DÜNYA ISÇISININ VE DÜNYA DEVRIMININ ESSIZ YAPITI

KOMÜNIST MANIFESTO 150 YASINDA

Birçok liberalin ve sözde devrimcinin kanitlamaya çalistiginin aksine Marks ve Engels, tüm ömürlerini, ürettikleri dev yapitlari kaleme almak amaciyla kütüphanelerde geçirmis entellektüeller degildirler. Herseyden önce örgütçüdürler, eylem adamidirlar. Elde silah, barikatlarda da çarpismislardir. Aydin, hem de büyük aydin olduklari kesindir, ama onlarin bu derece uzak ve de derin görüslü olmalarini saglayan çok önemli bir etken de tezlerini pratik devrimci savasin içinde sinayabilmis olmalaridir.

M.KIZILTEPE

Bu yil Subat ayinin sonunda, Marks ve Engels'in birlikte yazdiklari Komünist Manifesto'nun yayinlanisinin 150. yildönümünü kutluyoruz.

Dünyada hiçbir kitap 150 yillik bir süreç içinde bu kadar yanki yapmadi, bunca yasaklamaya ragmen bu kadar çok basmadi. Hiçbir kitap derken abartmiyoruz; Incil'i, Kur'ân-i Kerim'i ve Tevrat'i da saydiklarimiza katabilirsiniz.

Komünistler için Manifesto' nun esas önemli niteligi tabii onun verdigi mesajdadir. Topu topu 24 sayfa gibi kisa bir metnin içinde, dünya isçi sinifina isik tutacak netlikte, kapitalist toplumun analizi yapilmis, sömürünün ve özel mülkiyetin ortadan kaldirilmasi, sinifsiz bir topluma geçiste isçi sinifinin tarihsel misyonunun nedenleri ve nasillari en yalin bir biçimde anlatilmistir.

Manifesto'yu yazdiklarinda Marks otuz yasinda, Engels ise yirmisekizindeydi. Her ikisinin de hem tek tek, hem de birlikte yazdiklari çesitli kitaplar vardi ve adlarini çoktan dosta düsmana duyurmuslardi.

Örnegin, Marks, Engels'le 1844 yazinda ilk kez tanismalarindan önce 1844 Elyazmalari adli kitabini ele almisti bile. Bu iki büyük dehânin birlikte çalismalarindan ya da fikir alis verisinden çikan ürünler ise: Engels'in ayni yil kaleme aldigi ve 1845'te yayimlanan Ingiltere'de isçi Sinifinin Çalisma Kosullari, Marks ve Engels'in birlikte yazdiklari Kutsal Aile (1845), bir diger bü-yük klasik olan Alman ideolojisi (1847) ve Marks'in 1847 yilinin ilkbaharinda yazdigi Felsefenin Sefaleti adli bir diger dev yapiti.

Manifesto'nun 150. yildönümünü kutlayan bir yazida Marks ve Engels'in daha önceden yazdiklari eserlerden bahsetmenin ne anlami olabilir diye bir soru olasidir. Bunu yaparken iki olgunun altini çizmek istiyorduk.

Bunlardan ilki, dünya isçi sinifinin bu iki yüce önderinin nasil olup da bu kadar genç yasta bu denli derin, önemli yapitlari çikarabildiklerine, ve bunu yaparken de, genel olarak sanilanin tersine, son derece aktif bir militan, örgütçü yasami da sürdürebilmis olmalarina karsi duydugumuz hayranliktir.

1844-1850 yillari Marks ve Engels'in yasamlarinin en yogun ve de hareketli dönemidir. Avrupa' nin dörtbir kösesinde esen devrim rüzgarlari onlari da aktif, örgütlü savasimin içine (hem de Almanya' dan tutun, Fransa, Belçika, Ingiltere, Hollanda, Isviçre ve tâ Italya' ya kadar hemen her yerde!) katmistir. Bir yandan felsefî, ekonomik ve siyasal görüslerini daha da gelistirerek diyalektik ve tarihsel materyalizmin saglam temellerine oturtmuslar, ve bu temel üzerinde o anda yasamakta olduklari tarihsel önemdeki olaylarin hemen aninda analizini yapmislardir.

