HÜKÜMETIN YÜZ GÜNÜ DE YOKSUL EMEKCILERI EZMEKLE GECMISTIR

U. Gazioglu

TC devletinin 55.hükümeti, çok yüzlü bir yüzsüzlükle halkin tepesinde, kabzasi MGK’nin elinde bulunan Demokles’in kilici gibi durmaktadir. MGK güdümlü hükümet için, Bekir Coskun’un, eksik ama yerinde bir tesbiti var:

“(...)Hem maneviyatçi, hem liberal. Hem demokrat, hem baskici. Hem tarikatçi, hem Atatürkçü. Hem sagci, hem solcu. Hem özgürlükçü, hem yasakçi olunamaz. Olunursa adi yüzsüzlüktür.”

Böylesine çok yüzlü olmak elbette yüzsüzlügün dikalasidir. Çok yüzlü bir yüzsüzlük!

‘‘Laik Cumhuriyeti seriatçi Refah’in elinden kurtaracagiz, Susurluk’u aydinlatarak devleti Mafya’dan arindiracagiz’’ dediler. Böylece, kitlesel eylemlere girismis toplumun her kesiminden destek gördüler. Ardindan MGK’dan icazetle, çok yüzlü hükümetlerini kurdular. Hepimiz gördük ki, laik Cumhuriyeti kurtarmaktan kasitlari, “dini Refah’in elinden almak”mis. Sekiz yillik kesintisiz egitim uygulamasi ise, imamhatiplerin orta kisimini kapattiktan sonra, Kur’an ve Arapça derslerinin saatlerini birkaç kez artirarak, din egitimini alabildigine genisletmekmis.

Yilmaz, “Susurluk’u aydinlatmazsam basbakanlik bana haram olsun!”diye caka satiyordu. Üç ay geçti bu sözlerin üzerinden. Ne oldu? TSK’nin tepelerine ulasan çete baglantilarini ortaya çikarmaya, tek tek yakalalatip cezalandirmaya gücü mü yeter? Onun için Yilmaz kimsenin kendisine, “basbakanlik sana helal olsun!”demesini beklemesin.

Basbakan Yilmaz, Avrupa’da TC’nin itibarini düzeltme gezileri düzenledi. Almanya, Italya, Fransa baskan ve basbakanlariyla kendisi görüsürken, Ecevit’i kuzey ülkelerine gönderdi. Öte yandan hükümete disaridan destek vermis olan CHP lideri Baykal’i da itibar kazanma konusunda yardima çagirdi. Burjuva gazeteleri bu görüsmelerde Yilmaz’in basarilarini göklere çikaran yazilar dösendiler.

Oysa ortada basari falan yoktu. Avrupa Birligi’ne girme sirasina T ürkiye’nin alinmasi için ileri sürdükleri kosullar ayniydi: 1) Kürt sorunun çözümü, 2) insan haklarina saygi ve Avrupa burjuva demokrasisinin Türkiye’de de isletilmesi, 3) Kibris konusunda anlasmaya varma ve AB üyesi Yunanistan ile komsuluk iliskilerinin düzeltilmesi... Verilen sözler, vaadler, antlarla ufukta görülmeye baslayan ve medyanin sisirdigi bazi belirtiler ise, Esber Yagmurdereli’nin tutuklanmasiyla aninda silindi. Yagmurdereli bir özel televizyon programindan çikarken polis tarafindan tutuklanip, karakol karakol gezdirilerek, Çankiri Hapishanesi’ne götürüldü. Olay, hükümetin saskin ve beceriksiz baskiciligiyla birlikte, hükümeti yönlendiren güçlerin açikça devrede olduklarinin kaniti sayilabilir. Simdi de bakanindan basbakanina, cumhurbaskanina kadar, suçlularin telasi içerisinde bu görme özürlü yigit aydini bireysel af yoluyla çikarma yollari ariyor. Eminiz ki Yagmurdereli, ne sözlerini geri alarak af dileyecek ve ne de tüm düsünce suçlularini kapsayan bir degisiklik yapmayacak bir yasadan yararlanmak isteyecektir...

Baskanlik tartismalari, Güneydogu ve Irak...

