Türkiye burjuvazisi bölük pörçük olmus çaresizligi oynuyor. T.C. devlet sistemi çöküntünün esiginde kivraniyor. TSK generalleri, tabandan yükselen zorlamalarla sik sik toplantilar yaparak, Demirel araciligiyla hükümeti uyariyor. Karadayinin birkaç hafta önceki, simdi de silahsiz kuvvetler müdahele etsin! sözlerinin ardinda parlamentonun devlet krizini çözmesi istegi yatmiyor.
Susurluk olayi,fasistlerin nasil devletle içiçe oldugunu, nasil onu ele geçirip mafyalastirdiklarini bu sefer zor saklayacaklari bir biçimde ortaliga serdi. Burjuva liberaller, kemalist aydinlar ve yazarlar medyada tüm bu kirli-karanlik iliskileri açiklamakta ve sürekli gündemde tutmaktadir. Devrimci basin ise, zaten yillardir yazdigi bu karanlik mafya-devlet-asker-siyasetçi iliskilerini yineleyerek ve didik didik ederek, ipliklerini daha da pazara çikarmistir.
TSK komutanlari ve generallerin en büyük endisesi, alt kademelerdeki subaylarin örgütlenerek yukariya basinç yapmasi. Böylece kendilerini, bir sol cuntaya zorlamasidir. TSKnin darbeci geleneginde birkaç kez denenmis ve bastirilmis olan bu hareketin kipirdanislari kendini hissettirmeye baslamistir. Generallerin sik toplantilari, muhtira özelligini tasiyan demeç ve mektuplari, TSKnin tabanindan gelen rahatsizliklari azaltmak ve onlari memnun etmek anlamina gelmektedir. Sincandaki seriatçi gösterilerin ardindan yapilan tank gösterisi de ayni amaçlidir. Eski Genelkurmay baskani Dogan Güres, meclisteki gurup toplantisinda bunu açikça söylüyor: Sincanda tanklarin geçisi, askerin alt kademedeki rahatsizligini gidermek için bir subap görevi gördü...
Anlasiliyor ki generaller,MGKnun hükümetler üzerinde baskisinin dozunu artirarak, kendilerine ters düsecek cuntayi, tabani memnun etme ve rahatlatma taktikleriyle engelleyecektir.
Susurluk olayinin üzerinden üç
aydan fazla zaman geçti. Medya araliksiz yeni karanlik iliskiler ortaya çikariyor. Yalniz içeride degil, disarida da sorun sürüyor. Basta Almanya olmak üzere, Fransa, ingiltere; uyusturucu ticareti yapan çetelerin, Türkiye yönetiminin basindakiler tarafindan korunduklarini açik açik söylüyorlar. Bizzat Tansu Çillerin adi telaffuz ediliyor. Avrupaya gelen uyusturucunun %64ünün Türkiye üzerinden geçtigi vurgulanirken, ülkemiz, ekonomisi uyusturucu ticaretiyle ayakta duran ve uyusturucu burjuvazisinin yönettigi Kolombiya ile karsilastiriliyor. TBMM Susurluk Komisyonuna ifade veren MiT kontrterör baskani Mehmet Eymürün söylediklerini okuyunca, gerçekten Türkiye Kolombiyaya dönüsmüs demek zorunda kaliyorsunuz. M. Eymür, Türkiye üzerinden geçen uyusturucu cirosunun yillik 25 milyar dolar oldugunu anlatiyor. 25 milyar dolar...Milli gelirin sekizde biri. Toplam ihracata denk. Laleli gelirinin iki kati(Enis Berberoglu, 3 Şubat Hürriyet 1997)
Yine 6 Şubat tarihli Hürriyet, Tepedekilere çikmadan çözülemez basligiyla verilen haberde, Emniyet istihbarat Dairesi Baskan yardimcisi Hanefi Avcinin, Susurluk Komisyonunda verdigi ifadeyi, müthis itiraflar! diye nitelemektedir. Bu müthis itiraflar(!) devrimci basin, özellikle PKK, DHKP, MLKP organlari tarafindan yillardir yazilmakta ve çetebaslari, çete mensuplari isim isim verilmekteydi. Bu namussuz katil çetelerinin yargisiz infazlar yaptigi ve faili meçhul cinayetleri bunlarin isledikleri ayrintilariyla yazildi. Sol düsmanligi yüzünden, bütün bu açiklanmis gerçekleri görmezlikten ve isitmezlikten gelmislerdir.
H. Avci, terörle mücadele için devlet içinde olusturulan örgütlenmenin, daha sonra çete halini aldigini anlatiyor: Terörle mücadelede hukuk içinde kalinarak biryere varilamayacagi görüldü. Bunun üzerine terörle mücadele ve istihbarat için hukuk disi bir yapilanmaya gidildi. (Bu ifadeler, hukuk kavraminin ortadankalktigi ve devletin mafyalastigini vurgulamiyor mu? U.G.) Terörü, teröristlerin yöntemleriyle yok etme kurali seçildi. (Devlet sadece mafyalasmamis, ayni zamanda terörist kimlige büründürülmüstür.-U.G.) Bu, devletin üst kademelerinde alinmis bir karardi.