Onlar ne muhtesem bir fikir berrakligi gerektiren analizlerdir ki, tam yüzelli sene sonra siyaset bilimcileri ve yayincilari Marks ve Engels'in yapitlarini tereddüt etmeden basabilmektedir!

1840'li yillarda ne radyo var, ne televizyon ne de telefon; nerde kaldi bilgisayar ya da diger çagdas iletisim teknolojileri! Ellerindeki tüm olanaklarla, ve de sonsuz bir tutkuyla içinde yasadiklari çagi ve gözlerinin önünde akip gitmekte olan tarihsel olaylari sicagi sicagina anlayip, anladiklarini da aktarmaya çalismislardir. Olanaklarinin mütevaziligine karsin ürettikleri yapitlarin bugün bile degerini koruyabilmesi karsisinda hayranlik duymayip da ne yapilabilir? Yüzelliyi askin yildir güncelligini koruyabilmis, hangi dalda yazilmis olursa olsun, kaç tane yapit göstermek olasidir?

Marks ve Engels'i bizim gözümüzde daha da yücelten bir baska olgu daha vardir, o da bu denli yogun düsünsel ugraslarinin yanisira ayni zamanda pratik çalismanin da en güzel örneklerini vermis olmalaridir.

Her ikisi de örgütsüz isçi sinifinin hiçbir yere gidemeyecegine kanaat getirmis, ve tüm pratik ugraslarini bu noktada yogunlastirmislardir. Marks ve Engels'in militanliklari Komünistler Birligi'nden tutun, 1.Enternasyonal'in örgütlenisine ve oradan da Almanya'da 1849 devriminde elde silah barikatlarda çarpisana kadar uzanir.

Yeri gelmisken su tarihsel gerçegi belirtmeden geçmeyelim: Engels, özellikle askerî sanatlar konusunda degme profesyonele kök söktürecek kadar iyi bir taktikçi ve örgütçüydü. Bunun en çarpici örneklerinden biri olarak, 1849 ilkbaharinda Macaristan'da patlayan burjuva demokratik devrimin gelismesiyle ilgili olarak Engels, o zamanlar Marks'la birlikte çikardiklari, ve Lenin'in de "dünya proletaryasinin ilk günlük gazetesi" diye adlandirdigi, ünlü Neue Rheinische Zeitung'da bir dizi makale yazar. Bu makalelerin her biri devrime katilan güçlerin hareketleri, silahlarinin stratejik yerlere konulusunun analizi vs. açisindan o kadar büyük bir ustalikla kaleme alinmis ki, Alman isçi sinifinin önderlerinden Wilhelm Liebknecht'in anlattigina göre Neue Rheinische Zeitung'u okuyan komünistlere ve devrimcilere göre böyle ince analizi olan bir yaziyi yazsa yazsa ancak Macar ordusundan üst rütbeli bir subay yazabilirmis!..

Kisacasi, felsefî, siyasal ve de ekonomik alanlarda fikir üretmede gösterdikleri becerinin aynisini örgütçülükte ve askerî sanatlarda da gösterebilen devrimcilerden söz ediyoruz!..

Bu uzun paragrafi kapattiktan sonra altini çizmek istedigimiz ikinci olguya gelelim. Komünist Manifesto, Marks ve Engels'in daha önce yazdiklari eserlerinin damitilmasi ve de en önemlisi, programlastirilmasidir. Gerçekten, Komünist Manifesto aslinda yukarida sözünü ettigimiz Komünistler Birligi'nin programinin ta kendisidir. Komünistler Birligi de dünyanin ilk proleter partisidir! "Bütün ülkelerin proleterleri, birlesin!" sloganini kendine bayrak edinen ilk örgüttür. Tabii Marks ve Engels de kuruculari ve önderleri arasinda yer almislardir.

