MiLYONLARCA GENÇ BIZI BEKLIYOR

Bugün Türkiye’de yasananlar, gelecek için Türkiye’nin sansini ya da sansizligini doguracak olusumlardir. Bu sansi zorlayip lehimize çevirmek ancak ve ancak bizim çalismalarimiza baglidir. Bosa geçirilecek zaman yoktur, çünkü Türkiye’de dinamikler çok hizli degismektedir. Bu yüzden her alanda çalismalari yogunlastirip, elimizden gelenin fazlasini ortaya koymali, gidisi lehimize çevirmeliyiz.

Hepimizin bildigi gibi, Türkiye dünya üzerinde en fazla genç nüfusa sahip ülkelerden biridir. Köylüsü, kentlisi, okuyani, çalisni, issizi ile dev bir genç insan ordusunu içinde barindiriyor.

Gençlik denince aklimiza hareketlilik, verimlilik, üretim, dinamizm, idealizm, baris ve özgürlük gibi tanimlar gelir. Fakat Türkiye’deki genç insan ordusu bu tanimlara baskin olarak sorunlari, tikanmisliklari, sikintilari getiriyor aklimiza. Bu olumsuzluklar bazi çevrelerin hosuna gidiyor ve islerine de geliyor. Devrimciler açisisindan ise gerek örgütlenme, gerekse gençlerin devrim mücadelesine kazanilmasinda ciddi bosluklar görünüyor. Bunun sonucunda da sorunlarin çüzümünde devrimci hareket arka planda kaliyor.

Türkiye’nin genel yapisi içindeki farkliliklar (gerek sosyo-ekonomik, gerek sosyo kültürel) genç insanlarin olusturdugu yapilar içinde de söz konusudur. Bu farkliliklar pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Her dönemde genç insanlarin sorunlari olmus ve bunlar farkli yollarla çözülmeye çalisilmistir. Fakat 80 sonrasi, gençlerin sorunlari ve açmazlari dönemin bütün çarpikliklarini, çözümsüzlüklerini ya da sunulan yanlis çözümleri yansitmaktadir. Ne yazik ki, bu sorunlar yumagi içinde yalnizliga, kimlik arayisina itilen gençlik, (devletin de sinirsiz yardimlariyla!) kendisini ya ülkü ocaklarinin kapisinda, ya da cami avlularinda bulmustur. Ülkü ocaklarinda, cami avlularinda yetistirilen pek çok isim bugün sagci partilerin militan kadrolarini olusturmaktadir.

1980 sonrasi Türkiye’de baslatilan “okuyan-düsünen insan, öcüdür, bölücüdür ve nihayetinde komünisttir” söylemi, darbeden korkmus ve sinmis insanlarda kolaylikla taban buldu. Düsünmeye zemin hazirlayan her türlü unsur devlet tarafindan tek tek yok edildi. Kitaplar yakildi, düsünmek yasaklandi(!), yazarlar, aydinlar öldürüldü, hapishanelere kapatildi. Bunlar yapilirken egitim sistemi de payina düseni fazlasiyla aldi. Egitim-ögretim sistemi, gerek müfredat, gerekse müfredati uygulayanlarin degistirilmesiyle düzeltildi(!). Ögrencilerin sorgulayan, arastiran, kendi seslerinden, kendi türkülerinden korkmayan insanlar olmasi için emek sarfeden ögretmenler, profösörler görevlerinden alindi ya da sürüldüler. Yerlerine devlet ideolojisini benimsemis, dayatmaci, dar kafali ve gerici kisiler atadilar.

Evet, artik hersey sistemin istedigi gençleri yaratmak için hazirdi.

Türkiye gençliginin büyükçe bir bölümünün siyasallasmaktan korktugunu ve bu nedenle tepkileri ne kadar yogun olsa da göstermedigini düsünürsek, sistemin amacina uygun çalistigini ve bunun meyvalarini da uzun süredir topladigini söyleyebiliriz. Tepkilerini korkusuzca ortaya koyan, mücadeleyi ne olursa olsun kucaklayanlarin disinda kalan gençligin genel özellikleri söyledir:

* Pop kültürünün uyusturucu etkisiyle sekilci, gündelikçi, tüketici yasayanlar, bunun yaninda köse dönücü hayallerle ya sarkici ya da futbolcu olmak isteyenler,

* Zamanlarini okul kantinlerinde, kafelerde, kahvehanelerde geçirip, ‘‘bize dokunmayan yilan bin yasasin’’ mantigiyla hareket edenler, çevrelerinde olup bitenlerle ilgilenmeyenler,

* Sag ideolojinin etkisinde fanatiklesenler, birey degil kul olma zihniyetni benimseyenler.

Bu olumsuzluklar içinde bir baska gerçegi de belirtmekte yarar vardir ki, bizi asil ilgilendiren ve üzerinde durulmasi gereken de budur: Yeni kusagin zaaflari ne olursa olsun, büyük çogunlugu kendini özgürce ifade etmekten yanadir.

