INANILMAZ KÜBA

R.Yürükoglu

Zaman göreceli bir kavramdir. Bir saat hep ayni bir saat degildir. Rutin giden bir üç ayin nasil geçtigini anlayamazsin. Ama bir yere 8 günlügüne gidersin, o üç aydan daha uzun yaşamişsin gibi gelir. Devrimci durumda on yillar, yirmi yillarin iki güne sikismasi gibi. Küba’da geçirdigimiz 8 gün de öyle oldu, bir ufak yaziya sigmaz.

Yalniz sunu söyleyeyim: Kendimi kandirdigim yaslari çoktan geride biraktim ve de görmedigim sosyalist ülke çok azdir. Kimisinde yillarca, kimisinde aylarca yasadim, kimisine de onlarca kez gittim geldim. Bu kadar etkilendigim bir ülke olmadi.

Bir teori, hangi ülkeye giderse o ülkenin kimligini alir. Ayni Marksist teori, Avrupa’da neredeyse sosyal demokrat ama son derece demokratik bir çizgi haline geliyor. Dogu Avrupa ve Asya’da son derece totaliter, diktatör, hatta Uzak Dogu’da bir çesit dinsel yapi kazaniyor. Küba nasil bir ülke? Bir kez, inanilmaz derecede güzel bir müzikleri var. Sonra, deniziyle, kumuyla, palmiye ve hindistan cevizi agaçlariyla muhtesem bir güzellik. Ve sicak bir iklim. Simdi böyle bir ülkede, ayni teorinin, o iyi tanidigimiz baskici, totaliter devlet düzenine araç olmasinin olanagi yoktur. Dolayisiyla, en sonda söylemem gereken seyi basta söyliyeyim: Küba halki mutlu. Baski yok, devlet halkin tepesinde degil!

Türkiye’de Yunan bayragini gömlek yapip dolasabilir misin? Küba’da kimisi Amerikan bayragini gömlek yapmis dolasiyor, kimse karismiyor. Aksamlari evlerinin önünde oturuyorlar.Çok insan bir müzik aleti çaliyor, o yandan komünist parçalar, bu yandan baska bir müzik geliyor, hiç farketmiyor. Televizyonu açiyorsun, Küba haberleri, Küba filimleri, ondan sonra Amerikan filimleri. Bunlar, sosyalist ülkelerde yasayan insanlar için olacak seyler degildi.

Küba halki büyük çogunluguyla gerçekten sistemin ardinda duruyor. Bunun önemli bir nedeni, ikinci, üçüncü kusagin da, dünyanin baska yerlerinde, Vietnam’da, Angola’da, Mozambik’te, Etyopya’da, Granada’da devrim mücadelesine yüzbinlerle katilmis olmasidir. O zaman baska oluyor. Öteki sosyalist ülkelerde ikinci kusak ne polis bilmis, ne ev kirasi, ne grev bilmis, yalnizca kendi devletinin baskisini bilmis. Nasil olacak da o devrimi savunacak? Küba’da Fidel’in bir tane resmini ya da heykelini göremiyorsun, hep devrim için ölmüs kahramanlarin resimleri. Brejniyef’in resimleri her yandan sarkardi. Yasarken adamin heykeli dikilir mi? Bu kültür farkindan ileri geliyor. Onlar, gerçekten tarihin girmedigi yerlerde kurulmus tirnak içindeki sosyalist ülkelerdi. Bu da Amerika’nin dibi, Karayipler.

Yine diyorum, teori, uygulandigi ülkenin renklerini aliyor.

ABD ambargosu bellerini büküyor. Havana’da otobüs isletmesinin yakittan tasarruf yapmasi gerekiyor. Ne yapmislar, büyük kamyonlarin önünü getirmisler, iki otobüs kasasi yapmislar, arasini da yine bir otobüse yakin büyüklükte, ama daha alçak bir parçayla kapatmislar, kamyona takmislar. Yani üç otobüs uzunlugunda ve deve hörgüçü görünümünde birsey. Hava da sicak. Halk bu otobüslere deve adini takmis. “Bizim deve geldi” esprisi yayilmis. Halk otobüslere deve demeye baslayinca, hemen yetkililer de otobüslere deve adini takiyorlar. Her otobüse de bir deve resmi çiziyorlar. Bu çok sey anlatiyor. Bu tutum alinmasa, belki sistemi kötülemeye giden bir alay çizgisi gelisecek. Sovyetler’de böyle seyler çok oldu. Tam tersine sistem espriyi sahipleniyor. Öyle olunca, devletle halkin duygulari bütünlesiyor.

Ada, mamur bir ada. Su amborgo olmasa. Simdi ABD, Helms Burton yasasi diye birsey çikardi: Ülkeden kaçmislarin evleri var, bos duruyor. O binalari Küba’da is yapmaya gelen sirketlere kiraliyorlar. Yeni yasaya göre, Amerikan vatandasi olan birisinin evini herhangi bir firma kiraliyorsa, o firmaya karsi, ya Amerikan mahkemelerinde, ya da o firmanin ülkesindeki mahkemelerde Amerika devleti dava açacak. Tam bir zorbalik.