Manifesto'nun hangi tarihsel kosullar altinda kaleme alindigini daha iyi anlayabilmek için bu dönemi kisaca incelemekte yarar var.

1840 yilinda Avrupa'nin degisik yerlerinde siyasal çalismaya atilip hizla dünya görüslerini netlestirmeye baslayan Marks ve Engels, 1844 tarihinden itibaren de tüm yasamlari boyunca sürecek bir dostluk ve kavga arkadasligina girerler.

Ayri ayri baslattiklari arastirmalar, ister klasik Alman felsefesinin, ister ingiliz ekonomik politikasinin, isterse de Fransiz hayalci sosyalizminin elestirisinde olsun her ikisini de ayni sonuçlari çikarmaga itmisti. Engels'in Ingiltere, Fransa ve Almanya arasinda, Marks'in ise Almanya, Belçika ve Fransa arasinda mekik dokumasi nedeniyle, tanismadan önce de birbirlerinin çalismalarindan dolayli olarak haberdar olmuslardi.

O dönemde Avrupa'nin önde gelen ülkelerinin hepsinde kapitalist üretim iliskileri egemen olmus ve burjuvazi de ayaklarinin üstünde dogrulur dogrulmaz gericilesmeye baslamisti.

Burjuva devrimlerinde burjuvazinin yaninda köhnemis feodalizme karsi savasta saf tutmus olan isçi sinifi, kapitalizmin gelismesiyle birlikte ürettigi zenginlikten ancak kendisini yasatabilecek kadarini aliyordu. Onu bu durumdan kurtarmanin yollarini arayan çesit çesit görüsler vardi Avrupa' nin dörtbir kösesinde.

Marks ve Engels bunlarin her birine karsi ideolojik bir savas yürütmek zorundaydilar. Eger birlikte savasacaklarsa o zaman ortak görüslerinin neler oldugunu da saptamak zorundaydilar. 1844-1847 yillarini kapsayan dönem iste Marks ve Engels'in hem bu çesitli akimlarla kapistiklari, hem de kendi görüslerini netlestirdik-leri yillardir.

Bu dönemin son derece zevkli anlatimini Engels'in bizzat kendi kaleminden okumak mümkün: "Komünistler Birliginin Tarihi Üzerine"(Marx-Engels, Seçme Yapitlar Cilt:3).

Biz simdi kisaca bu akimlari ve onlarin önde gelenlerini taniyalim.

***

Avrupa’da kapitalizmin hizla gelismesiyle birlikte isçi sinifi sayica artmaya ve buna paralel olarak da örgütlenme çabalarina girmeye basladi. Marks ve Engels’in aktif olarak siyaset sahnesine çikmasindan önce bu girisimlerin çesitli örneklerini görmek olasidir. Komünistler Birligi’ne en önemli katkiyi yapan siyasal guruplardan biri, 1836’da Paris’te kurulan Adiller Birligi’dir (League of the Just). Gizli çalisan bu örgütün temel amaci isçiler arasinda devrimci propaganda yürütmekti.

Adiller Birligi Mayis 1839’da Paris’te, basini Blanqui ve Barbès’in çektigi isçi ayaklanmasina aktif olarak katildi. Bu ayaklanmanin bastirilmasindan sonra esen karsi-devrimci terörden de nasibini aldi. Birligin önde gelen yöneticilerinden Schapper, Bauer adli iki alman devrimcisi de hapse atilanlar arasindaydi. Her ikisi de profesyonel devrimcilik sanatini çok iyi özümsemis, yigit insanlardi. Hapisten çikar çikmaz sinir disi edildiler. Londra’ya gitmeyi kararlastiran Schapper ve Bauer, orada Adiller Birligi’nin faaliyetlerini devam ettirmeye karar verdiler. Onlara Joseph Moll adinda bir diger alman devrimci daha katildi ki onun da nitelikleri Bauer ve Schapper’inkileri hiç aratmiyordu. 1840 yilinin Subat ayinda Londra’da Alman isçi Egitim Dernegi adli legal bir dernek kurup Birligin saflarina yeni militanlar kazanmak için yogun çalismalara basladilar.

