BRECHT HER ZAMAN ENGIN BIR KAYNAKTIR

Çeliskilerin apaçik sergilenmesi bir yöntem gerektirir. Bu yöntemin adi, ‘‘yabancilastirma etkisi’’dir. Brecht’in estetik ilke olarak benimsedigi, yabancilastirma etkisinin iki odak noktasi vardir, tarihsellestirme ve diyalektik. Amaç toplumsal gerçekligin dogal ya da tanri vergisi degismez bir sonuç degil, degisebilir bir süreç oldugunu göstermektir.

14 Agustos 1956’de aramizdan ayrilan Bertolt Brect, 20.yy tiyatrosunun en köklü degisikligini gerçeklestirdi. Salt oyunculuk teknigi ya da yazinsal anlamda degil sahne estetigi ve düsünsel elestirisellik açilarindan Brecht tiyotrosu, çagimiz için büyük bir dönüsümdür. Benimsedigi dünya görüsü dogrultusunda tiyatro sanatinin bileskesi olan tüm alanlarda, seyirci, oyuncu, biçim ve içerik, sahne tasarimi, müzik vb., konularinda eskinin yenilenmesini degil, tam anlamiyla farkli bir yere dönüsmesini sagladi. Bir dönem yasaklanan, yerilen, yok sayilan, ardindan putlastirilircasina yüceltilen Brecht, günümüzün yüzyil sonu hesaplasmalari baglaminda özellikle Dogu-Bati bloklari birlesmesinden sonra Alman tiyatro çevrelerinde süregelen tartismalarda hakettigi degerlendirmeye ancak yeni yeni kavusmaktadir.

‘‘Hurda Alimi’’nda, ‘‘karanlik bir çag yasadigimizi iyi düsünün’’ cümlesiyle baslayan bir söylev vardir. 1898’de dogan sanatçi düsünür, gerçekten de olaganüstü karanlik bir dönemde, I. Dünya Savasi’nin hemen öncesi yillarda çocuklugunu yasamis, savasi izleyen ilk yillarda sanat çevresine girmistir. Ona, ‘‘insanin insan üzerinde kurdugu müthis baski ve insanin insani korkunç kerte sömürmesi, savas zamanindaki cinayetler, baris zamanindaki her çesit igrenç asagilama sanki tüm yeryüzünde dogal bir görünüm kazanmistir’’ dedirtecek bir düzenin varligini bu yillarda izlemeye baslamistir.

Brecht’in ilk oyunlari disavurumculuk akiminin izlerini tasir. Olaylar, bu akima özgü biçimde, bireysel kahramanin yazgisi ve iç dünyasi çevresinde odaklanir. 1923’te Kommerspiele’de dramaturk olarak ise alinmasiyla Brecht, kendini bundan böyle reji alaninda kanitlayacagi bir projeye el atti. O günün Almanya’sinda impartorlugun yikilmasi ve hemen ardindan I.Dünya Savasi’nin getirdigi acilar toplumda bir kahramanlik özlemi yaratmisti. Bu dogrultuda sahnelenen klasik tarihsel oyunlar çok seyirci topluyordu. Brecht, bu akima karsi tavir almak istiyordu. Uyarlamasinda Marlowe’un trajedisini alayli bir uzakliktan ele aldi, escinsel tutkusunun kölesi olmus bir kralin yüce olmayan yanlarini gösterdi.

Brecht’in 26 Eylül 1926’da Darmstadt’a ilk kez oynanan ‘‘Adam Adamdir’’ oyunu insanin degisebilirligi konusunu ele alan ve Brecht’in gençlik nihilizminden siyrilisina taniklik eden bir yapit olarak kabul edilir. Brecht’e ilk uluslararasi ünü, 31 Agustos 1928’de Berlin’de, ‘‘Üç Kurusluk Opera’’nin sahnelenmesi getirdi. Yazar bu oyunda bir yandan ilk gençliginin karamsarligini, kentlerin ormanindaki varolusun cosku ve siirini dile getirirken, bir yandan da gelismekte olan komünist bilinci dogrultusunda, toplum çeliskilerini aydinlatmaktaydi. Brecht’in Almanya’da sahnelenen son yapiti ‘‘Ana’’ idi. 30 Ocak 1933’de Hitler basbakan oldu ve komünist partisini yasadisi ilan etti. Ayni yilin 28 Subat’inda ülkesinden ayrilan Brecht’in sürgün hayati, tam onyedi yil sürdü.

Bu arada kimi oyunlari Almanya disinda oynaniyordu. 1933’de Paris’te, dans oyunu “Anna’nin Yedi Günahi” ilk kez sahnelendi. 1935’de Kopenhag ve New York’da “Ana” oynandi. 1939 ve 40’i Isveç’te geçirdikten sonra Finlandiya’ya gitti. Oradan ayrilmadan önce yazdigi son oyun, ‘‘Arturo Ui’nin Yükselisi’’ idi. Sürgünde de olsa, Almanya’nin Brecht’in dünyasina ne ölçüde odak oldugunu 1938’de yazdigi, “III.Reich’in Korku ve Sefaleti” kanitlar. Bu yapit, aydin, küçük burjuvazi ve isçi sinifindan her kesim insanin, Almanya’nin içinde bulundugu durumdan nasil etkilendigini gösterir. 1935 yilinda Moskova’ya yaptigi yolculuk, Brecht’in düsüncesel dünyasinda birseyleri degistirir. Moskova’da yeni tiyatronun önderleriyle bulusan Brecht, devrimci tiyatronun gelecegi üzerine fikir alisverisinde bulunur. Estetik ilkelerin basina yabancilastirma etkisi kavramini yerlestirmesi, bu dönem yasantilarinin izini tasir.

