan hazirlandigini, ya da sekreterin kendince hazirlanip hazirlanmadigini anlamak ve yanlis tutumlari engellemek olanagi olur. Parti böyle bir çalismayi düzenli uygularsa, bundan karli çikar. Merkez, sekreterin raporu altinda birim üyelerinin imzasi yoksa, o raporu kabul etmemelidir. Yoksa yeniden geçtigimiz dönemdeki durumlari yasariz.
Bizler, Sovyet Devriminin hatalarindan çikan dogru örgütlenme ve çalisma biçimini örnek almaliyiz. 1904-1905 karsi devrimi-nin sonu, 1917 demokratik halk devrimine benzemelidir.
Not: Bu tür tutumlara cevapsiz kalinamaz. Parti bugünlere layik degildir, her zaman daha iyisine layiktir. Semsi Akçay.
Editörün notu: Degerli yoldas, böyle mektuplari okuyunca, inan, içimiz sevinç doluyor. Partili böyle olur, partisine böyle sahip çikar. Yanlis kimden ve nereden gelirse gelsin, parti birligini bozmadan, sesini yükseltir, tutum koyar.
Merkez Komitemiz, son toplantisinda bu konuyu da görüstü ve bundan böyle tüm organ raporlarinin altinda, tüm organ üyelerinin imzalarinin yer almasi gerektigine karar verdi. Raporu onaylayan imzalayacak, onaylamayan serhini düsecektir.
Elimiz titremeyecek
Yoldaslar, son 8-9 aydir, izleyebildigim kadariyla, partide çok önemli bir degisme ve gelisme var. Sol konusup, sag davranma artik bitiyor.
Neden böyle diyorum? Marmara bölgesi genelinde ve benim yasadigim bölge özelinde bakiyorum. Her tarafta, eylemci, konustugu gibi davranan, gösterissiz ama partisine ölümüne sadik yoldaslar öne geliyor, yetki ve sorumluluk aliyor.
Bu durum gerçekten hepimizi sevince boguyor ve mücadele azmimizi kamçiliyor.
Daha simdiden önemli iki cezalandirma eylemi gerçeklestirdik. Bu eylemlerin sonradan bir degerlendirmesini yapinca gördük ki, önemli hatalar yapmisiz. Ciddi amatörlükler yapmisiz. (O kadar da olur, idmanimiz eksik diyemeyiz çünkü sonuçlari agir olur) Ama biraz sansin yardimi, biraz eylemi yöneten yoldasin sezgisi ve biraz da katilanlarin atakligi sayesinde iki eylemi de basariyla bitirdik.
Eylemden döndük geldik, hepimizin gözleri gülüyordu. Sevinç içindeydik. Hiçbir örgütün, küçük is diye küçümseyemeyecegi bir eylemi basarmistik. Demek ki, biz de yapabiliyormusuz dedik.
iste komünist partisi budur. Elindeki hamuru yogurur, onu yeni bir kaliba sokar, geri kadroyu ilerletir, ileriyi daha da ilerletir ve basa getirir.
inanin, hayatimin en uzun mektubunu yazdim. Birsey daha ekleyip bitirecegim. Bu bir özelestiri olacak. Yürükoglu yoldas yillardir yaziyor, kavgaya, kavgaya, kavgaya diyor, Türkiyenin gerçegi bu diyor, Türkiyede dövüsen gelisir diyor, TKP dövüsken bir parti olmaya yeminlidir diyor. Ben, yoldasimin yazilarini yillardir keser, biriktirir ve çok dikkatle okurum. Yazilanlar Türkçe, ben dikkatli okuyorum, peki o çok açik mesajlari neden kafam kaydetmedi? itiraz etmedim, yanlis demedim, karsi çikmadim ama dedigini yapmadim. Neden?
Çünkü psikolojim, gözlüklerim degisikti. Söylenenleri kafam kaydetmiyordu. Bunda o dönem yöneticilerinin de büyük payi oldugunu söylemeliyim. Hat yoldastan geliyordu ama nasil pratige geçeceginin örnegini ülke yöneticilerinde ariyorduk. Onlarin yaptigini yapiyorduk.
Bugün bunlar geride kaldi. Böyle yanlislari bir daha yapmiyacagima, partime söz veriyorum.
Su son birkaç ayda bir gerçegi iyi anladim. Parti varsa, biz de variz, o yoksa, biz de yokuz.
D.Ç. Marmara
TKP, kadin sorununu Türkiyede derinligi içinde ele alan ilk çevrelerden birisidir. Devrimci hareket içinde ise ilktir. Biz bununla her zaman ögündük.
Peki ne oldu da, çok uzun bir zamandir merkez organimizda kadin sorunu üzerine ciddi bir yazi yayinlanmaz oldu? Kadin sorunu mu çözüldü, yoksa partiye erkek-egemen bakis mi egemen oldu?
Tabii, bu son söylediklerim bir sakadir ama bence durum da ciddidir. Pek çok baska konu ve durumdan da bildigimiz gibi, dogrulari bir iki kere söylemek, o dogrularin parti kültürüne girmesine yetmiyor. Bilenlere sik sik hatirlatmak, yenilere ise ögretmek gerekiyor.
Hele ki, erkek-egemen bakis toplumun her yanindan siziyor. Kadinlari da etkisi altina almistir. Zaten erkek sövenizmi kadinlari da kazanmasa, iki dakika ayakta kalabilir mi?
Bu konuda sürekli mücadele vermek gerekiyor. Erkek sövenizmi, kendisine devrimciyim diyen pek çok çevrede de egemen. Devrimcilik, halkçilik adina düpedüz feodal (hem de feodalligiyle övünerek feodal) deger yargilari savunuluyor.
Bu durum yalnizca iyi egitim almamis kesimlerde degil, hatta daha fazlasiyla egitimli çevrelerde geçerlidir. Son ay içinde açiklanan bir arastirmaya göre karisini dövmenin en yaygin oldugu kesim, üniversite mezunu kesimdir. Olacak sey mi ama öyle.
Mutlaka ve mutlaka merkez organin her 3-4 sayisinda bir kadin yazisi istiyoruz. Hem de, 8 Mart kutlamasi türü yazi degil, merkez organa yakisan teorik yazi istiyoruz. Kadin sorununun degisik yönlerini açan, bilimsel yazilar istiyoruz.
Edibe Cosar, Düsseldorf
Halk meclislerinde aktif, özverili çalisma günün en önemli görevlerinden birisidir
Degerli yoldaslar, ben Gülsuyu yakininda oturuyorum ve zaman zaman çevremdeki yakin Halk Meclislerine gidiyorum.
Subat basinda, Susurluk devletinin polisi Gülsuyu, 1 Mayis ve Birlik mahallelerinde Halk Meclislerine karsi bir saldiri düzenledi ve 30a yakin meclis üyesini tutukladi, çok sayida evi basti. Bazi kisileri de düpedüz sokaktan kaçirdigi söyleniyor.
Bu saldirilar, MGK devletinin Halk Meclislerinden korkusunu anlatir. Ama korkunun ecele faydasi yoktur.
TKPliler olarak bizler Meclis çalismalarina daha aktif ve özverlili biçimde katilmaliyiz. Bence bu, günün en önemli görevlerinden birisidir. Zaten parti üst kurulunun da bu yönde bir direktifi vardir.
Aslinda tüm devrimciler ve emekçiler olarak Meclislerde birlesmeli ve kara düzene halkin gücünü göstermeliyiz. Polis, hiçbir emekçi mahallesinde tutuklama yapamamali. K. Sucu, istanbul