Kaçma isi de çok ilginç. Yarisi ölerek, yarisi kalarak Berlin duvarini asar gibi kaçilmiyor. isteyen serbestçe gidiyor. Bu da birsey gösteriyor. Devrimin halka güvendigini gösteriyor. isteyen gider diyor. Hayir gidemezsin, gideni vururum demiyor.

Sovyetler Birligi çöktükten sonra, dolarla bire bir durumda olan peso çöküyor. Korkunç bir sikinti yasaniyor. 320 peso 1 dolar etmeye basliyor. Bu, durup dururken disaridan aldigin mallarin 320 misli pahalilasmasi demek. Bir mali 1 pesoya alirken, ertesi günü 320 pesoya aliyorsun. Ekonominin buna dayanmasi olanaksiz. O zaman derhal dolari tüm ekonomi çapinda ana para kabul ediyorlar. Büyük bir cesaret isi. Bunu yaptigin zaman, eger alt yapin yeterince güçlü degilse, tüm ekonomi 3 gün içinde yikilir gider. Ne oluyor?

1994’de 150 peso 1 dolar ediyor.

1995’de 32.1 peso 1 dolar ediyor.

1996’da ise 19.2 peso 1 dolar ediyor.

1997’de 1 dolarin 7-10 peso arasina düsmesini bekliyorlar, daha sonra da pariteyi amaçliyorlar. Bu, ekonominin gücünü gösteriyor. Bunu yapabilecek kapitalist ülke çok az bulunur. Ve yapiyorlar.

1989-93 arasi korkunç bir durum var. Herseyi karneye baglamislar. Anlatilir gibi degil. Yasamin her alaninda, en umulmadik konuda bile beklenmedik sorunlarla karsilasiyorlar ve ama adim adim da asiyorlar. Örnegin dev gibi inekleri var. Daha çok süt versin diye, Demokratik Alman Cumhuriyetinden aldiklari yapay yemle beslemisler yillar yili. Simdi o yem yok ama hayvanlar da ot yemegi unutmus. Yavrulari da öyle. Her yan çayir, ama inek çayiri yiyemiyor. Oysa dogumdan 9 yasina kadar tüm çocuklara süt bedava. Bu 90 yilinin sikintilari içinde üst siniri 9’dan 7’ye indirmisler ama yine yapiyorlar, ülkenin tüm süt üretimi çocuklara gidiyor.

Üretkenlik 1995’de % 2.7, 1996’da % 8.5 artiyor. Ama çok bilinçli bir sekilde ücretleri üretkenligin altinda yükseltiyorlar. Her taraftan kurtarip ekonomiyi düzeltmeye çalisiyorlar. 1994’le birlikte egri yükselmeye basliyor. Zaten pesonun iki-üç yil içinde bu kadar güçlenebilmesi de gösteriyor. Bizim kaç liramiz bir dolar? 120 bin l iramiz bir dolar!

Ekonominin büyüme hizina bakarsaniz, tarim, balikçilik ve avlanma 1995’de % 4.2 büyüyor, 1996’da % 17.3 büyüyor. Yapim endüstrisi 95’de % 6.4 artiyor, 96’da % 7.8 artiyor. Fakat yapim endüstrisisinde hala kriz sürüyor. insaat 95’de % 7.3, 96’da % 30.8 artiyor, büyük patlama var. Turizm, basi çeken sektör, en büyük geliri getiren sektör degil, hala üçüncü ama büyüme hiziyla basi çeken sektör. 1995’de % 20 artiyor, 96’da % 30 artiyor, 97’de % 50 artacak. 1996’da 1 milyon turist geliyor.

Yatirimlar 1995’de % 4.2, 1996’da % 54 artiyor. ihracaat 1995’de % 20 artiyor, 96’da % 33 artiyor. Ambargoya ragmen.

İssizlik orani, 1996’da % 6-7 arasinda oynamis. Sosyalist ülkede issizlik olmaz derler degil mi? Vardi. Hem de nasil vardi, gizliyorlardi. Küba ise açik konusuyor. O nedenle de rahat, halktan birsey gizlemeye gerek yok.

1997 için öngördükleri, balikçilikta % 12, nikelde % 20 artis, çelikte % 50’den fazla artis. Yani 1997’de endüstiriye yüklenmeye çalisiyorlar. Çimentoda % 15, tekstilde % 130, ulasimda % 6 artis öngörüyorlar.

Özellikle 1995-96’da hizlanan bu kalkinma, su son derece engelleyici 3 kosul altinda gerçeklesiyor. Bir kere, yeni Helmz Burton yasasi ile amborgo müthis siddetlendirilmistir. Ambargo öncesinde 376 yabanci sirket is yapmak için basvurmus ama yasadan sonra, yasaya ragmen Küba’ya gelen sirket sayisi yalnizca 11.

İkincisi, bu dönemde asrin en büyük kasirgasi yasaniyor. Denizden yüzlerce metre içerideki binalarin ikinci katlarina çikiyor su. Herseyi yeniliyorlar, varolani da yenilemeye harcamak zorunda kaliyorlar.

