Dünyadan ve ülke-mizden, TKPnin 77.kurulus toplantisina katilan ya da
mesaj gönderen tüm örgütlerive yoldaslari saygiyla selamlarim.
Türkiye ve Devrimci Hareket
Bugün Türkiye için, Türkiye devrimci hareketi için son derece önemli bir soru vardir. Bu soruyu hepimiz kendimize sorup yanitlari hakkinda da ciddi olarak düsünmek zorundayiz. Türkiyenin ortamini biliyoruz, devrimci durum var, halkimiz içinde bulundugu kosullarda yasamak istemiyor, burjuvazinin irade birligi parçalanmis, burjuvazi düzgün yönetemiyor, cumhuriyet tarihinin gördügü en büyük devlet krizi yasaniyor. Ortam böyleyken, devrimci hareketimiz bu ortama uygun gelisemiyor. Su kadar ya da bu kadar bir gelismeye isaret edilebilir, fakat ortam devrimci bir ortamdir, devrimci örgütlerimiz bu ortama uygun gelisemiyor.
Yasi benim kadar olan yoldaslar, geçmis devrimci durumlari hatirlayan yoldaslar hatirlayacaklardir. O günlerdeki beceriksizliklerimiz, yanlislarimiz ve zaaflarimiz bugünlerden çok daha fazlaydi ama örgütlerin kapisini onbinlerce yeni insan çaliyordu. Bizler örgütlüyor gözüküyorduk ama onbinlerce insan adeta kendi kendisini örgütlüyordu. Bugün Türkiyede yine devrimci durum var ama harekete onbinlerce yeni devrimci gelmiyor. Neden?
Bu soruya çesitli yanitlar verilebilir. Ama ben iki temel nokta üzerinde durmak istiyorum.
Uluslararasi Temel neden: Sovyetler Birliginin yikilmasiyla sosyalizm, halkin gözünde, düzene alternatif olmaktan büyük ölçüde çikti. Bu yalnizca Türkiyede degil, dünyanin her yaninda böyle oldu. Halklarin gözünde sosyalizm Sovyetler Birligine esitlenmisti. Marksizmle ilgilenenler için böyle olmayabilirdi ama dünya halklari için sosyalizm Sovyetler Birligi idi. Sovyetler Birliginin çökmesi, sosyalizminin uygulanamaz birsey oldugu düsüncesini getirdi. Dünya burjuvazisi de bu yalani güçlendirmek için elinden geleni yapiyor.
Ülke içi temel neden: Devrimci hareket ülkenin içine girdigi yenilenmeye, inamizme uygun bir yenilenme, dinamizm gösteremiyor. Bu söyledigimi biraz açmak istiyorum.
Ideoloji, içine düstügü toprakça biçimlendirilir. Özellikle son 20 yilda Türkiye toplumu hizla degismektedir, her yandan güçlü bir demokrasi özlemi yükselmektedir. Siyasal Islamin güçlenmesi, uluslararasi nedenleri bir yana, ülke içinde asil olarak bu hizli degisime sagdan gelen bir tepkidir. Toplumdaki büyük dinamizme ve degisime, devrimci hareket de soldan gelen bir tepki konumuna düsmemelidir, düsemez.
Bu söylediklerimi biraz geriden alip açiklamaya çalisacagim.
Osmanli mirasi kadrolarla, Osmanli geleneklerinin içinden yükselen Cumhuriyetin siyasal kültürü, özel mülkiyet, hukuk ve insan haklari konularinda son derece dardi. Buna karsilik, bu siyasal kültür, devletin gücünü arttiracak her dalda son derece genisti. Aradan 75 yil geçti ama gelinen yer hala çok farkli bir yer degildir.
