Ülke gerçeklerini yansitan bir pratik içinde olmayan hiçbir komünist partisi, ülkesinin kaderinde yer tutamaz. Dünyanin her yani, geçmiste ve günümüzde, bunun sayisiz örnekleriyle doludur.Ayni belirlemeye tersten de örnek verilebilir. KP olmayan, komünist ideoloji ve örgütlenmeye sahip olmayan, ama eyleminde ülkesinin gerçeklerini yansitan pek çok hareket de ülkesinin siyasetine yön verebilmistir. Sandinistler bunun güncel örneklerinden biridir. Tabii, böyle durumlarda, uzun süreli basari için ya bu hareketler gerçek bir KPye dönüseceklerdir (Küba örneginde oldugu gibi), ya da basarilari geçici olacaktir.
Türkiye Komünist Partisi bugün önemli bir yenilenme içindedir.
Bu yenilenmenin sonuçlarinin tam olarak ortaya çikmasi belirli bir zaman gerektirecektir ama tam basarisi, daha bugünden iki kosulu iyi anlamaya ve uygulamaya baglidir:
1. KP örgütlenmesi
2. Ülke gerçegini yansitma.
Isçinin Sesinin bu sayisinda yer alan Asaf Kalender yoldasin yazisi birinci kosulu irdelemekte ve düzeltmemiz gerektigini düsündügü yanlar üzerinde durmaktadir. Yazidaki saptamalara ve önerilere geneliyle katildigimi söyliyebilirim. Tabii, o sonuçlara varisin nedenlerini, öznel ve nesnel yanlariyla, daha uygun ortamlarda uzun boylu görüsmek kosuluyla. Partimizin son 20 yilda yasadigi süreçler ancak böylelikle dogru anlasilabilir. (Ancak, yazida hiç mi hiç katilmadigim yanlarin da var oldugunu söylemeliyim. Gecekondu devrimcisi tarzi, TKP kültürü yok, Denizler-Mahirleri anar gibi..., üslup ve stilde solcu özentisi davranis ve yasam tarzi, Isçinin Sesi ayrilik vurgusuyla aniliyor vb.)
Bu yazida, Asaf yoldasin yazisiyla dogal bir isbölümü içinde, ikinci kosul üzerinde durmak istiyorum. Bu, o yoldasin yazisindaki yanlislarin nereden kaynaklandiginin da açiklamasi olacaktir.
Basta sunu söylemeliyim ki, ikinci kosulu hakkiyla yerine getirmeyen, ülke gerçeklerini yansitan bir pratik içinde olmayan hiçbir komünist partisi, ülkesinin kaderinde yer tutamaz. Birinci kosulu ne denli mükemmel yerine getirirse getirsin. Isyeri ve semt örgütlenmesiyle, karara dönük çalisan organlariyla, sendika-kadin-gençlik-egitim bürolariyla, tarihini sahiplenmisligiyle, vb. Dünyanin her yani, geçmiste ve günümüzde, bu dedigimin sayisiz örnekleriyle doludur. Hatta diyebilirim ki, komünist partilerinin çogunlugu buna örnektir.
Ayni belirlemeye tersten de örnek verilebilir. Komünist partisi olmayan, KP gibi tutarli bir ideoloji ve örgütlenmeye sahip olmayan, ama eyleminde ülkesinin gerçeklerini yansitan pek çok hareket ya da örgüt, ülkesinin siyasetine yön verebilmistir. Sandinistler bunun güncel örneklerinden biridir. Tabii, böyle durumlarda, uzun süreli basari için ya bu hareketler gerçek bir KPye dönüseceklerdir (Küba örneginde oldugu gibi), ya da basarilari geçici olacaktir.
Bu söylenenlerden de anlasi-lacagi gibi, basari, hem de uzun süreli basari için, iki kosulun da hakkiyla yerine getirilmesi zorunludur. Bu kosullardan birini geriye atip ötekine yogunlasmak, gelecegimizi karartir.
