HER SERDEN BIR HAYIR DOGAR

Halkimiz mesru, hatta legal zemine tasinmis devrimci söyleme ve mücadeleye daha sicak bakmaktadir. Ortam uygun oldugu zaman bile ses getirecek eylemler yapilamiyorsa, durum devrimci hareket açisindan ciddidir.

Refah Partisi’nin iktidar olmasiyla Türkiye’de rejim karsiti ama gerici sesler yükselmistir. Geçmiste gizli yapilan faaliyetler hizlanmaya baslamis ve çekinmeden gerçek yüzlerini, amaçlarini ortaya koymuslardir. Amaçlari, demokrasinin tüm kurumlarini yikmak, laikligi ve cumhuriyeti ortadan kaldirmaktir. Her yaptiklari konusmalarda kendileri gibi yasamayan ya da düsünmeyenlere küfür etmeyi huy edinmislerdir. Iktidarda olmanin verdigi olanaklarla atamalardan yatirimlara kadar herseyi kendi çikarlarina göre yönetmislerdir.

Aslinda bu olay Türkiye’de her zaman böyle olmustur. Yeni parti, kendi kadrolariyla gelir. Ama bu sefer gelen partinin amaçlari genelle çelisince farkli bir durum dogdu. Yapilanlar siradan degildi. Rejime karsi, seriat yanlisi politkalardi.

Bu farklilik, “%99’u müslüman olan!” halkimiz tarafindan çok geçmeden farkedildi. Insanimiz, müslüman olmanin, kör topal da olsa, demokrasi ve laiklik karsiti olmayi gerektirdigini simdiye kadar düsünmemistir. Ya da Cezayir gibi olmak gerektigini. Onlar bu söyleme dayanarak daha rahat hareket edeceklerini düsünürken, halkimizin (dedigimiz gibi islerligi tam olmasa da) demokrasiden ve laiklikten vazgeçmeyecegini, bu rejimi bile elbette ki çagdisiliga, seriata tercih edecegini hesaba katmamislardi. Ve sonucu hepimiz biliyoruz. Yalnizca tabanin tepkisiyle olmasa da, Refah-Yol Hükümetine son verildi. Bunun yeterli olmadigini hepimiz biliyoruz.

Son dönemde devlet içinde yasanan, tek kelimeyle rezillikler, insanlarimizi gerçekten bogmustur. Halk unutulmus, yukarida bir yerlerde bazilari kendi pisliklerini temizleme, kendi çikarlarini kurtarma yarisina girmislerdir. Kurulusuyla beraber birbirlerinin kirli çamasirlarini örtbas eden Refah-Yol hükümeti de adeta kör olmus ve yalnizca kendi istemleri dogrultusunda hareket etmistir. Özellikle Erbakan adeta Islam ülkelerinin batidaki krali gibi hareket etmis, uyarilari, elestirileri, tepkileri göz ardi etmistir. Evet, ‘‘tarih yok edeceklerinin önce gözünü kör eder’’ cümlesi tereddütsüz bu durum için söylenebilir. Iste giden bu hükümetin kalintilarindan halki kurtarmak, ülkemizdeki tarifi mümkün olmayan sosyal adaletsizlikligin giderilmesi, demokrasiyi ve kurumlarini gerçekten isletebilmek zorunludur. Bunlari ise ancak halkin örgütlü güçleri gerçeklestirebilir.

Yasanan karmasaya ve halkin büyük bölümünün yasadigi hat safhadaki zorluklara ragmen “karanlik eylemi” disinda ciddi toplumsal eylemler yapilamamistir. Bu nokta düsündürücüdür. 1 Mayis’ta dahi (alinan önlemler ne olursa olsun) sikintilar, sikayetler, iyi örgütlenilmedigi için meydanlara tasinmamistir. Devrimci hareket halki meydanlara çekecek söylemleri yakalayamamis, güncel problemlere vuramamistir. Türkiye’de bir demokrasi, bir laiklik sorunu varken, insanlarimiz bu kazanimlarin kaybedileceginden korkarken, birbirleriyle kavga etmislerdir.