Osmanlinin patrimonyal gelenekten, Bati gelenegine evrimi 18. yy.in sonlarinda basladi ve 19. yy.da hiz kazandi. Kapitalizm gelistikçe, egemenlikle (erkle) mülkiyetin içiçe geçmisligi yikilmaya basladi. Mesrutiyet ve ilk anayasa ile gerçeklestirilen hukuksal reformlar ve getirilen yasalar, hukuku, vatandaslar arasindaki iliskileri düzenleyen bir güç olarak tanidi. (Daha hala devletle vatandaslar arasindaki iliskileri kapsamiyordu, çünkü devlet hala hukukun da üstündeki konumunu koruyordu)
Abdülhamit döneminin iç ve dis zorlamalari nedeniyle bir anayasa ve parlamento getirildi ama aliskanliklar kolay ölmezmis, devlet anayasayi sürekli olarak ayaklar altina aldi. Bu tutum, yasadigimiz güne kadar aynen sürmüstür. Böylece, Batida gördügümüz, devleti halkiyla baglayan siyasal kurumlar da gerçek anlamiyla gelisemedi.
Bir toplumun tarihsel deneyleri tarafindan biçimlendirilen siyasal kültür, o toplumun kan damarlarina isler ve en az dil ya da gelenekler denli yavas ve isteksizce degisir. Devrimci hükümetler bu kültürü hizla yeniden biçimlendirmeye soyunabilirler ama sonunda daima yenilmislerdir. Tüm dünya deneyleri göstermektedir ki, gelenekler devrimlere uymak için degismemisler, eninde sonunda devrimler kendilerini geleneklere uydurmuslardir.
Rusyada Marksizmin geçirdigi evrim de bu dogrunun mükemmel bir kanitidir. Sosyalizm Batida dogmustur. Rusyaya 19. yy.in yarisinda getirilmis ve önce aydinlar arasinda yandas kazanmistir. Ve aynen Türkiyede oldugu gibi Rusyada da, tutucu çevreler, tüm islenen hatalardan bu dis kaynakli ideolojiyi sorumlu tutmuslardir. Oysa bu konum Türkiye için oldugu gibi, Rusya için de inandirici degildir. Çünkü Rusyada giderek totaliterlikle özdes hale giren ayni Marksist ideoloji, Batida hiç de benzeri sonuçlar dogurmamistir. (Orada Kautsky, Bernstein, Mitterand, Marse, Berlinguer, Tony Blairi yaratmistir. Ama kök ayni köktür.)
Bu reddedilemez gerçek sunu anlatir ki, fikirlerin içine düstügü toprak da en az fikirler kadar belirleyicidir. (Çinde Mao, Kuzey Korede Kim Il Sung da bu gerçegi anlatir.) Avrupada ise ayni Marksizm, hiçbir ülkede totaliterlige dönüsmemis, hatta bir toplumsal reform hareketine dönüsmüstür. Yalnizca Rusyada ve Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde (yani ekonomik, siyasal ve kültürel açilardan geri ülkelerde) Marksist ideoloji baskici hükümet biçimlerine yol açmistir.
Bu gerçegin isiginda, Sovyet totaliter sisteminin açiklanmasi da, sosyalizmde degil, ekonomik-toplumsal kosullarda ve siyasal kültürde aranmalidir. Onaylamasak da söylemeliyiz ki, Batida sosyalizm, bir toplumsal adalet ve siyasal demokrasiye katki hareketine dönüsmüstür. Az gelismis ülkelerde ise, sosyalist teori otomatik olarak devlet çikarlarina bütünlenmis ve devletin halkin emegi ve mülkü üzerinde hak talep etmesine yardimci olmustur. Bunun sonucunda, Batida sosyalizm ideolojisi, siyasal demokrasiyi toplumsal adalet amaciyla birlestirerek hiç olmazsa demokrasi kavramini genisletirken, geri ülkelerde, geçmiste devletin gücünü su ya da bu kadar sinirlamis olan kurumlari ve gelenekleri yikmanin gerekçesini saglamistir.
Rus sosyalist aydinlari da demokratik ideallere bagliydilar. Onlar da ülkelerinin siyasal özgürlügün ve toplumsal esitligin en güzelini yasatan bir ülke olmasini istiyorlardi. Rus halkinin baskidan kurtulmasinin ancak kendi eseri olacagi dogrusu bu aydinlar için de verili bir belgiydi. Fakat, yiginlarin, yani temel olarak köylülerin, ayni siyasal ya da toplumsal idealizmi paylasmadiklarini kisa süre içinde ögrendiler.
