DEVRIMCI DURUM VAR, NEDEN DEVRIM OLMUYOR?

O zaman, ortama güçlü bir müdahalenin bugün, hemen gerçeklesebilmesi için,Türkiye devrimci hareketinin bütünü içinden bir çözüm üretmekten baska bir almasik kalmiyor. Halk Meclislerine eger tüm devrimci hareket bu bilinçle yanasirsa; ayrisma noktalarimizi degil, Türkiye’nin sorunlarini gündem maddesi yaparsak, Türkiye’nin güzel günlere ulasmasinda zamaninda, bilinçli bir müdahale yapilmis olur.
Nesrin Sahin

Gazi Ayaklanmasi’yla patlak veren protesto gösterilerinin, Istanbul gibi emekçi yiginlarin en yogun oldugu yerlerden disariya tasmasiyla beraber, ülkemizdeki devrimci durum kendini açikca gösterdi. O tarihten sonra devrimci durumun tüm göstergeleri olgunlasmaya basladi. Yiginlar artik eskisi gibi yönetilmek istemiyor. Devlet ve hükümet, Cumhuriyet tarihinin en derin bunalimini yasiyor. Kendiliginden hareketler yasamin en gündelik istemlerine kadar indi. Televizyonlarda ve çesitli basin araçlarinda eylemsiz geçen bir gün görmek neredeyse olanaksiz hale geldi. Siyanürlü altina karsi Bergama’lilar Istanbul Bogaziçi köprüsünde kadiniyla erkegiyle, yaslisiyla, genciyle eylem yapiyorlar. Evlerinde su akmayan emekçi mahalle kadinlari, çocuklariyla birlikte, belediyeleri, valilikleri protesto ediyorlar. Trafik kazalarina karsi tepkiler, daha iyi is kosullari için eylemler Türkiye gündemini doldurur duruma geldi. Bunun gibi yüzlerce örnek sayabiliriz. Temiz bir ülke için karanlik eylemi yapmak da bir baska örnektir.

Peki, toplumda yönetime karsi bu kadar hosnutsuzluk ve güvensizlik varken, devrimci hareket ne yapiyor? Hiçbir sey yapmadi diyemeyecegiz ama yapilmasi gerekeni yapamiyor. Bunun birçok sebebi olmasina ragmen, ana sebebi nesnel kosullarin olgunlasma düzeyine, öznel ögenin ayak uyduramamasidir. Nesnel ortama bilinçli müdahalenin eklenememesidir.

Bilinçli bir müdahale olmadan kendiliginden hareketler fazla bir yere gidemez, burjuvazinin dar siyasal çerçevesinde kalir. Her kendiliginden harekette aslinda belirli bir bilinç vardir ama bu tohum halindeki bilinci gelistirmek gerekir. Topluma bu bilinci verecek olanlar komünistlerdir, devrimcilerdir. Lenin’in Ne Yapmali kitabindaki su alinti bu noktaya açiklik getirmesi bakimidan önemlidir.

“(…)Isçiler arasinda sosyal-demokrat (komünist-I.S.) bilincin olamayacagini söyledik. Bu bilinç onlara disarindan getirilmeliydi. Bütün ülkelerin tarihi göstermektedir ki, isçi sinifi salt kendi çabasiyla yalnizca sendika bilincini, yani sendikalar içerisinde birlesmenin, isverenlere karsi savasim vermenin ve hükümeti gerekli is yasalarini çikarmaya zorlamanin vb. gerekli oldugu inancini gelistirebilir. Oysa sosyalizm teorisi, mülk sahibi siniflarin egitim görmüs temsilcileri tarafindan, aydinlar tarafindan gelistirilen, felsefi, tarihsel ve iktisadi teorilerden dogup gelismistir.’’

Komünistlerin temel görevi, isçilerin iktisadi savasimina yalnizca siyasal da degil, devrimci bir siyasal nitelik kazandirmaktir. Ekonomik istemler için savasima giren isçi sinifina ve toplumun diger katmanlarina, bu savasimi siyasal savasima dönüstürmede her yöntemi degerlendirerek yol göstermek, bilinçli müdahale etmektir. Kendiligindenlige güvenmek ve bu çerçevede kalmak ise, burjuva ideolojisinin etkisini güçlendirmekten baska birsey degildir.