Engels bu üç degerli Alman devrimci proleteriyle 1843’te Londra’da tanistigi zaman topu topu 23 yasindaydi. Yukarda andigimiz “Komünistler Birligi’ nin Tarihi Üzerine” adli makalesinde Engels her üçünden de ne denli etkilendigini anlatir.

Legal dernegin basarili çalismalari meyvelerini kisa zamanda vermeye baslar: önce Londra’nin içinde birkaç tane, ardindan Londra disinda, ve de giderek Almanya’da Magdeburg ve Berlin’de benzeri dernekler 1846 girmeden kurulur. Isviçre’de de benzeri bir dernek August Weitling’in önderliginde kurulur.

Legal dernegin çalismalarinin Adiller Ligi’ne militan kazanmada çok önemli katkilari olur. Bu arada Londra Avrupa’nin dört bir kösesinden siginmacilik için gelen devrimcilerin yerlesim merkezi olmustur.

Birligin saflarini dolduranlar arasinda artik Almanlarin disinda Hollandalilara, Çeklere, Iskandinavlara, Macarlara rastlamak olasidir. Çok geçmeden Dernek de adini degistirerek “Komünist Isçilerin Egitim Dernegi” adini alir.

Üyelere verilen kimlik kartlarinin üzerine en az yirmi dilde “Tüm insanlar kardestir” slogani yazilir. Öte yandan, Fransa’daki devrimci çevrelerle ve Polonya’ daki radikal guruplarla baglar kurulup gelistirilir.

Ancak, bu olumlu gelismelerin yaninda Adiller Birligi’nin en önemli zayifligi ideolojik temelde savundugu açik seçik bir doktrinin olmayisidir. Bunun nesnel nedenlerini Engels, zaman içinde Birli-gin saflarinin proleterler yerine artizanlar ve küçük üreticiler tarafindan doldurulmasina baglar. Çogu küçük isyerlerinde, küçük patronlarin emrinde çalismaktadir ve hepsinin hayalinde bir gün ufak bir isyeri açip kendi kendinin patronu olmak vardir. Kisacasi, proletaryanin kurtulusuna kendini adamayi hedefleyen bir örgüt için bunlar kararsiz, kaypak unsurlardir; devrimci-komünist bir dünya görüsünü gelistirip benimsemeleri de dogal olarak beklenemezdi.

Devrimci proletaryanin dünya görüsü ise Avrupa’nin bir baska kösesinde gelistiriliyordu: Ilk kez 1844 yazinda Paris’te karsilasan Marks ve Engels, o döneme kadar birbirlerinden bagimsiz olarak gelistirdikleri tezlerin ne kadar benzer olduklari karsisinda sevinçten cosmuslar ve bundan sonraki çabalarini ortak yürütme karari almislardi.

Bunun üzerine yaptiklari ilk girisim Brüksel’de bir Alman isçi dernegi açmak oldu. Ayrica Alman-Brüksel Gazetesi (Deutsche-Brüsseler Zeitung)’ni de devrala-rak düzenli bir yayin organina kavustular. Çok geçmeden Ingiltere’de Chartist hareketin devrimci kanadiyla, Fransa’da “Reform için Fransiz Sosyal-demokratlari” ile, Brüksel’de de Demokratik Dernek ile yakin iliskiler kurdular.

Marks ve Engels Londra’daki dernekten ve daha da önemlisi Adiller Birligi’nden haberdardilar. Yukarda da belirttigimiz gibi, Engels 1843 yazinda Londra’da Birligin önde gelen üç Alman lideri Bauer, Schapper ve Moll ile tanismis ve onlardan çok etkilen-misti. Hatta bu tanisma sirasinda Schapper Engels’e Adiller Birligi’ ne üye olma teklifinde bile bulunmustu, ancak Engels bu teklifi geri çevirmisti. Buna ragmen sürekli yazisarak iliskiyi sürdürmüslerdi.