Türkiyeli komünistlerin edindikleri davranislar da, içinde çalistiklari zor kosullarla açiklanir: Keyfi, zorba bir rejim ve göreceli geri bir toplum. Türkiyeli komünistler, Batili yoldaslarinin tersine, hiçbir zaman görüslerini açikta dile getirme, seçimlere katilma firsatini elde edemediler, her zaman agir baski altinda tutuldular, öldürüldüler, hapse atildilar, sürüldüler. Ama bu açiklama da, demokratik olmayan siyasal kültürün, en demokratik ideolojiyi bile çarpittigini ve de demokratik olmayan ortamin, demokratik olmayan komünistler ürettigini gösterir.
Toplumun, kendi ekonomik ve kültürel gelismesinin altinda ya da üstünde bir düzeni kaldiramamasi, hatta kuramamasi, tarihsel materyalizmin bir dogrusudur. Belli üretken güçler, belli üretim iliskilerini dogurur, bunun üzerinde de belli bir insan tipi, toplum tipi, kültür tipi ortaya çikar. Bunlarin nasil bir yönetim biçimi gerektirdigi de, kalin çizgileriyle bellidir. Yönetim biçimleri, o toplumun üretim aletlerinden, üretim iliskilerinden ve o toplumun kültürel düzeyinden bagimsiz degildir.
Bu söylediklerimi bir cümle özetlersem, dolayisiyla, Türkiyede siyaset gelenegi tarihsel olarak demokratik degildir.
Ama son 30 yilda giderek hizlanan kapitalist gelisme tüm toplumu bastan asagi degistirmektedir. Bu degisimin içinden son yillarda iki çizgi belirginlesmektedir. Birincisi, belki azinlik ama çok iyi örgütlü ve muazzam parasal kaynaklara sahip olan, degisim karsiti kesimdir (siyasal islam ve fasistler). Ikincisi, önemli bir çogunluk ama kendi içinde degisik renkler tasiyan ve liderlikten yoksun olan, degisim, demokrasi ve laiklik yanlisi kesimdir. Bugün Türkiyede milyonlar, demokrasi özlemi duymakta ve bunun için eylemler yapmaktadir.
Dolayisiyla bugün devrimci hareket, düzene yeniden alternatif olabilmek için, toplumdaki degisime uygun bir yenilenme içine girmek zorundadir. Daha büyük çaba harcamaliyiz. Asmamiz gereken zaaflarimiz var.
Bu zaaflarin en önemlisi sudur: Devrimci hareket toplumun nabzini tutamiyor, halkin yükselttigi istemlere, eger bu istemler kendi ideolojik dogrularina uygun istemler degilse, sahip çikmiyor, basi çekmiyor. Örnegin, laiklik ya da 8 yillik egitim konusu. Bu gibi konulara devrimci hareket, kendi devrimci programi ve kendi farkli tutumuyla taraf olmalidir. Kimse yanlis anlamasin, kendi devrimci programi ve kendi farkli tutumla taraf olmalidir. Yoksa, bu gibi, biz begensek begenmesek, hatta bize yapay da gelse, milyonlari pesinden sürükleyen konular, Perinçek gibi MGK yanlilarinin elinde kalir.
Burada uzunca bir parantez açarak seriatçilara karsi tutumumuzu açiklamak istiyorum.
Bizim bir saptamamiz var: Türkiyede son biriki yilin bas çeliskisi (genel kullanimdan farkli olarak, önde gelen, en keskin ve yaygin çeliski anlaminda kullaniyoruz), seriat/laiklik çeliskisidir diyoruz.
Bunu söylemekle, çeliskinin taraflarinin birinin yaninda durup, öteki tarafla mücadele etmek gerekir demis olmuyoruz. Ne seriatla baglasiklik yaparak devlete karsi durmak, ne de devletle baglasiklik yaparak seriata karsi durmak demiyoruz.
Yapmamiz gereken, gündeme kendi devrimci çözümlerimiz ve tutumlarimizla müdahale etmektir diyoruz. Gündemi biz yapmiyoruz. Halk laik-seriatçi mücadelesine kaymissa, (ki bunu kimse reddedemez, burjuvazi de istemis olsa, medya da azdirmis olsa, suni olarak yiginlar bir kaç yil böyle mesgul edilemez), bundan, emperyalizme, tekellere, onlarin devletine ve o devletin en tepedeki yönetmeni olan MGKya karsi olan mücadelemizde yararlanmak zorundayiz.
