VIVA KÜBA

14.Dünya Baris, Dostluk ve Gençlik Festivali’nde dünya gençligi Havana’da bulustu.

14. Dünya Baris, Dostluk ve Gençlik Festivali Küba’nin baskenti Havana’da yapildi. Uzun yillardir yapilmayan festival 28 Temmuz-6 Agustos tarihleri arasinda, muhtesem bir kapanisla tamamlandi. Bu seneki festivale bizler Ilerici Gençlik Dernegi (IGD) adina katildik. Mükemmel bir organizasyonla gerçeklestirilen festivale, dünyanin her tarafindan delegeler katilmisti. 131 ülke ve bu ülkelerden gelen 11300 civarinda insanin katilmasiyla olusan kitle, tam bir festival havasi içinde günlerce Kübali yoldaslariyla birlikte olmanin tadini çikardilar.

Festival boyunca yasadiklarima dayanarak diyebilirim ki, en ufak noktasina kadar hersey planlanmisti. Havana’dan yerlesecegimiz mahallelere gittigimizde oradaki insanlar bizleri tam bir bayram havasi içinde karsiladilar. Ardindan her delege bir ailenin yanina yerlestirildi.

Ertesi gün festival Havana’nin en büyük meydaninda, Kübali sporcularin ve halkin katildigi Maraton yarisi ile basladi. Ardindan bütün ülkelerin biraraya gelerek baslattigi yürüyüs, Havana Üniversitesi’nin önünde sanatçilarin da katildigi açilis seramonisiyle sona erdi.

Ülkelerden gelen delegeler kitalara bölünerek (Avrupa, Asya, Ortadogu, Afrika ve Amerika) o kitanin adini tasiyan, içerisinde her türlü ihtiyacin (yemek, içecek, tuvalet, dinlenme) görülecegi mekanlara yerlestirildiler. Buralar, müzik, dans, yarisma vb. programlar yapilan, pano ve stand yerleri mevcut olan büyük ve rahat yerlerdi. Bu kulüpler, devlet tarafindan, festivali organize eden Gençlik Komitesi araciligi ile delegelere tahsis edilmisti.

Festivalin ikinci gününden itibaren çesitli konularda hazirlanan ve bu konularin uzmanlarinin katildigi seminer ve konferanslar baslatildi. Ben bunlardan, Che’nin büyük kizi Alyrole, küçük oglu Camillo’nun ve Che’nin arkadaslarinin katildigi seminere gittim. Katilim çok görkemliydi. Herkesi etkilediler. Çünkü onlar da bizim duymak istedigimiz gibi, Che’nin düsünceleri dogrultusunda, onun izinden giden, sosyalizmi savunan birer sosyalisttiler. Katilimcilara sorulan sorular ve ardindan katilanlarin hedeflerini dile getirisleriyle semineri bitirdik.

Degisik bölgeleri içeren geceler düzenlenmisti. Guruplar içerisinden seçilen delegelerle uçakla Küba’nin degisik bölgelerine gidildi. Dünyanin en gelismis tip merkezi, Devrim Müzesi, en sonunda da Lenin Parki’ni gezdik. Tip merkezi çok gelismis, her türlü hastalik hakkinda inceleme yapan, bunun sonuçlarini da bütün dünya ülkelerine gönderen, en genç doktor ve bilim adamlarina sahip bir kurumdu. Amerikan ambargosu altinda olduklarindan, burada kullandiklari her türlü (en küçük parçaya kadar) malzemeyi kendileri yapmayi basarmislardi. Devrim Müzesi ise, devrim öncesinden, devrim ani ve sonrasina kadar her türlü gereci içerisinde barindiran (silahlar, haritalar, plan ve projeler, giysiler, resimler, kisilerin sahsi esyalari vb) çok büyük bir mekandi.

Lenin Parki bambaska bir güzellikti. Içerisinde her türlü agaci, Lenin’in görkemli heykelini, büyük bir akvaryumu ve mükemmel bir anfi-tiyatroyu barindiran, kilometrelerce büyük, içinde ancak trenle gezilebilen bir parkti. Tabii göremedigimiz birçok yeri kaldi. Tüm bunlarin disinda ailelerle birlikte geçirdigimiz bir günümüz oldu. Bu günde her aile ya da benim bulundugum yerde oldugu gibi, ailelerin düzenlemis olduklari partiler yapildi.

Kapanisa gelince, kapanis gerçekten mükemmel bir organizasyondu. Herkes büyülendi. Bastan sona hiç kesintisiz 1500 kisi ile oynanan bir oyun sergilendi. Kapanis merasimi 59’da olimpiyat oyunlari yapilan 35 bin kisilik çok büyük bir stadyumdu. Ardindan Che panosu asilarak küçük bir çocugun Che için yazilan marsi okumasiyla stadyumdakiler, Fidel Kastro’yu ve yanindakileri ayakta alkisladi.

Son olarak program disinda Küba hakkinda söyleyebilecegim bazi seyler var: Muz bahçeleri, palmiye ve hindistan cevizi agaçlari, denizi ve plajlari ile, tabiat güzelligi müthis olan bir ülke. Fakat en önemlisi, görebildigim ve yasayabildigim kadariyla, yeni bir insan tipi yaratmislar. Dogrusu çok imrendim. Küba, tam bizim düslerimizde kurdugumuz, özlem duydugumuz bir ülke. Insanlari alabildigine özgür ve mutlu. Devletin herhangi bir baskisi yok. Ve insanlar sisteme sahip çikiyor, sistemin ardinda duruyor. Amerika’ya karsi öfkeleri büyük. Bundan dolayidir ki azimli, inançli ve kararli bir sekilde sosyalizmi yasiyorlar ve korumaya devam ediyorlar. Che’ye ve Fidel Kastro’ya olan sevgi ve saygi çok büyük. Her evde onlara ait posterler görebilirsiniz. Ama sokaklarda devrim ugruna ölmüs insanlarin heykellerini görüyorsunuz.

Insanlari, yetenekli, inançli, kararli, alçakgönüllü, güleryüzlü, misafirperver yanlari ile bize çok sey ögrettiler. Biz de onlara yalniz olmadiklarini, daima onlarin yaninda olacagimizi anlatmaya çalistik. Biz de artik yari yariya Kübali sayiliriz. Orada bir ailemiz var.

Dünyada tek sosyalist ülke olarak yasamayi basaran bu onurlu insanlara dünyanin her yanindan gelen komünistler sevgi ve saygilarimizi sunarak oradan ayrildik.

Simdi çok uzaklardaki o yoldaslara selamlarimizi iletiyor ve ekliyoruz:

Yasasin Küba halki!

Yasasin Devrim!

Dilan Arslan