Kisa sürede ürettikleri yapitlariyla Marks ve Engels birçok devrimci çevrenin dikkatini çekmisti. Adiller Birligi’nin üst düzeydeki yönetici kadrosu da zaman içinde Marks ve Engels’in görüslerine giderek daha çok sahip çikmaya basladilar.

Bu durumda kendi savunduklari teorik tezlerin yetersizligini iyice kavrayan Adiller Birligi yöneticileri Marks ve Engels’e bir an önce Birlige katilmalari ve görüslerini özgürce dile getirmeleri için çagrida bulunmayi kararlastirdilar. Bu amaçla 1847 yilinda Joseph Moll Marks’i Brüksel’de ve Engels’i de Paris’ te ziyaret ederek Adiller Birligi’ ndeki tüm yoldaslari adina onlara üyelik teklifinde bulundu. Moll her ikisiyle de yaptigi görüsmelerde onlarin gelistirdikleri dünya görüsüne katildiklarini, Adiller Birligi’ni yeni, günün gereksinimlerine daha iyi yanit verebilen bir yapiya sokmanin giderek zorunlu hale geldigini, bunun için de Marks ve Engels’in katkilarina ihtiyaç duyduklarini belirtti.

Onlara yaptigi öneriye göre, Adiller Birligi’ne üye olduklari taktirde, elestirel görüslerini programatik olarak bir manifesto biçiminde Birligin bir kongresine sunabilecekler ve bunu da Adiller Birligi’nin manifestosu olarak bastirabileceklerdi.

Aslinda Marks ve Engels de ne zamandir tüm Avrupa’ya yayilmis olan komünistleri ortak bir program altinda tek bir örgüt çatisinda biraraya getirmek istiyorlardi. Bu örgüt illegal olmak zorundaydi ve bunun ilk adimi Adiller Birligi biçiminde atilmisti. Yapilmasi gereken simdi onu yeniden örgütlemekti. Bu yeniden örgütlenme çalismalarinda da Marks ve Engels’e tam serbestlik tanindigindan artik Birligin disinda kalmak anlamsiz olacakti. Onlar da bu nedenle Birlige üye olmaga karar verdiler. Hemen ardindan Marks Brüksel’de bir, Engels de Paris’te üç tane Birlige bagli örgüt kurdular.

Adiller Birligi’ne üyelik teklifini kabul etmelerinden kisa bir süre sonra 1847 yazinda, Birligin ilk kongresine katilmak üzere Marks ve Engels Londra’ya geldiler. Kongrede Birligin Brüksel örgütlerini Wilhelm Wolff, Paris örgütlerini ise Engels temsil ediyordu. Yogun biçimde tartisilan konularin basinda Birligin yeniden örgütlenmesi geliyordu. Kabul edilen yapilanma biçimine göre, Birlik çevrelerden, hücrelerden, Merkez Komitesi’nden ve de en üst organ olarak Kon-gre’den olusuyordu. Adinin da “Komünistler Birligi” olarak degistirilmesine karar verildi.

Birligin amaci su sekilde formüle edildi:

* Burjuvazinin devrilmesi,

* Proletarya erkinin kurulmasi

* Sinif çeliskileri temelinde kurulmus eski burjuva toplumunun yikilarak yerine özel mülkiyetin olmadigi sinifsiz yeni bir toplumun kurulmasi.

Birligin yeniden örgütlenisi son derece demokratik temeller üzerinde yapildi. Seçimle is basina getirilen yöneticileri her an geri çagirma hakki sakli tutuluyordu. Yeni tüzügün kabulü ise 8 Aralik 1847’de, 2. Kongre’de yapildi.

