Türkiyede yasanan su ortamda, toplumun kaderi giderek devrimci güçlerin anlayis birligi ve örgütlenmesine baglanmaktadir. Bugün, siyasal ortamda önemli bir degisme vardir. Bas çeliski degismistir. Basina gelenden ders çikaran Siyasal Islam, demagojik de olsa, demokrasi söylemine ve eylemine oturmaktadir. Bu durumda, Marksin, seytanla da isbirligi yapilabilir, önemli olan kimin kimi kandirdigidir dedigi gibi, devrimci hareketimiz için, Siyasal Islamla geçici ve sinirli eylem birlikleri yolu açilmaktadir. Bugünün bas çeliskisi, giderek, açik devlet desteginde yükselmekte olan sivil fasizm ile, halktan yana güçler arasindaki çeliskide kendini göstermektedir. Bundan, MGK-Susurluk devleti ve emperyalizmle halk arasindaki ana çeliskiyi çözme yolunda, dogru bir tutumla, yararlanmak zorundayiz. Açik olan sudur ki, burjuvazi içindeki kriz daha da sertlesecektir. Halka karsi baski ve zor kullanma, devrimci güçlere karsi siddet artacaktir. Türkiyede toplumda sürekli var olan ikilem, ya devrim ya karsi devrim ikilemi, yine bir yol agzina gelmektedir. Devrimci hareket bu yol agzinda, ikilemi devrim yoluyla çözme sansina sahiptir.
Türkiyede yöneten sinifin bunalimi derinlesiyor. Halkin demokrasi özlemi, adalet istemi, rejimin sinirlarinin ötesine tasiyor. Önümüzdeki sorun, var olan toplumsal hareketliligi bir üst düzeye siçratacak olan güvenilir örgütsel çekim merkezlerini yaratmaktir.
Refahin, burjuva legal sistemin disina itilmesiyle birlikte, bir açidan burjuvazi rahatlamiş ve görünümü kurtarmada zaman kazanmiştir. Ama, kendi iç çeliskilerinin daha azmasinin, ortaya çikan boslugu doldurmaya soyunacak yeni ve toplum nezdinde rejimin cibilliyetini daha saydam hale getirecek figüranlarin belirmesinin de zeminini hazirlamistir. Türkiyede yasamakta oldugumuz devrimci durum, yeni bir evresine girmektedir.
Bu ortamda, toplumun kaderi giderek daha da agirlikla devrimci güçlerin anlayis birligi ve örgütlenmesine baglanmaktadir.
Devrimci hareketimiz, geçtigimiz dönemde, bizce bir firsat kaçirmis ve seriata karsi toplumsal öfkenin basini çekerek, o günkü bas çeliskiden, toplumla daha bütünlesmek için yararlanmayi, ana çeliskide halkin ve dolayisiyla devrimci güçlerin daha elverisli bir konuma gelmesini saglamayi basaramamistir. Sonunda, Refahin kapatilmasi, toplumsal bir yaptirimin disinda, düzenin basarisi görünümünü almakla kalmamis, burjuvazi halkin öfkesini kendi çikarlari için kullanmayi da basarmistir.
Ancak, sonuçta genel gidis degismemis, tersine, sinif savasiminin daha da keskinleserek ilerlemesi, devrimci durumun bir üst düzeye yükselmesi olasiligi artmistir. Çünkü, Refahi Refah yapan, yöneten sinifin krizini de, halkin hosnutsuzlugunu da belirleyen ekonomik, siyasal ve de örgütsel dinamikler degismemistir. Hatta, burjuvazinin kendi iç dalasmalarinin azmasi için alan daha da genislemistir.
Bugün siyasal ortamda önemli bir degisme vardir. Bas çeliski degismektedir, degismistir. Basina gelenlerden ders çikaran Siyasal Islam, demagojik de olsa, demokrasi söylemine ve eylemine oturmaktadir. Bu durumda, Marksin, seytanla da isbirligi yapilabilir, önemli olan kimin kimi kandirdigidir dedigi gibi, devrimci hareketimiz için, Siyasal Islamla geçici ve sinirli eylem birlikleri yolu açilmaktadir.
Bugünün bas çeliskisi, giderek, açik devlet desteginde yükselmekte olan sivil fasizm ile, halktan yana güçler arasindaki çeliskide kendini göstermektedir. Bundan, MGK-Susurluk devleti ve emperyalizmle halk arasindaki ana çeliskiyi çözme yolunda, dogru bir tutumla, yararlanmak zorundayiz.
Surasi açik ki, burjuvazi içindeki kriz daha da sertlesecektir. Halka karsi baski ve zor kullanma, devrimci güçlere karsi siddet artacaktir. Türkiyede sürekli var olan ikilem, ya devrim ya karsi devrim ikilemi, yine bir yol agzina gelmektedir. Devrimci hareket bu yol agzinda, ikilemi devrim yoluyla çözme sansina sahiptir.
Bunu yapabilmek için, eksiklerimizin üstesinden gelmemiz gerekiyor. Devrimci hareketimizin, tarihsel misyonunu yerine getirmede önüne gelen firsati heba etmemesi için, en ardicil bir sekilde hazirliklarini tamamlamasi zorunlulugu vardir.
Bu hazirliklarin, bizce, biri ötekisine kopmazcasina bagli, iki yani vardir. Ne tek basina siyasal yetiler, ne de ideolojik bütünsellik basarinin anahtari degildir. Yaratmamiz gereken, ne bilimsel dogrulari yasamin çemberinde kanitlanan ama iste ben demistimde kalan elitsel bir yapi, ne de hele bir pratigi kotaralim sonra Marksizme bakariz diyen, böylece devrimin kalici çikarini raslantilara birakan bir yapi olmamalidir. Hem günün acil istemlerine yanit veren üstün bir siyaset sanatiyla donanmis, hem de bugünü yarina baglayan, böylece bugünün de basarisinin anahtari olan bir yapi olmalidir.