Burada bir noktanin altini önemle çizmek istiyorum: Bugün seriatçilarla mücadele bas hedef degildir. Devletle mücadele bas hedeftir. Devletle mücadele bas hedef olmaktan çikmamistir.
Bugünün ortaminda, seriatçilarla mücadele bas hedeftir demek, emperyalizme, yerli tekellere ve devlete karsi olan mücadelenin yerine, seriatçilara karsi mücadeleyi geçirmek olur. Oysa ana düsman, seriatçilari da bugüne getiren, bu devlettir. Seriatçilari ezdik diyelim, devlet ortadan kalkiyor mu, sömürü, zorbalik, haksizliklar ortadan kalkiyor mu? Tüm bu karsi çiktigimiz seyleri yaratan seriatçilar mi, devlet mi? Tabii ki devlet. Öyleyse, böyle bir sey önermek, ÖDPnin, Perinçekin yaptigini yapmak olur. Düzenin ömrünü uzatmaya çalismak olur.
Bizim yaklasimimiz ise, seriat ve laiklik denklemine üçüncü boyutu
(devrim boyutunu) sokmak yaklasimidir. Bunun için de su üç tutumu
gelistirmeye çalisiyoruz:
1. Seriat ve laiklik denklemine devrim boyutunu sokmak için, asil
suçlunun devlet oldugunu sergileyecegiz. Ana düsman devlettir. Herseyi
tasiyip onun kapisina koyacagiz. Bu seriatçi-laik kavgasindan da, yine
emparyalizm, finans-kapital ve devlete karsi bilinç vermede yararlanacagiz.
2. Ama bunu yaparken, toplumun bazi kesimlerinde seriatçilara karsi
dogan sempatiyi de öldürmeye çalisacagiz. Onlari emekçiler arasinda yogun
biçimde teshir edecegiz.
3. Seriatçilarin devlete karsi, söyle ya da böyle mücadele vermeleri, devrimcilerin yararina degil midir? Seriatçilarin dini devletin elinden almalari devrimcilerin yararina degil midir? Evet, yararinadir, çünkü ana düsmani zayiflatmaktadir. Ancak, buradan kalkarak, onlari ( desteklemek demiyorum, destekleyen yok) hayirhah bir tarafsizlikla izlememiz gerekmiyor, onlarla baglasiklik yapmayi düsünmek de gerekmiyor.
Çünkü onlar, devrimcilere yararli olabilecek islevlerini, kendi çikarlari, kendi amaçlari dogrultusunda davranirken yerine getiriyorlar. Onlarin eylemlerinden objektif olarak elde edecegimiz yararlar, bizim onlara dostane tutumumuza bakmiyor. Böyle davranirsak, onlara hayirhah bir tarafsizlik ya da belli ölçüde dostluk gösterirsek, büyük bir yanlis yapmis oluruz.
Neden yanlis yapmis oluruz? Seriatçi-laik çeliskisinin iki kefesinde de emperyalizm var, tekeller var, devlet var. Yine iki kefede de isçiler var, emekçiler var. Çünkü sinifsal temelde bir bölünme degil. Ama yine de yukaridan bakildiginda, laik kesimin içindeki Atatürkçü, liberal, demokrat çevreler (ve isçi sinifinin çok büyük çogunlugu), devrimcilerin asil gözünü çevirmesi gereken kalabaliklardir. Devletle mücadelesi var diye seriatçilarla yanyana durursak, dogal dostlarimizi kaybetme tehlikesi vardir. Tam tersine, biz iki tarafi da siddetle elestirmeliyiz ki, halki gerçek bir devrim yolunda bilinçlendirebilelim.
Parantezi kapatip kaldigimiz yere dönersek, devrimci hareket toplumda yükselen bu demokrasi özlemine, hem önerileri ve mücadelesiyle, hem de kendi iç davranislariyla, yanit vermek zorundadir. DHKPCnin Anayasa Taslagi bunun için son derece önemlidir. Hem topluma devrimci hareketin demokrasi konulari ile ilgilendiginin kanitlanmasidir, hem de kendi içimizde bu demokratiklesme sürecini islettigimizin kanitidir. Bu nedenle, kim önermis olursa olsun, hangi örgüt ortaya getirmis olursa olsun, demokratik anayasa tartismasi devrimci hareket açisindan son derece önemli bir firsattir.