Bu arada 55.hükümetin üç ayi dolmadan Cumhurbaskani Demirel, sistemin islemediginden hareketle Baskanlik tartismasi baslatti. “Bu ülkede halkin kendi seçtigi Meclis’e güveni yüzde 20, ordusuna ise güveni yüzde 80 ise, iyi gitmeyen birsey var demektir” biçiminde bir özdeyis(!) üreterek tartismayi açti. Her firsatta, baskanlik sistemini savunucu, hukuksal kaynaklarini açiklayici dersler veriyor. Istanbul Özel Bilgi Üniversitesi’nde verdigi derste, karsi görüste olanlari da yöntemsel hata yapmakla suçluyor:

“(...)Aksayan ve tikanikliga yolaçan hususlar üzerinde genis bir konsensüsün mevcut olmasina ragmen, çözüm önerilerinin tartisilmasindaki yöntemsel hatalar, toplumsal uzlasmaya gidilmesini engellemektedir. Bunun en somut örnegi, baskanlik sisteminin diktatörlüge yol açabilecegi seklinde özetlenebilecek önyargidir. Bunu söyleyebilmek için bu tesbitin iyi gerekçelendirilmesi ve tahlili gerekir. Bu ise yapilmamaktadir...”

Aslinda en iyisinden yapiliyor. Ama Demirel görmek istemiyor. A. Taner Kislali’dan, Y.Dogan’dan, M.Soysal ve O. Eksi’ye birçok gazeteci-yazar, bilim adami baskanlik sistemini, hukuksal ve sosyal gerekçeli çözümlemelerle irdeliyor.

Burjuva sömürü sisteminin baskici siyasal rejiminin baskanliga dönüstürülmesiyle, emekçi halkin yararina bir iyilesme olabilmesi söz konusu degildir. “iyi gitmeyen bir seyin varligini” söyleyip, bunun baskanlik sistemiyle çözülecegini öne, sürerken Demirel önce bu “iyi gitmeyen seydeki” 30 yillik sorumlulugunun hesabini vermelidir.

Milliyet’in ABD’de yasayan muhabir-yazarlarindan Yasemin Çongar, “Baskanlik Sistemiyle Yönetilenler” basligi altinda yazdigi yazilardan 6.sinin sonunda, hakli olarak sunlari söylemektedir:

“Çocuklara iskenceden sanik polislerin mahkemeye gelmemesine boyun egen bir ‘yargi’ya sahip Türkiye’de ‘iyi gitmeyen bir seyin’ oldugu kesin. Resmi görüsün disina tasanlarimiz cezaevinde... Görevi ‘devlet üzerinde mesru denetim’ olan kurumlarimiz devleti degil, degisimi zapturapt çabasinda. ‘Ebediyete’ kalma niyetlisi, hafizasi zayif, ayibinin üstünü örtmeye niyetli, dünyaya ‘onlar ve biz’ diye bakan zihniyetle övünüyoruz. Yapilisi, oylanisi ve içerigiyle ‘demokratik’olmadigini hepimizin bildigi bir anayasamiz ve baskanini ‘folklorik’ kahraman yaptigimiz bir anayasa mahkememiz var. Yoksullugumuz artiyor, irkçiligimiz artiyor, ecelsiz ölümlerimiz artiyor. (…) ‘iyi gitmeyen seyin’ tedavisi, baskanlik sistemiyle mümkün mü? Devletin diktatoryal egilimine karsi güvence olan gelenek ve kurumlardan yoksun, bu egilimin tesvikçisi aliskanliklardan muzdarip bir ülkede, baskanlik sistemi mümkün mü? ‘Iyi gitmeyen seyin’ teshisi konmadan tedavisi mümkün mü?” (Milliyet, 27 Ekim 1997)

Cumhurbaskani Demirel sadece baskanligi degil, onu, Federe-eyalet sistemiyle birlikte tartismaya açmaliydi. Iste o zaman Bilgi Üniversitesi’ndeki konusmasinda belirttigi, “demokratik mesruiyet tabaninin genisletilmesini saglayacak ittifak sistemine imkan taniyacak düzenlemelere gidilmesi”ne olanaklar görülebilirdi.

Ekim ayinin 3. haftasinda TC devlet zirvesi Güneydogu’daydi. Demirel, Yilmaz ve yeni Meclis baskani Hikmet Çetin fabrika açilislarinda birlikte boy gösteriyor, üçlü uyum pozu veriyorlardi. Yilmaz, “biz paket açmiyor fabrika açiyoruz” diye sisiniyor ve Mahzun Kirmizigül’le “hepimiz kardesiz” türküsünü söylüyordu. Yilmaz 154 Diyarbakirli patronu karsisina almis, “Güneydogu tesvikleri; ucuz enerji, düsük faizli banka kredisi ve on yil vergi muafiyeti” diyor. “Yetmiyorsa söyleyin arttiralim. Baska öneriniz varsa, çikin anlatin.”

Tam anlamiyla Devlet-Kürt burjuvazisi isbirligi sergileniyor. TC Devleti 70 yildir Dogu ve Güneydogu’nun kalkinmasi için yatirim yapmamis; sadece demirini, bakirini ve petrolunu alip batiya götürmüs, yaptirdigi barajlarda üretilen enerjiyi batiya sevketmis. Simdi Kürt patronlar isbirliginde genis tesviklerle, tek çivi çakmadigi bölgeye kaziklar çakmaya hazirlaniyor. Yillardir baski, kan ve açliktan baska bir sey görmemis Kürt halkina, burjuvazisi kâr için sahip çikma yarisinda.