Komünistlerin savasim yürüttügü burjuva ideolojisi tarihsel olarak çok daha eski ve köklüdür, çok daha tecrübe sahibidir. Bundan da yararlanarak, toplumun kafasini bulandirmak ve onu gerçek dostlari olan komünistlere ve komünist bilince karsi örgütlemek için elinden geleni yapar. Bunun için eski devrimcilerden sendikalara, parlamentodaki partilere kadar herkesi ve herseyi kullanir. Komünistler kendi ideolojilerini yipratacak, onun içerigini degistirecek her türlü egilime karsi hosgörüsüzlükle dolu olmalidirlar. Hiçbir sey toplumun uzun vadeli çikarlarinin önüne konulmamalidir.

Yiginlarin kendiliginden kabarisi ne kadar büyük ve ne kadar yaygin olursa, komünistlerin teorik, siyasal ve örgütsel çalisma için daha yüksek bir çaba göstermesi geregi de o ölçüde artar. Buna ne kadar hazirliksiz yakalanirsak, basarisizlik da o oranda büyük olur. Bir söz vardir: ‘‘Tarih, tekerrürden ibarettir.’’ Evet, her zaman olmasa da bazen böyledir. Su örnek açikça göstermektedir: Lenin’in Ne Yapmali adli kitabindaki, yiginlarin kendiligindenligi ve sosyal demokratlarin bilinçliligi baslikli yazisinin son bölümünde Rusya’nin o gün içinde bulundugu durum söyle anlatilmaktadir:

‘‘Rusya’da yiginlarin kendiliginden kabarisi, öyle büyük ve hizla gelisti (ve halen de gelismektedir) ki, genç sosyal-demokratlarin (komünist-I.S.) bu devasa görevlerini yerine getirmekte hazirliksiz olduklari ortaya çikti. Bu hazirliksizlik, hepimizin ortak talihsizligidir, bütün Rusya sosyal-demokratlarinin (komünistlerin -I.S.) talihsizligidir. Yiginlarin kabarisi kesintisiz bir süreklilikle gelisti ve yayildi, yalnizca basladigi yerlerde devam etmekle kalmadi, yeni yörelere, toplumun yeni katlarina yayildi (isçi sinifi hareketinin etkisi ile ögrenci gençlik arasinda, genel olarak aydinlar arasinda ve giderek köylüler arasinda kaynasmalar oldu.) Ama devrimciler bu kabarisin gerisinde kaldilar, hem ‘teorileriyle’ hem de eylemleriyle gerisinde kaldilar, onlar bütün harekete yön verebilecek olan degismez ve sürekli bir örgüt kuramadilar.’’

Bu uzun alintiya yer vermemizin sebebi, günümüz Türkiye’sine isik tutmasidir. Bugün varolan durum budur. Yapilmasi gerekenleri yapacak, ülke çapinda yaygin ve güçlü bir örgüte ihtiyaç var. Bu görevi üstlenmek için çaba harcayan, hedefe degisik uzaklikta örgütler var ama henüz yeterli olmuyor.

O zaman, ortama güçlü bir müdahalenin bugün, hemen gerçeklesebilmesi için, Türkiye devrimci hareketinin bütünü içinden bir çözüm üretmekten baska bir almasik kalmiyor. Türkiye devrimci hareketi çesitli farkliliklariyla aslinda birbirini tamamlar durumdadir. Kimisi yiginsalligi, kimisi eylemleri, kimisi yiginsalligi ve eylemleri ve kimisi de teorik derinligiyle öne çikmaktadir. Devrimci hareket eksiklerini kabul etmek zorundadir, çünkü bu eksikleri kabul etmek onlari yari yariya çözmek demektir. Böylelikle bir kez daha 12 Eylül’lerin yasanmasinin önüne geçebiliriz. Bu çerçevede, Halk Meclisleri’ne eger tüm devrimci hareket bu bilinçle yanasirsa; ayrisma noktalarimizi degil, Türkiye’nin sorunlarini gündem maddesi yaparsak, Türkiye’nin güzel günlere ulasmasinda zamaninda, bilinçli bir müdahale yapilmis olur.

Yoldaslar, TKP’liler olarak, Marksist-Leninist parti bilincini iyi özümsemek ve kadrolari bu dogrultuda olusturmak, basta isçi sinifi olmak üzere toplumun bütün katmanlari içine gidip onlari bilinçlendirmek, silahli devrimin propagandasini yükseltmek, sol konusan ama hem de sol davranan bir parti olmak, birincil ve vazgeçilmez görevdir.