Süreci derinlestirmek elimizde

Peki, anlattiklarimiz içinde devrimci hareket hangi noktada, üzerine düsenin ne kadarini yapti, ya da yapiyor mu?

Sorunun cevabi evet yapti ya da yapiyor olsaydi, ortadaki sorunlar bunlar olmazdi. Cevabin olumsuz olmasinin farkli nedenleri oldugu kesindir. Toplumda yasanan karmasalarin devrimci örgütler içinde de farkli sekilde yasanmasi (kavgalar, çekismeler, ayrismalar, devlet tarafindan engellenmeler) devrimci örgütlerin istenilen zeminde hareket etmesini zorlastirdi ve geciktirdi. Böyle olunca, toplumda bu kadar genis yer tutan, sebebi ne olursa olsun en küçük bir hareketlenmede engellenmeye çalisilan ve her zaman enerjisinden korkulan gençlik içinde devrimcilerin yer almasi gecikti. Bu gecikmenin yani sira onlara ulasacak ve örgütleyecek yeni programlar da gelistirilmedi.

Iste bu noktada, özde olmasa da, sekilde degisiklige ihtiyaç var. Onlarin korkularini yenecek, sorunlara akilci çözümlerin sunulduguna onlari inandiracak, güçlerinin farkina varmalarini saglayacak yeni tutumlara ihtiyaç var.

Bunlari okurken, Istanbul’da akedemik istemleri için yürüyen, eylemlerini siklastiran ögrencileri düsünüyor olabilirsiniz. Gözden kaçirmamiz gereken nokta, Istanbul’daki ögrenci hareketlerinin Anadolu’nun bütününe mal edilemeyecegidir. Istanbul disindaki ögrenci hareketinin cilizligini ve çogu bölgelerde varligindan söz edemeyecegimizi görmeliyiz. Hatta, Anadolu’daki pek çok üniversitenin, sagci rektörlerin, dekanlarin, profösörlerin ve sagci ögrencilerin tekelinde oldugunu söyleyebiliriz. Ulasilmasi gereken yerler iste bu bölgelerdir. Hareketi yayginlastirip, güçlendirmek için bu bölgerdeki arkadaslara ulasip, destek olup ayni çati altinda toplamaliyiz.

Türkiye’de son dönemlerde devletin kirli çamasirlarinin üst üste ortaya çikmasi halki da artik biktirmistir. Üst üste ortaya çikan skandallarin, Refah Partisi’nin kendi tabani disindaki kitleyi hiçe sayarak meydan okumasinin ve en önemlisi de medyanin etkisiyle, halkimiz gerçekten en küçük olaylarda sokaklara dökülmeye hazir hale gelmistir. Bize düsen bu olusumu, bu tepkileri, özellikle gençler arasinda yogunlastirarak, sonuç alinabilecek zemine kaydirma sürecini hizlandirmaktadir. Yoksa, olusmaya baslayan bu tepkiler devlet tarafindan farkli sekillere sokulabilir ve sokulacaktir. Ortaya çikan sonuç, bugün Türkiye’nin komünist partisinin yol göstereciligine, sag duyusuna, önderligine ihtiyaci oldugudur.

Bu baglamda, gençlik içinde yapilmasi gerekenler sunlardir:

1. Komünistler, ögrencilerin baslattiklari akademik mücadeleye en basindan sahip çikmali, onu devrim kavgasi yolunda ilerletmelidir.

2. Ögrencilerin-gençlerin, somut sorunlarindan kalkarak bunlarin devrimle bagi gösterilmeli ve onlarin devrim mücadelesi yolunda bilinçlenmesi için çalisilmalidir.

3. Siyasal guruplasmalarin oldugu bir toplumda siyasal rekabet önlenemeyecegine göre, saflari açik etmek, ortaligi netlestirmek önemlidir.

4. Bagimsiz komünist çizgi en açik bir biçimde öne sürülmelidir. Komünist dünya görüsü sürekli islenmelidir. Ögrenciler arasinda komünist partisinin güçlenmesi için çalisilmalidir. Komünist olmayan görüslerle yogun savasilmalidir.

Bugün Türkiye’de yasananlar, gelecek için Türkiye’nin sansini ya da sansizligini doguracak olusumlardir. Bu sansi zorlayip lehimize çevirmek ancak ve ancak bizim çalismalarimiza baglidir. Bosa geçirilecek zaman yoktur, çünkü Türkiye’de dinamikler çok hizli degismektedir. Bu yüzden her alanda çalismalari yogunlastirip, elimizden gelenin fazlasini ortaya koymali, gidisi lehimize çevirmeliyiz. Içine girdigimiz devrimci durumu degerlendirmezsek, devrim tarihi bizden hesap soracaktir.

Özgür Can