“OHAL bir-iki ay içerisinde kalkacak” diyor Basbakan. “Güneydogu sorununu mutlaka çözecegiz. Ama askeri çözümle degil; bölgeyi kalkindirarak, insanlarimiza sahip çikarak. Siyasi çözümle basaracagiz...” Diyor demesine de, siyasi çözümün içerigi ne? Neleri kapsiyor? Gördügümüz bir sey var ki, TSK Kuzey Irak’ta operasyonlarini sürdürüyor. Eski büyükelçilerden Sükrü Elekdag Milliyet’teki 27 Ekim 1997 sütununda sunlari söylüyor:

“...PKK’ye verdirdikleri agir zayiat açisindan bu operasyonlardan basarili sonuçlar alindigi kuskusuz...Ancak , bunlar, sonuçlari kalici olmayan, taktik nitelikte basarilar.”

Bunlar dogru sözler, itiraz edilmez. Ancak, yazinin devaminda, 13 yillik kirli savasin faturasinin Suriye’ye çikartilarak, kapali da olsa bir ikinci cephe açilmasinin adeta tesvik edilmesi düsündürücü.

Devlet Alevileri de denetiminde tutmak istiyor

Çok yüzlü yüzsüz hükümet, Ortodoks islam’i (Sünniligi) Refah Partisi’nin elinden alip hizla devletlestirmeyi sürdürüyor. Denilecektir ki, dini devletin denetime almasi, Refah’in elinde bulunmasindan daha hayirlidir. O zaman “Laik Devlet”ten nasil söz edilebilir? Dini gericilerin elinden kurtariyor muyuz diyeceksiniz? Yani dini çagdaslastiriyor musunuz? Dinde reform mu yapiyorsunuz? Hayir. Egemen siniflarin eline geçtigi andan itibaren din zaten gericiligin kendisi olmustur. Dini denetimine alan, elinde tutan devlet de gericidir. Bir dönem sonra özündeki zorbaligi yeniden din araciligiyla uygulamaya yönelecektir.

55. hükümet, Ortodoks islam’i seriatçilarin elinden alirken, Heterodoks islam’i (Aleviligi) da, ilericilerin-devrimcilerin ellerinden alma telasina girdi. Devrimci solun, komünist düsünce ve siyasetin kaynaklarindan biri olan Aleviligi devletin denetimine almaya çalisiyor. Aleviligi de Alevilerin elinden çekip alarak bir ‘devlet Aleviligi’ yaratmak; gericilestirmek, yüzde yüz dinsellestirip, devletin Türk-islam felsefesi içinde eritmek istiyor.

Ilk kez Agustos ayinda Hacibektas’ta yapilan senliklerde bazi kisa açiklamalarda bulundu Basbakan ve yardimcisi. Daha sonralari yazili ve görüntülü basin araciligiyla niyetlerini tam disavurdular. Basbakan, Hacibektas’ta kurmak istedikleri Haci Bektas Veli Üniversitesi’nden sözetti. Hacibektas’i (Dergahi) Anadolu, Balkanlar ve Kafkas (!) Alevilerinin merkezi yapacaklarini söyledi.

Ecevit ise, önce o büyük bilge tavri içinde bir “Bektasi Aleviligi” deyimini armagan etti Alevi-Bektasi literatürüne. Özcan Ercan’in “Aleviler” incelemesinin baslangicinda, Ecevit’le yaptigi söylesiden kisa özetler verelim: <P>“Bektasi Aleviligi bizim inanç sistemimizde ve kültürümüzde çok önemli bir yer tutar. Bu önemli kültür ne yazik ki yeterince incelenmemistir. Bu inceleme eksikligini gidermek için, hükümeti kurar kurmaz karar verdik ve bir Bektasi Aleviligi Arastirma Merkezi olusturduk. Ankara Üniversitesi Rektörlügü’yle iliski kurduk...Gazi Üniversitesi’nde böyle bir merkezin kurulmus oldugunu, ancak kaynak yetersizligi yüzünden etkinliginin yetersiz oldugunu ögrendik. Bu merkezi kuran simdi Çanakkale Üniversitesi rektörü olan Prof. Abdurrahman Güzel...Biz, Ankara Üniversitesi’nin kuracagi arastirma merkezi ile Gazi Üniversitesi’nde kurulmus olan bu merkezi, isbirligine yöneltmeyi düsünüyoruz...