Sonra, sablonlari birakmali ve daha mütevazi olmaliyiz. Örgüt çikarini, genel çikarin önüne koymamaliyiz. Parsel kapma, yer kapma gibi hedeflerle tutum almamaliyiz. Daha sinifla, halkla tam kaynasmadan alinan bu hegemonyaci tutumlar halki devrimcilerden sogutuyor.
Bugünün somutunda atilmasi gereken en önemli adim birliktir, halkin ve devrimci güçlerin irade birligini saglamaktir. Ancak böylece güçlü bir çekim merkezini bugün yaratabiliriz. Örgütlerin ya da örgütlerden bir tanesinin mücadele içinde güçlenerek, toplumdaki devrimci potansiyeli tam anlamiyla ortaya koyabilmesi uzun bir zaman isidir. Bugünden yarina olmaz. Ama kriz bugün. Onun için, devrimci hareketin birlesip toplumdaki büyük potansiyelini ortaya koymasi, birlik, kilittir.
Birlik dedigimiz zaman, devrimci harekette iki girisim görüyoruz. Meclisler ve Devrimci Cephe girisimi. Bizce bunlar birbirine rakip olusumlar olarak ele alinmamalidir. Meclisler halkin önce birlik ve mücadele, sonra da egemenlik ve yönetim örgütlenmeleridir. Devrimci Cephe ise devrimci örgütlerin siyasal birligidir. Dolayisiyla, çok yerde kurulmakta olan meclisler içinde Devrimci Cephe güçleri olarak yer alinabilir ve alinmalidir. Böylece, bu iki birlik girisimi, birbirini engelleyen degil, destekleyen ve güçlendiren birligi gerçekten yükselten bir olusuma gidebilir.
Birlik konusu iki açidan can alici önem tasimaktadir:
a) Yeniden düzene alternatif olma sansini verir. Bugünün somutunda düzene yeniden alternatif olmanin tek yoludur.
b) Devrimci saflarda demokratik tutumlari gelistirir. Farkliliklari kabul etme, bu farkliliklar içinde birlikte mücadele edebilme demokratik anlayisini gelistirir.
Birlik konusunu birakmadan önce, iki yanlis görüse deginmek istiyorum.
Birincisi,hegemonya olmadan basarili birlik olmaz (ve de bugün hegemonya saglayacak bir güç olmadigindan, birlik gibi konularla fazla ugrasmamak gerekir!) diyen görüstür. Bu, neresinden baksaniz anlasilmaz bir düsüncedir, çünkü hegemonya bendedir-sendedir iddialari olsun olmasin, hegemonyasiz toplumsal bir olusum, toplumsal bir örgütlenme yoktur. Adi konmus ya da konmamis olsun, begenseniz ya da begenmeseniz, bir öncü, bir basi çeken, bir hegemon her zaman vardir. Baska çesit bir toplumsal örgütlenme dünyaya gelmemistir, gelmeyecektir. Öyleyse, hegemonya olmadan basarili birlik olmaz görüsünü söyle Türkçeye çevirebiliriz: Hegemonyayi biz ele geçiremiyorsak, birlik yapmayiz. Bu, örgüt özel çikarini, onu da yanlis yorumlayarak, genel çikarin önüne koymaktir.
Ikincisi, devrimci bir önderligin olmadigi kosullarda birlik konusunu öne getirmek yanlistir ve yalnizlik korkusunu anlatir diyen görüstür. (Cümleyi aynen aldim.) Bugün Türkiye devrimci hareketi içinde 30 yildir, hatta 70 küsur yildir mücadele eden örgütler var. Çok sayida parti ve örgüt var. Bunlarin hepsinin varolus nedeni, devrimci önderliktir. Bu varolus nedenine tüm örgütlerin yakinligi ya da uzakligi farkli derecelerdedir. Iki örgüt ise fiilen çok yakindir. Simdi, bu fikrin sahipleri bu önderlikleri beyenmiyor diye, toplumsal mücadelelere, devrimci solun toplumdaki büyük birlesik gücünü ortaya getirerek müdahale etmeyecek miyiz? Onlarin partilerini kurup, gerçek devrimci önderligi yaratmalarini mi bekleyecegiz? Haydi bekledik, böyle bir önderligi yaratabileceklerinin garantisi mi var?