Belki kiminiz bu bölümü yersiz bulmus olabilirsiniz. O zaman ben de size hemen sunu soruyorum: Bugün Türkiye’de farkli görüslerin yasayabilmesi, gelisebilmesi için demokrasinin tam islerligine ihtiyaç var midir, yok mudur? Iste bugün Türkiye’de yasanan budur. Insanlarimiz demokrasiyi dogru düzgün yasamazken, ileride daha iyi bir dünya düzeni olduguna onlari inandirmak güçtür. Halkin, bu çok uzaklari degil güncele uygun dogrulari düsünmesini saglayacak ve onlari yakindan ilgilendirecek söylemleri ve çalismalari Hafta sonu toplantilarimizin birinde yapilmis bir saptamayi, y azdiklarimi destekler nitelikte oldugunu düsünerek, buraya aliyorum: Halkimiz mesru, hatta legal zemine tasinmis devrimci söyleme ve mücadeleye daha sicak bakmaktadir. Bu da insanimizin, dertleri ne denli büyük olursa olsun, aliskanliklarindan, korkularindan ve devletin isledigi ‘vatan, millet, Sakarya’’ ideolojisinden tam siyrilmadigini gösterir. Görülmesi gereken sudur: Ortam uygun oldugu zaman bile ses getirecek eylemler yapilamiyorsa, durum devrimci hareket açisindan ciddidir.

Refah-Yol hükümetinin, halkin bir yere ya da ideolojiye taraf olmasini saglamak konusunda çok iyi bir ortam olusturdugunu söylemeliyiz. Iyi degerlendirilmeliydi. Seriatçilar ve laikler diye ayrilmis halkimiz belki de hiç hesaplanmadan taraf oluvermisti. Hergün yapilan yasa ihlalleri, kasitli kiskirtmalar insanlarimizin daha önce hiç sorgulamadigi bazi konular üzerinde kafa yormasina neden oldu. Refah partisi’nin %25’lik tabani disinda herkes müslüman olmanin seriati yasamak olup olmadigini sorguladi. Zaten böyle olmadigini bilerek söyledikleri, “%99’u müslüman” laflari ile halki manipüle edip istediklerini koparabileceklerini sanmalari gafletin büyügüydü belki de.

Refah-Yol hükümetinin halki hiçe sayarak yürüttügü siyaset saflarin belirginlesmesine yol açti, insanlarimizin demokrasi ve laiklikten vazgeçmeyeceklerini ortaya koydu. Vurdum duymazligin kendilerine ve ülkeye birsey getirmedigini gördüler. Özellikle gençler tepkilerini daha sik dile getiriyorlar. Halkin öfkesi keskinlesmekte, tahammülü azalmaktadir. Burjuvazi de, siyasetçiler de, isin sakasi olmadigini, bugüne kadar izlenen politikalarin kontrolden çikma tehlikesi yarattigini, halki dislayarak politika yapilmasinin kendilerine çevrilmis ve her an patlamaya hazir bir silahla yasamak gibi oldugunu görmüslerdir.

‘‘Her serden bir hayir dogar’’ demis eskiler, deneyimlerine, yasadiklarina dayanarak. Ülkemizde ser dönemi, Refah-Yol hükümetiyle, Çeri basi Tansu ve Ser’in basi Erbakan’la yasanmistir. Bu dönemde yasananlar herkesin aklini basina getirdigi için hayir dogacak döneme girilmistir Türkiye’de. Elbette ki, bu “hayrin” yorumu bize göre farklidir. Fakat demokrasi-laiklik adina, insanca yasaminin gerekleri konusunda yapilacak çalismalari küçümsemek dogru olmayacaktir.

Özgür Can

Ahmet Hakan’i ölümünün 18.yilinda saygiyla aniyoruz

17 Agustos 1979 yilinda katledilen Ahmet Hakan yoldas, 78 yilinda partiye girmis ve girdikten bir süre sonra da parti içindeki oportunizmi farkedip Leninci saflarda yerini almis bir yoldasimizdi. 27 yasinda, bu kalles kursunla aramizdan ayrilan yoldasimiz, güçlü inancini ölmeden hemen önce ‘‘yasasin Türkiye Komünist Partisi’’ diye haykirarak dile getirmisti.

Sana selam olsun!

(...)

Zincirin, zulmün kar etmedigi,

Kirbacin kar etmedigi

Büyük tahammül!

Gel günlerim gel de dol!

Gel Aydinlim, Izmirlim,

Gel aslanim Mamak’tan

Erzincan’dan, Kemah’tan!

Düsmanlar selam ister

Gözden, gezden arpaciktan!

E.Gökçe