“Alevilik Türkiye’de ulusal birlik açisindan mutlaka incelenmesi gereken bir konu. Biz evvela Sah ismail ile Yavuz Selim’i baristirmaliyiz. Iki düsman gibi görmemeliyiz. Bu savasi geride birakmaliyiz... Alevilere bütçeden pay ayrilmalidir. Diyanet’in yeniden yapilanmasini düsünüyoruz.” (Milliyet, 18 Ekim 1997)

Ve Cindoruk: “Devletin Cemevi yapimina tahsisat ayirmasi gerekir. Camilere yardim ediyorsa, Cemevlerine de etmelidir...Aleviler birlestirici unsur olan dedeleri yetistiremedi. Anadolu Aleviligi dagildi. içlerinde ateistler çikti, sol örgütler içine karisanlar çikti ki Aleviler bundan çok rahatsiz. O zaman da devlet ile Aleviler karsi karsiya gelmis gibi oldu...Simdi uzlasma, birlesme, kardeslesme noktasina getirmeliyiz isi...”diyor.

Alevilik bir inanç, bir yasam biçimi olusturan düsünce ve felsefe olarak islamiyetin materyalizme dönük yüzüdür. (Budizm’den, Samanizme; Zerdüstlük-Mazdekizm ve Manikheizm’den, Paulikienizm-Bogomilizme ve antik Anadolu inançlarina, Hristiyanliga ulasan.) Her türlü dinsel ve felsefi inançlarin kaynasmis (synkretizm) bütünlügüdür. Bunun içindir ki insanligi kucaklayan, millet ve ümmet tanimayan bir evrensellige sahiptir. “Yetmis iki millete bir gözle bakmanin” anlami budur. Türk Aleviligi ve Kürt Aleviligi ya da Arap Aleviligi kavramlari da dogru degildir. Degisik uluslardan Aleviler, yani alevi inançlilar vardir, Kürt Aleviler (Alevi Kürtler), Türk Aleviler (Alevi Türkler) vb. Alevi toplu tapinmalarinda (Görgü Cemleri) biçimsel farkliliklar olmasi; zaman ve yer olarak ortama uygunluk göstermesinden, yani ileriye dönük ve degisen yeni kosullara özünden ödün vermeden uyumundandir.

Bektasilik ise Aleviligin ilkelendirilmesi ve bölgesel açinimidir, Aleviligin kendisidir. “Bektasi Aleviligi” diye bir kavram uydurmak kasitlidir ve Bayezid II’den (1481-1512) beri Alevileri bölerek bir bölümünü devletin koltuk degnegi yapma taktigine biçim kazandirmaktir. Bu baglamda “Bektasi Aleviligi Arastirma Merkezi” adi da kasitlidir.

Bu konuda kimlerle isbirligi yapildigi da ortada; Çanakkale Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Abdurrahman Güzel. Bu kisi MHP’li. 15.yüzyil büyük Alevi halk ozani Kaygusuz Abdal’in yapitlari üzerinde Üniversite kariyerlerini yapmis. Türk-islam görüs açisindan Kaygusuz Abdal’i gönlünce istedigi kaliba sokmustur. Çikarmakta oldugu “Haci Bektas-i Veli” dergisinde, Türk-islam sentezinin genis propagandasi yapilmaktadir. Onlara göre Haci Bektas Veli, Ahmet Yesevi’nin halifelerinden olup, Türklügü ve islamligi yaymak için Anadolu’ya gönderilmistir. Gerçeklerin tersyüz edildigi bir tarih anlayisidir bu. Haci Bektas’i koyu bir sünni yapan zihniyet, Aleviligi de “Bektasi Aleviligi” kalibiyla Türk-islam Sentez’inde Türklestirmek ve sünnilestirmek istiyor. Simdi devlet konuyu, “sol” giysiye bürünmüs, milliyetçi Ecevit’e birakmis görünüyor.

Çok yüzlü yüzsüz hükümet Aleviler ve Alevilik için çok tehlikeli bir oyun oynamaktadir. “Halk Müslümanligi” kavrami içerisinde, Yavuz’la Sah ismail’in baristirilmasi adini koydugu Alevi-Sünni kaynasmasi; yani Alevileri sünnilestirme ve fanatik Sünnileri ilimlilastirma politikasini gerçeklestirme pesine takilmistir.

Alevi-Bektasiler, tarihsel Kizilbaslik siyaseti misyonundan kopmamali ve Aleviligin bugünkü siyasetinin sosyalizm oldugunu unutmamalidir. Baba ilyas’a, Baba ishak’a, Haci Bektas Veli’ye, Yunus’a, Bedreddin’e, Seyyid Nesimi’ye, Pir Sultan’a ve bagrindan çikmis daha nice Alevi-Bektasi ulularina ihanet etmenin utancini yasamamalidir!