Ülke gerçegini yansitmak demek, tarihiyle, gelenekleriyle, bugünkü duygu ve düsünceleri ve istemleriyle halki yansitmak demektir. Biz, isçi sinifimiza atasini (Aleviligi) göstererek (bunlari bulusturarak diyemiyorum, o etkinlik düzeyine ulasamadik), bunu bir ölçüde iyi yaptik. Ama bununla bitmiyor, asil olarak güncel tutumlar var.
Ülkemiz bir küçük burjuvalar denizidir. Evet, isçi sinifi sayisal olarak toplumun en büyük sinifi oldugu halde bu böyledir. Küçük burjuvazi, sayisal gücü isçi sinifindan sonra gelen ikinci büyük siniftir. Ve onun dünya bakisinin isçi sinifi üzerinde derin etkileri vardir. Çünkü, isçi sinifimiz genç bir siniftir. Su anlamda ki, kusaktan isçi, sinifin ancak küçük bir azinligidir. Büyük çogunlugu topraktan yeni kopmus, bir bölümü de kirla iliskisini hala sürdüren bir siniftir. Böyle oldugu için de, emekçi halkta, hangi sinif ya da katmanin üyesi olursa olsun, küçük burjuva duygu ve düsünceler yaygindir. Güce tapma yaygindir, vb.
Güçsüzün yaninda durmamak, çok yanlis bir tutum da degildir. Halkimiz, eski bir halktir. Olmayacak duaya amin dememeyi yüzyillar içinde ögrenmistir. Kendisini ezen, sömüren bu düzene ve çeteler devletine karsi kendisini koruyacak bir güce gereksinim duymaktadir. Öyle ise güçlü olmak, güçlü görünmek ve asil gücün kendisi oldugunu mücadele içinde ona inandirmak görevimiz vardir.
Uygulanacak mücadele biçimleri açisindan dikkate alinmasi gereken en önemli olgu, ülkede devrimci durumun varligidir. Ve egemen sinif ve onun devleti halka karsi zor kullaniyor. Her yerde, her durumda zor kullaniyor. Öyleyse, bizim de zor kullanma zorunlulugumuz vardir. Ülke, zora zorla karsi koymayi gerektiren bir noktadadir. Partiden baslayarak, halkin silahli güçlerini olusturma, olanlari gelistirme görevimiz vardir.
Sonra bakiyorsunuz, isçi, gençlik, memur hareketleri ya da tek hedefli halk birikmeleri birbirlerinden kopuk olarak yükseliyor ve düsüyor. Devrimci durumun derinlesebilmesi için bunlari koordine edebilmek gerekir. Ama bu yapilamiyor, çünkü devrimci örgütlerin kendileri örgütsüz ya da güçleri yetersiz.
Bu kosullarda, yapacagimiz tüm legal ya da mesru örgütlenmelerde iki ölçütümüz olmalidir:
1. Yigini içine almali,
2. Düsmana karsi bir mücadele gücü yaratmali.
Yigini içine almayan, Bilen Yoldasin deyimiyle, sen ben bizim oglandan olusan derneklerle, bürolarla bir yere varilamaz. Düsmana karsi bir mücadele gücü yaratmayan, pisirik, uslu çocuk, pasifist örgütlenmeler yalnizca enerji israfidir.
Her çesit örgütlenme, düzgün yönlendirilirse, yigini kapsayabilir ve düzene karsi mücadele gücü olabilir. Tiyatro dernegi de, halk oyunlari da.
Bunlarin yaninda, bugün bir Halk Meclisleri gerçegi var. Amaci, halk güçlerini birlestirmektir. Basindan bu yana parti tutumu açiktir: Meclisleri dogru buluyoruz, benimsiyoruz, içinde çalisacagiz. Bu örgütlenmenin kimlerin düsüncesinin ürünü oldugu ya da basinda hangi örgütün oldugu gibi kaygilar, ki bazi devrimci çevrelerde böyle kaygilarin varligini biliyoruz, bizim için bir anlam tasimiyor. Meclislerde etkin olmak, basina geçmek isteyen, içinde çalisir, güçlenir, basina geçer. Bizim için önemli olan, dogru bir örgütlenme midir, yukarida degindigimiz iki ölçütü karsilamakta midir? Evet, evet, evet. Öyleyse, meclisler, bizim dogal yigin çalismasi alanimizdir. Ve bu, MKmizin bir kararidir.