Onun için, bugün mutlaka bir anlayis birligine varip, toplumdaki büyük sol potansiyeli siyasetin merkezine tasimak zorundayiz. Bir korkudan söz edilecekse, bu korku, bir kez daha treni kaçiracagimiz korkusudur.
Devrimci saflarda birlik, öznel ögeyi en kisa sürede nesnel ortam düzeyine yükseltmek için bugünkü Türkiye gerçeginde tek yoldur.
Bu görevin basarilmasinda temel sorumluluk, PKK, DHKP ve MLKPnin omuzlarindadir. Özellikle DHKP, ülke düzeyindeki ve devrimci hareket içindeki konumlanisi nedeniyle, önemli bir misyonu üstlenmistir. Bu örgütler, yüklendikleri agir sorumluluk nedeniyle, yapici, toparlayici, farkliliklari engel konumuna yükseltmeyen bir tutum içinde olurlarsa, Cumhuriyet tarihinin gördügü bu en derin bunalimdan zaferle çikma sansi vardir.
Yasam yürüyor, hergün yeni mücadele odaklari doguyor. Birlesik gücünü ortaya koyamayan devrimci hareket, bu konularda marjinal kaliyor. Oysa, kurulacak bir devrimci birlik, yeniden düzene alternatif olma sansini verecektir. Milyonlarin kafasini ve gönlünü kazanan tartismasiz devrimci önderlik de bu güçlü müdahalelerin içinde biçimlenecektir.
Simdi bu söylediklerime, kelin merhemi olsa kendi basina sürerdi diyebilirsiniz. Dogrulari bu kadar biliyor da, neden hala küçük bir örgüt diyebilirsiniz. Birincisi, büyüklük dogrulugun, küçüklük de yanlisligin otomatik bir göstergesi degildir. Tüm tarih bunu göstermiyorsa, baska hiçbir sey göstermiyordur. Ikincisi, bilmekle yapabilmek arasinda fark vardir. Ve biz, yapabilen bir örgüt olabilmek için bugün olaganüstü bir çaba harcamaktayiz Bu söyledigim de bizi TKPde durum konusuna getiriyor.
Son dönemde partide bir klik hareketi ortaya çikti. Daha dogrusu, alttan alta isleyen bir ahbap çavusluk iliskisi, merkezin durumu yayina yansitmasiyla kendini açiga vurdu.
Sorunun özü sudur: Örgütte, 9. Kongreden bu yana sol konusuldu, sag adim atildi.
Bunun bir sonucu olarak, MK kararlari uygulanmadi. Sayisiz örnek içinden, çok önemli gördügüm besine deginecegim:
1. 1996 1 Mayisinda, MK kararina ragmen, alanda verilen yanlis bir kararla örgüt kavgaya sokulmadi. Flamalar toplandi ve yakildi, kavgaya katilanlar disiplinsizlikle suçlandi.
2. Merkez Komitesine, parti milislerinin iki bölgede kuruldugu ve eyleme hazir oldugu söylendi. Bunun üzerine kararlastirilan eylem gerçeklestirilmedi ve daha sonra bu bilginin dogru olmadigi anlasildi.
3. Merkezin yönetim görevleri için düsündügü ve bu amaçla egitim vermek istedigi 20nin üzerinde partiliye, MK kararina ragmen, 1,5 yildir egitim saglanmadi.
4. Yine MK kararina ragmen, Türkiyede gençlerin önü açilmadi, onlara görev ve sorumluluk verilmedi.
5. MKda defalarca ikaz edilmesine ragmen, o da öznel nedenlerle, organlar defalarca dagitildi, tekli iliskiler agirlik kazandi. Tekli iliski örgütü ortadan kaldirir, manipülasyona, sirt sivazlamaya ve nabza göre serbet vermeye kapiyi açar.
Sonuç, son 1 Mayisdir. 1 Mayisda kendi üye sayimizi bile alana getiremedik. Daha ne denir? Iste sol konusup, sag davranmanin kaniti ve sonucu!