Türkiyede her sey son tahlilde siddet yoluyla çözümlenmektedir. Karsi devrimin, düzenin ömrünü uzatma çabalari böyledir, devrimin zaferi de böyle olacaktir. Devlet, halkina karsi siddet uygulamaktadir. Bu siddete karsi kendimizi ve halkimizi ayni yolla korumak zorundayiz. Zora karsi zor. Bunun baska yolu yok ve bu ne terörizmdir, ne gosizmdir.
Siddet birçok biçimde uygulanabilir ama özünde silah yatar. Devrimci güçlerin halki korumasi için de, ajan-provakatörlerin cezalandirilmasi için de, halkin toplumsal direnisinin basariya ulasabilmesi için de, Türkiye gibi bir ülkede, silahsiz mücadele düsünülemez. Oysa bugün devrimci hareketin, en önde gelen örgütlerimiz dahil, bu konudaki olanak ve hazirliklari olmasi gerekene göre geride kalmaktadir. Bu eksikligi de, en basta bizim gibi geride kalanlarin, ve aslinda tüm hareketimizin kisa zamanda gidermesi gerekmektedir.
Devrimci hareket ana gücünü semtlerde, varoslardaki örgütlenmesinden almaktadir. Günün Türkiyesinin nesnelinde bu kaçinilmaz bir olgudur. En basta sinif çeliskilerinin disa vurusu olmak üzere, bir çok ekonomik, siyasal ve toplumsal çeliskilerin yumaklastigi bölgeler bunlardir. Ama isçi sinifinin çag degistirecek gücünün özü fabrikalarda, isyerlerinde, salterlerin durdugu yerlerde yatmaktadir. Devrimci hareketin bu alanlardaki örgütlenmesi ise yok denecek kadar azdir. Sendikalardaki varligi da, tekil örgütsel yapilanmalarin ötesine gidemememistir. Mutlaka isyeri düzeyindeki örgütlenmelere de hiz vermek zorundayiz.
En önemlisi de, genel olarak baktigimizda, devrimci hareketimizin hiç bir kesimi, kosullarin olanakli ve zorunlu kildigi güçte degildir. Öte yanda, legalist kesim, devrimi hedeflemeyen uzlasmaci, reformist kesim de, devrimci hareketten önemlice bir parçayi koparmistir. Türkiyenin kaderi, hele devrimci durum kosullarinda böyle olmamalidir.
Sorunun özü surada yatmaktadir: Devrimci hareketin hiçbir kesimi, bugün ve görülebilir bir süre için, tek basina devrimin görevlerini hakkiyla üstlenebilecek bir güce sahip degildir. Yapilmasi gereken, bugünün dogru açinimlarina, gözlemlenen basarili pratiklerine sahip çikip bunlari bir üst düzeye tasimanin yollarini bulmaktir.
Bizce, yapilmasi, hem de son derece acil olarak yapilmasi gereken iki yönlü bir görev vardir.
Birincisi, bir anlamda tüm devrimci hareketin örgütsel çalismalarinin uyumunu saglayacak, ana hedeflere ortak vurmanin yollarini döseyecek olan, devrimci örgütlerin irade birligini olusturmaktir. Önerimiz, devrimci örgütlerin taktiklerini ve eylemlerini koordine edecek bir DEVRiMCi KONSEY kurulmasidir.
Bu Konsey, her örgütten üst düzey bir ya da iki temsilci ile, ya da örgütlerin sayisal gücü oraninda temsilciyle kurulabilir. Bu Konsey, düzenli araliklarla top-lanmalidir.
Böyle bir konsey, özellikle genis çapli, ülke ve bölge düzeyinde eylemliliklerin etki alanini genisletecek, enerji ve kaynak israfini minimuma indirecek ve kollektif bilinci ilerleterek halkin devrimci harekete güvenini pekistirecektir.
Bizce ikinci acil görev, tüm devrimci örgütlerin, HALK MECLiSLERi içinde halkin örgütlenmesine elbirligiyle katilmasidir.
Halk Meclislerinin, günün kosullarinda, halk güçlerini Türkiye genelinde örgütlemenin ve sokaga dökmenin ortama en uygun yolu oldugunu pratik göstermistir.
Ayrica, Halk Meclislerinin denetimi altinda örgütlenecek olan HALKIN CAN GÜVENLIGI KOMiTELERi ile de, devletin siddetine ve azmakta olan sivil fasist harekete karsi, halkin, kendi can güvenligini korumasi saglanmalidir.
Tarih bugün Türkiye devrimci hareketine çok önemli ve sorumlu bir sogukkanlilikla irdelenmesi gereken bir misyon yüklemistir. Devrimci hareketin büyük, küçük her kesimi, eger yarin tarihin sayfalarinda kaçi-rilan firsatlarla anilmak istemi-yorlarsa, aralarindaki farklilik-larin, öznel örgütsel çikarlarin, hegemonya kaygularinin hadim edici darligini asip, bu sürece tüm varliklariyla katilmak zorundadirlar.
Partimizin, bu söylediklerimizi, iyi ya da iyice yapabilenler arasinda olmadiginin bilincindeyiz. Bu durumu degistirmek için, tüm parti olarak elimizden geleni yapmaktayiz. Degisecegi de kesindir.
Bu söylediklerimizi bugün hakkiyla yapamiyor olmamizin, devrimci hareketin, düsüncelerimizi gereken devrimci ciddiyetle degerlendirmesine engel olmayacagini biliyoruz. Görüslerimizi, devrimci hareketimizin bilgisine ve tartismasina sunuyoruz.