2.Kongre yine Londra’da ayni yilin Kasim ayinin sonu ve Aralik ayinin basinda yapildi. Bu kongreye de katilan Marks, uzun süren bir oturumda görüslerini ayrintili olarak sundu. Yeni örgütlenme modelini ve yeni teorik tezleri oybirligiyle kabul eden Kongre, Marks ve Engels’e bu tezleri bir manifesto olarak kaleme alma görevini verdi. Avrupa’nin üzerinde dolanan devrim dalgasinin dayattigi acil görevlere ragmen iki aydan kisa bir süre içinde “Komünist Manifesto”yu yayina hazirladilar. Subat devriminin tam basladigi sirada Londra’da dizgiye giren brosür 24 Subat’ta yayinlandi. Manifesto, eski Adiller Birligi’nin temel slogani olan “tüm insanlar kardestir”’i Komünistler Birligi tarafindan kabul edilen “tüm ülkelerin proleterleri, birlesin!” ile degistirerek dünya proletaryasinin ilk komünist örgütünün enternas-yonalist karakterini vurguluyordu.

Brosürün çikis tarihinin zamanlamasi bundan daha iyi olamazdi: Avrupa’da yükselen devrimci isçi hareketlerinin eline bir kilavuz verilmisti sanki. Marks ve Engels de bu hareketlerin en önde yürüyen önderleri olarak Komünist Manifesto’nun gelistirdigi görüsleri pratige uygulamaya çalistilar.

Manifesto’nun içerigine iliskin olarak ilk vurgulamak istedigimiz sudur ki, Komünist Manifesto güncelliginden hiçbirsey kaybetmemistir. Proletaryanin önünde ayni görevler durmaktadir, düsman ayni sinif düsmanidir, önemli olan bu genel dogrulari bugünün gerçeklerine dogru biçimde uygulayabilme becerisidir. Manifesto’nun basimindan sonra Marks otuzbes, Engels ise kirkyedi yil daha yasadi. Bu süreç içinde Manifesto’ya bir tek kez degisiklik yapmayi uygun gördüler.

Bilindigi gibi o da 1871 Paris Komünü’nün hunharca kana bogulmasindan sonra, Marks ve Engels, “isçi sinifi erki ele geçirdikten sonra burjuva devlet aygitini kendi çikarlarina uygun olarak yeniden düzenler” seklinde ilk basimda ele aldiklari tümceyi, yeni baskida “..burjuva devlet aygitini parçalar” seklinde degistirmek zorunlulugunu duydular. Bunun disinda yaptiklari degisiklik yoktur, çesitli açiklayici bilgileri ise Manifesto’nun çesitli dillerdeki baskilarina yazdiklari önsözlerde belirtmislerdir.

Ikinci vurgulamak istedigimiz ise, birçok liberalin ve sözde devrimcinin kanitlamaya çalistiginin aksine Marks ve Engels, tüm ömürlerini ürettikleri dev yapitlari kaleme almak amaciyla kütüphanelerde geçirmis entellektüeller degil, herseyden önce örgütçüdürler, eylem adamidirlar. Entellektüel, hem de büyük entellektüel olduklari kesindir, ama onlarin bu derece uzak ve de derin görüslü olmalarini saglayan çok önemli bir etken, her zaman pratigin içinde olmalari ve tezlerini pratik devrimci savasin içinde sinayabilmis olmalaridir.

Yazimizin basinda belirttigimiz gibi Engels askerî sanatlarda hayret verici düzeyde bir stratejistti. Her ikisinin de elde silâh 1849 Alman devriminde çarpistiklarini biliyoruz. Manifesto’ya ayirdigimiz bu yazinin konusu disina çiktigindan ikisinin pratik militanlik ve örgütçülük konularindaki üstün yeteneklerinin tarihsel anlatimini baska bir yaziya erteliyoruz.

Son olarak sunun altini çizmeliyiz ki örnek yasamlariyla Marks ve Engels’in devrimci teorisinin bu denli berraklasmasi, ancak ve ancak devrimci pratigin sinavinda gerçeklestirilebilirdi. Baska hiçbir yerde degil. Komünist Manifesto’nun tarih sahnesine çikisi da bu gerçegin en güzel dile getirildigi örneklerden biridir.