Ancak o siralarda Rusya, Stalinist dönemin baskili ve sikintili günlerindedir. Brecht’in, Sovyetler’de gerçeklestirilenlerin tam anlamiyla özenilecek bir dünya kuramadigini görmesi, bir yandan yeni çagin tiyatrosu tartisilirken, bir yandan da bu gerçekle yüzlesmesi yapitini etkileyen bir dönüm noktasi olusturur. Siegfried Melchinger yazarin yasadigi güne iliskin karamsarliginin, onu her dönem için geçerli olarak kalici oyunlar yazmaya ittigini söylüyor. Bu düsünceler çerçevesinde kaleme aldigi büyük oyunlar dizisinin ilki, ‘‘Galile’nin Yasami’’dir. Oyunun önsözünde, ‘‘yeni bir çagin esiginde olunduguna inanmanin insanlari ne kadar etkileyebildigi bilinir… Sabah saatlerinde gibidirler, dinlenmis, güçlü yaratici. O güne kadarki inanislara batil gözüyle bakilir. Düne kadar oldugu gibi kabul edilenler, yeniden incelemeye alinir. Simdiye kadar yönetildik, der insanlar, ama artik biz yönetecegiz.’’ Brecht’in bu oyunun ana sorunsali her defasinda aynidir. ‘‘Siddet ve baski karsisinda aydin kisinin sorumlulugu nedir?” Yanit, gerçegi yaymaktir. Bu oyun ayni zamanda Brecht’in sürgündeki vatandaslari için yazilmistir ama yazarin kendi içini kemiren, siddet karsisinda yasamda kalmak adina boyun egmenin acisini yansitmaktan da geri kalmaz. Dolayisiyla Galile biraz da Brecht’in kendisidir.

Siyasal amaçli tiyatronun 1920’li 30’li yillara özgü bir olgu oldugunu, günümüzde artik siyasal tiyatronun olanaksizlastigini öne sürenler var. Bu tür savlar karsisinda insanin aklina, 1990’larin basinda Hindistan’da sokak tiyatrosu yaparken vurulan Safder Hashmi geliyor. Nazim Hikmet gibi uluslararasi antolojilere geçmis bir yazarin kendi ülkesinde çok uzun bir süre resmi oyun repertuarlarina alinmayisi geliyor.

Genis kapsamli düsünen kuramcilar, yazinsal bir kategori olarak ortaya çikan ‘‘uyumsuz’’ nitelikli oyunlarda bile Brecht’in tiyatro geleneginin izlerini bulurlar. Ülkemizde Brecht’in kesinkes izinde önemli bir yazar olan Vasif Öngören yetismistir. Ayrica Haldun Taner, Sermet Çagan, Oktay Arayici gibi 1960 ve 70’lerde yapit veren ilginç bir kusak oyun yazarimiz Brecht’in ögretisini özümsemistir. Brecht’in etkisi sahne dili üzerinde, oyunculuk tekniginin zenginlesmesinde, sahneye koyusta diyalektik yasalarindan yararlanmada görüldü. Brecht, duygusal haz ve ruhsal arinmaya yönelik tiyatrodan farkli olarak bilim çaginin tiyatrosuna zihinsel haz verme ile aydinlatma islevi yüklüyordu. Tiyatrodan sadece bilgilenmeyi, gerçekligin etraflica betimlenmesni istemek yeterli degildir. Tiyatromuz, bilgilenmeden zevk almayi uyarlamali, gerçekligin degistirilmesinden keyif duymayi örgütlemeli. Brecht’in seyirciden istedigi, duygusal özdesleme yerine açik, elestirisel degerlendirme yapabilmesiydi.

Çeliskilerin apaçik sergilenmesi bir yöntem gerektirir. Bu yöntemin adi, ‘‘yabancilastirma etkisi’’dir. Brecht’in estetik ilke olarak benimsedigi, yabancilastirma etkisinin iki odak noktasi vardir, tarihsellestirme ve diyalektik. Tarihsellestirme, gerçekligi toplumsal, tarihsel ve yöresel kosullariyla ve bir süreç olarak gösterme yöntemidir. Diyalektik ise bunlari karsitliklarin bilesimi niteligiyle ele alip, her olgunun içinde barindirdigi tez-anti tez karsitligini gözler önüne sermeyi öngörür. Amaç toplumsal gerçekligin dogal ya da tanri vergisi degismez bir sonuç degil, degisebilir bir süreç oldugunu göstermektir.

Brecht aramizdan ayrildiktan yarim yüzyil sonra yapitlari ve kurami çagimiz tiyatrosu için hala engin bir kaynaktir. Almanya’da Suhrkomp tarafindan yayinlanan yirmi ciltlik toplu yapiti içinde oyun, siir ve düzyazilarindan baska, tiyatro ve siyaset üzerine yazilari, sahne yaratisinin anahtar kavramlarini aydinlatiyor. Bunlara, örnek reji defterleri ile çalisma günlügünü de katarsak, Brecht’in tiyatro düsüncesi konusunda en titiz tartismalara isik tutacak yeterli malzeme buluruz.

Sevgi Deniz