Bunun üzerine merkez organda açik tartisma açtik. Açik tartisma, ayni zamanda, Türkiye yönetimini alttan ve üstten sikistirma eylemiydi.
Bu yoldaslar tartismaya bir cümleyle bile katilip tutumlarinin gerekçelerini açiklamadilar, açiklayamadilar.
Bunun üzerine balonu patlattik, sorunu ortaya koyduk. Sessizce görev degistirme yolunu seçmedik. O yol, kadromuza hiçbir sey ögretmezdi. Biz sorunu partililerin bilgisine sununca, disiplini, tüzügü ve demokratik-merkeziyetçiligi bozan davranislar basladi.
Çok kisa sürede ortaya çikti ki, parti örgütlerinin ve üyelerinin çok büyük çogunlugu parti hattina sahip çikmaktadir. Ve sorun baglandi.
Simdi, degisik ölçülerde disiplin suçu isleyen bu yoldaslara sunu söylemek istiyorum: Bizim hiçbirisiyle sorunumuz kisisel degildir. Hepsi de partiye emek vermislerdir. Ama son 3 yilda parti çalismalarinin veriminde büyük bir düsüs yasanmistir. Bu durum son 5-6 MK toplantisinda dile getirilmis, düzeltilmesi istenmistir. Durum degismeyince iki yoldas baska görevlere geçirilmistir. Ve de, son 3 yilin pratik çizgisinin, 9. Kongre ruhuna ve kararlarina uymadigi, sol konusup sag adim atildigi söylenmistir. Bu saptamayla uyusmayabilirsiniz. Görüslerinizi açik tartisma süreci içinde Merkez Organa yazabilirdiniz, yazmadiniz. Organinizda, MKda ve Kongrede de savunabilirsiniz. Ama bir kosulla: Tüzüge titizlikle uyarak çalisan MKmizin, karar alma hakki oldugu konularda oy birligiyle aldigi kararlara karsi, tüzügü çigneyen davranislarda bulunamazsiniz. Bu yanlisin özelestirisini verin, kaldigimiz yerden devam ederiz.
Amacimiz kutsaldir, amacimiz TKPyi sol konusup sag adim atan, az ve gevsek çalisan, nabza göre serbet vermenin araci olan tekli iliskilerle yürüyen, yöneticilerin geçmis yillarin anilarini anlattigi ve herkesin artik ezberledigi 2-3 Lenin alintisini habire yineledigi bir parti konumundan çikarmaktir! TKPyi, özü sözü bir savas aygiti yapmaktir. Bu çabada herkese yer vardir.
Simdi önümüzde ciddi bir atilim dönemi var. Herseyi bastan asagi, güne uygun biçimde yenileyecegiz. Detaylarina burada girmek istemiyorum ama tüm partililer, hele ömrünü TKP için didinerek vermis yoldaslar bu çagriyi duysunlar. Yillar içinde çesitli nedenlerle disarida durmus yetiskin yoldaslar, hakli-haksiz o nedenlerin hepsi eskidi, geride kaldi. Simdi partinin sizlere, hünerlerinize gereksinimi var. Gelin, bu en kritik dönemi, yatsimanin yatsimasi olarak, Suphinin, Hacioglunun, Fatma ananin coskusu ve onuruyla asalim.
Yoldaslar, biz baskasina pek benzemeyiz. Dostlarimizi taktik düzeyde seçmeyiz. Yarin, TKP hakkettigi yere geldiginde, dostlarimiz açisindan degisen tek sey, çok daha güçlü bir yandas sahibi olmak olacaktir.
TKP köklü bir partidir. Oportünizmin en igrencini de, devrimciligin en onurlusunu da defalarca görmüs, yasamistir. Üye sayisi defalarca 5-10 kisiye düsmüs, defalarca onbinleri kucaklamistir. Ama her defasinda da katar yoluna devam etmistir. Yine öyle olacaktir. Suna inancimiz tamdir ki, ve tevazu sinirlarini zorlayarak da olsa söylemekten gocunmuyorum ki, Türkiye devrimi TKPye ayarlidir. Sorun, bugünkü kadrolarin, bizlerin bu misyonu yüklenip yüklenemeyecegimiz sorunudur.
Hepinizi yeniden saygiyla selamlarim.