Üst kademelerde alinan kararlarla olusturulmus bu hukuksuz yapilanmayla, uyusturucu kaçakçiligi, dolandiricilik, kumarhane isletmeciligi, yargisiz infazlar, faili meçhul cinayetler, adam kaçirmalar, iskenceler, toplu sürgünler gibi tüm bu insanlik disi eylemler mesrulugunu yitirmis olan devlet eliyle yaptirilmistir. Çiller çifti ise bu namussuz yapilanmanin sadece iki üst üyesi! Susurluk kamyonunu müzeye kaldirilmaya çalisacaklardir.
Yineliyoruz; devlet sadece mafyalasmamis, ayni zamanda terörist kimlige büründürülmüstür. Bu yapilanma, burjuva -demokratik demiyelim- hukuk devletinin ortadan kaldirilmasidir. Devlet, "üst kademelerdekiler diye adlandirilan Olygarkhoslarin devleti olmus ve bir oligarsik diktayla karsi karsiyayiz. Bu üst kademe sultasini yaratan Milli Güvenlik Kuruludan baskasi degildir.
Türkiye burjuvazisi mevcut sag ve sol partileri, aydinlari ve basiniyla Anayasada öngörülen ama asla uygulanmayan laiklige sahip çikamamistir. Hep laiklikten sözederler ama, birkaç bakanligin bütçesine sahip, onlarca vakiflari ve yüzbini askin imam kadrosuyla Diyanetin kaldirilmasini istemezler. Utanmadan, %20lik dinci azinligin seriatçi partisini, demokrasi adina iktidara getirip hükümeti teslim ederler. Dinci parti, programini uygulamaya geçirince, laiklik elden gidiyor, seriat geliyor! diye askerden yardim isterler.
Sincandaki Kudüs gecesi isimli seriatçi gösteri, Erbakanin bilgisi içinde yapilmisti kuskusuz. Erbakan mecliste tikanan bazi tasarilarini yerel yönetimlerde gösterime sokuyor. Ama Erbakan için daha da önemlisi seçmeninin nabzini siki tutmak ve onlari rahatlatmakti. Çünkü aylardir, Erbakan Refahi düzenin partisi yapiyor; Avrupa Hiristiyan Demokrat partilerine benzemeye basladi; Refah programinda seçmenine verdigi sözlerin tersini yapiyor vb.haber ve yazilarla seçmenleri arasinda kipirdanmalar görülmeye basliyordu. Sincanda anlasildi ki, Erbakan, Türkiyeyi islam Cumhuriyetine çevirmekten vazgeçmis degildir.
Adam hakli, islamiyet, seriat demektir. Her müslüman seriatçi demektir.diyor. Bu sözlere karsi çikabiliyor mu, seriati yadsiyabiliyor mu burjuvazi? Hayir. El bebek gül bebek. 33 yilda büyüttü T.C. devleti bu seriatçipartiyi. Şimdi boyunca yolsuzluk, cinayet ve pisliklere batmis bir kadini rehine alip hükümet olmus. Oligarsi ile gizli gizli anlasarak, onlari memnun etme yoluna girmis olan Refah, bazi köse yazarlarinin iddia ettigi gibi dövüse dövüse çekilmiyor, tam tersine yerlesmenin taktiklerini sergiliyor.
Susurluk kamyonunun çarpip ortaya saçtigi pisligin igrenç kokulari yayilmis durumda. Çeteleserek mesrulugunu yitirmis ve terörist bir kimlige bürünmüs olan devlet batakligin içinde Türkiyeyi yüzdürmektedir. Ülkemizin karanliktan akaydinliga çikmasinin yolu elbetteki devrimden geçer. Ama devrimci ve komünistlerin ileriye dönük, demokrasi, halklarin özgürlük ve bagimsizligini ilgilendiren her türlü eylemi, kimden gelirse gelsin, desteklemesi gerekir.
Bugün Türkiyede kendiliginden yiginsal hareketler olusmaktadir. 1 Şubattan beri, her aksam saat 9da bir dakika isiklari söndürme eylemi çig gibi büyüyerek tüm ülkeyi sarmaktadir. Bir dakika karanlik!, büyük kitle eylemlerine isik yakiyor, küçümsemeyelim! Bir dakika karanlik, aydinliklari dogurur mu dogurur! Bakirköyde medyadan bazi gazetecilerin baslattigi Cumartesi günleri meydanda toplanma eylemine katilma binleri asmaya basladi. Ama asil büyük olay, Türk-is, Disk gibi iki büyük isçi sendikasiyla, Esnaf Derneklerinin, federasyon olusturmaya ve birlikte eyleme gitme karari almasidir. isçi ve emekçilerin, esnaflarin olusturacagi büyük birligin kepenk kapatarak, is yavaslatarak ülke çapinda eyleme geçmesi ve genel grev hareketleri Ankarayi sarsacaktir.
Önümüzdeki günlerde yükselecek tüm protesto eylemlerine katilmak, insanlik onurunu tasiyan herkesin görevidir. Devlete karsi yükseltilen bu gösterileri Türkiyenin dört bir yanina yayalim. Kitlelerle bütünleselim. Türkiye isçi ve emekçi halkinin yükseltecegi sel burjuvaziyi batakliginda bogacaktir.