Üçüncüsü, o yillarda Küba’nin sattigi sekerkamisi, nikel vb. gibi ürünlerin dünya + pazarlarinda fiyatlari düsüyor. Bunun sonucu söyle bir durum var: Tarim dis satim miktari 1995’de, 1994’e göre çok daha yüksek, fakat satislarin degeri % 25 daha az. Eskiden 1 kilo satarken iki kilo satiyorsun, ama bir lira alirken 75 kurus aliyorsun.

Bu üç büyük engele ragmen bu büyük kalkinma var.

Küba’da hala birinci büyük sektör seker kamisi. İkinci büyük sektör, bu yeni kalkinma döneminde hizla yükseltilen balikçilik. Deniz ürünlerinin büyük çogunlugunu Fransa’ya gönderiyorlar. Turizm üçüncü geliyor ama yükselis hizi çok, %50.

Küba’nin gerçekten göz kamastiran bir yönü var, saglik sistemi. Pek çok Avrupa ülkesinden çok ileride. Çok gurur verici. Hiçbir alanda uzman açiklari yok. Lise sona kadar egitim zorunlu. Toplumun yarisindan çogu da üniversite mezunu. Ama gereçlere ihtiyaç müthis. Böyle bir durumda bir saglik servisi ki, (zaten hiçbir zaman kisinti yapmiyorlar, en derin kriz döneminde bile oraya yatirimi kismamislar) teknolojisi birincisi sinif. 300.000 doktor var. Simdi, saglik hizmetlerini ikinci, üçüncü büyük gelir kalemi yapmaya çalisiyorlar. Ama kapitalist ülkeler çesitli yasalarla engelliyorlar. Çünkü bas etmeleri pek kolay degil. Vietnam’da, Graneda’da, Afrika ülkelerinde yillar yili Küba’li doktorlarin çalismasiyla, hiçbir ülkede bilinmeyen hem dogal ilaçlar, hem çesitli asilar gelistirmisler.

Dedigim gibi, 1988-93 arasi inanilmaz zorluklar yasamislar. Savas yillarindan beter. Ama büyük bir yaraticilikla sorunlarin üstüne gidiyorlar. Yazinin basinda söyledigimi bir daha yineleyecegim. Küba halki rahat ve neseli, toplumda demokratik bir ortam var, özgürlük havasi var. Eski sosyalist ülkelerde, “parti senin için düsünür” yaklasimi vardi, Kafka’nin romanlarindaki gibi bir hava vardi. Küba’da yok öyle bir sey. Bes yillik planlarin hazirlanisi bile çok farkli. Plancilar ve parlamento yalnizca egilim belirliyor, önümüzdeki 5 yil içinde su sektörlere agirlik vermek iyidir diyor. Gerisi tamamen isyerlerinde tartisilarak belirleniyor.

Küba’nin niyeti sosyalisttir. Bayragi sosyalisttir. Gitmekte oldugu yön sosyalizmdir. Son derecede dogru seyler yapiyorlar.

Öteki sosyalist ülkelerin büyük yanlisi, sosyalizmin gerektirdigi teknik düzeye ulasmadan, sosyalist üretim iliskilerini getirmeleriydi. Zayif Halka kitabindan hatirlarsaniz, bir çadir kurdular, içi bos. Ve sandilar ki, sosyalist üretim iliskilerini getirerek, üretken güçlerin gelismesini hizlandirabilirler. Tam tersi oldu, üretken güçlerin gelismesi engellendi. Onun için sosyalizme hazir olmayan ülkelerde devrim yapildiktan sonra sosyalizmi kurduk dememek gerekir. Çünkü mekanik enerji temelinde, makina temelinde sosyalizm kurulmaz. Tarihte her üretim biçimi ayri bir enerji biçimi ile belirlenmistir. Elektronik ve robotik, sosyalizmin ancak kurulabilecegi teknolojik düzeydir. Bu düzey gelmeden sosyalizmi kuramazsin. Yapman gereken, ekonomiyi hizla gelistirmek, insanlari rahat birakmak, amacini düzgün söylemek. Küba bunu yapiyor.

Üretken güçlerin gelisme düzeyi sosyalizme hazir olmayan ülkeler için NEP programi zorunludur. Küçük girisime izin vermek gerekir. Nasil devletlestirirsin adamin tavugunu? Büyük tavuk fabrikalari olursa, ülke çapinda üretim yaparsa, devletlestirebilirsin. Adamin bir atini, iki kosumunu nasil devletlestirirsin? Sovyetler Birligi’nde öyle yaptilar. Küba bunu yapmiyor. Devlet yapabildigini yapiyor ve yüksek teknoloji ile yapmaya çalisiyor. Yapamadigini da, yap, sen istedigini yap diyor.

Küba, insanligin tanidigi en güçlü ülkenin, ABD’nin, hastalik düzeyindeki düsmanligi altinda, sosyalizm bayragini, tüm dünyanın ilerici insanlıgı adına, onurla tasıyor.

Yasasin Küba’nin kahraman halki!