Peki, pratigimiz bu kararla tutarli midir? Öyle oldugu pek söylenemez.Iki örnek verecegim. Son Susurluk eylemlerinde meclisler Susurluka otobüs kaldiriyor. Bizim yoldaslarimiz ise, meclislerin eylemine katilmak yerine, ÖDPnin, BPnin mitingine katiliyorlar. Bir baska örnek Gazi olaylari eylemidir. Meclisler Zonguldaka gidiyor, yakin bölge örgütlerimiz bile eyleme katilmiyor. Söz konusu örgütleri ve yöneticilerini yakindan taniyoruz. Partiye bagli, kararlara saygili ve militan ruhludurlar. Peki neden böyle olmustur? Günlük çalismanin girdabina kapilmisliktan, günlük yasamin rutininden, ataletinden ve bir bölge için de, gözlerini örgüt içine çevirmislikten. Bunlari degistirmeliyiz.
Ülkemizin bugün içinde bulundugu kosullarda, devrimin görevlerini hakkiyla üstlenebilen bir örgüt yoktur. Bu durumda, devrimci hareketi ülke çapinda bir güç yapabilmenin tek pratik yolu, devrimci güçlerin birligini saglamaktir. Tabii, devrimci solu birlestirmeden halkin birligi saglanamaz demiyoruz, saglanabilir, Istanbulun bazi semtlerinde saglanmaktadir da. Ama tüm ülke için düsünüldügünde, bu daha uzun bir süreci gerektirir. Biz tüm pratik çalismamizda halk güçlerini birlestirmeyi ölçüt alacagiz ve buna giden etkili ve hizli bir araç olarak da, devrimci solun irade birliginin kurulmasina çalisacagiz.
Halkimiz, manevi yönü güçlü, yigitlige, kahramanliga, ser verip teslim olmamaya deger veren bir halktir. Partimizin mücadele kültürünü, bu degerleri de içerir biçimde gelistirmeliyiz. Bu, ayni zamanda, devrimci hareketimizin de en güzel degerlerini içermek demektir. Sürekli gelistirilmesi gereken bu mücadele kültürü partimizi ileriye, gelecege tasiyacak en güçlü araçlardan birisidir.
TC bir Susurluk devletidir. Halkimizin büyük çogunlugu bu-nu çok iyi anladi. Ne denli ugras-tilarsa da üstünü örtemediler. Örtemeyince ne oldu? Halkta çok yaygin, çok güçlü bir adalet özlemi dogdu. Bu isteme yanit vermeliyiz. Adalet devrimdedir dogrusunu yükseltmeliyiz ve tüm devrimci hareket olarak, halkin adaletini somutlamaliyiz.
Bu da, birincisi, halki örgütleyip düzenin karsisina dikerek ve ikincisi, halkin silahli güçlerini gelistirerek olur.
Türkiyenin bu kosullarinda silahli mücadele, örgütsel güçlenmenin de en önemli ayaklarindan birisidir. Vurdugun oranda güçlenirsin! Dokuzuncu kongremizin bu yöndeki kararinin, uygulaniyor yalani altinda uygulanmadigini artik hepiniz biliyorsunuz. Simdi, basa dönüp kararlilik ve itinayla bu karari gerçeklestirmenizin zamanidir.
1970lerden bu yana halkin mücadelesi bir gerçegi hiç tartismasiz ortaya koymaktadir: Türkiyede varoslar, gecekondu semtleri gelen devrimin tezgahlaridir. Devrim, sayisiz yerel ayaklanmalarla örülü iç savas içinden ve buralardan yükselecektir. Gecekondu kim? Isçi, issiz, yari-proleter esnaf. Her sinifin tarzi farklidir. Gecekondu tarzi, proleter tarzidir. Bu, ülkemizin gerçegidir. Komünistler bunu iyi anlamali ve kendilerini ve çalismalarini buna uydurmalidirlar.
Ülke gerçegini yansitmanin, günümüzde devrimci mücadeleyi ilgilendiren bence en önemli yanlari bunlardir.