Üç Kasim'da Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasiyla ortaya çikan ''fasist-devlet-mafya'' iliskileri artik 8-12 yas gurubundaki çocuklarin bile gündemini isgal etmekte ve devlete karsi müthis bir güvensizlik temelinde halkin tepkisi yogunlasmaktadir.
Bu olayda -hakkini vermek lazim- basin iyi is çikardi. Eksik biraktigi bir nokta vardi, o da sinif boyutuydu. Ama o da halkimiz tarafindan açiga çikarilmaya baslandi.
Fasist-devlet-mayfa isbirligi elbette yeni bir durum degildi. Olan sadece, bu sekilde gelisen burjuva devletin artik kendini saklayamaz bir duruma gelerek, bütün ''kirli çamasirlarinin'' halkin önüne çikmasindan ibaretti.
Öncesi çok eskidir
ittiat ve Terraki döneminin, ''teskilat mahsusasi'', günümüzdeki ''kontrgerillarin'', ''jitemlerin'', ''gladiolarin'' ilk örnekleri sayilabilir. Bütçesi, Harbiye Nezaretinin örtülü ödeneginden ve Alman askeri mis-yonundan gelen paralarla olusturulan (ve ajan sayisi 1916'da 30.000 kisiye ulasan) bu gizli örgütün görevi, Pan islamizm- Pantürkizm amaçlarina ulasma ve bu amaçla içerde ''yikici etkinlikler'' ve ''ayrilikçi hareketlerle'' mücadele, disarida ise Rusya ve islami bölgelerde ayaklanmalar çikarmak, ingiliz-Fransiz sömürgelerinde örgütlenme vb.dir. Türk-islam sentezi diye adlandirilan ideolojinin ilk vurucu örgütü, ''Teskilat-i Mahsusa'' bu amaçlarini gerçeklestirirken, toplumun lümpen kesimlerini kullanmistir. Bu lümpen kesimlerin önemli bir kesimi hatta tamami çesitli suçlardan hüküm giymis mahkumlardan olusmaktaydi.
''ittiat ve Terraki Partisi'nin sivil önderlerinden Ahmet Riza Beyin, 'Teskilat-i Mahsusa kitalari' diye adlandirilan birliklere yönelttigi, ' katiller ve caniler orduda bulunmamalidir' elestirisine, Harbiye Nezareti ordu dairesi Resi Vekili Behiç (Erkin) Bey, 'bu mahkumlardan büyük kisminin orduya degil de, 'Teskilat-i Mahsusa' emrine ve-rildiklerini bu bakimdan kitadaki askerlerin ahlakini bozmalarinin mümkün olmadigini' söylemektedir.'' (S. Parlar, Osmanlidan Günümüze Gizli Devlet, Spartaküs Yayinlari)
Finansman kaynaklarina baktigimizda Alman emperyalizminin destegini görüyoruz. Birinci Emperyalist Paylasim Savasinin hesaplari içinde müttefik devletlerin kirli savaslari finanse etme gereginden kaynaklanmaktaydi. Bugün ise Amerikan emperya-lizminin çikarina uygun oldugu için kirli amaçlara kirli yöntemlerle ulasmak için kirli savaslar kirli paralarla finanse edilmektedir. Kirli amaçlara kirli yöntemlerle ulasilir.
Dünya emperyalizminin katliam örgütü Gladio ve Türkiye uzantisi
Devletler tarafindan beslenen ve Gladio operasyonu diye adlandirilan bu kanli örgüt 1944 yilinda SSCB'nin ve Dogu Avrupa ülkelerinin Avrupa'daki ilerlemesini önlemek amaciyla ''cephe gerisi'' hareket niteligiyle kuruldu. Gladyatörlerin çalisma sahasi olarak NATO ülkeleri ve diger tarafsiz ülkeler belirlendi. Orta Dogu ve Türkiye'den isveç'e ve Güney Amerika'dan Uzak Doguya kadar olasi bir sosyalist devrimi önlemek için çalismaya basladilar. Gladio'nun ilk operasyonlari, eski Nazilerin cezaevlerinden kaçirilmalarini ve örgüte kazanilmalarini içeriyordu. Bu operasyonlardan biri de Belçika'nin Arden ormanlarinda gerçeklestirildi. Bu operasyonun içerigini anlamak için beyin takimina dikkatli bakmak gerekir. P2'nin arkasindaki beyin Licio Gelli, Vatikan haber alma teskilati baskani. Belçikali rahip Felix Morlion, Alman SS teskilatinin yönetim kadrolarindan Otto Skorzency ve James Jesus Engleton.
1980'li yillarin sonuna kadar bu kanli örgüt hakkinda pek birsey bilinmiyordu. 1980'li yillarin sonlarina dogru Avrupa Gladio rezaletleriyle sallaninca ortaya çikti. Halen de bu kanli örgütün eylemleri tam olarak bilinmemektedir. Bilinenler arasinda Belçikali komünist lider Lahaut'un, italya basbakani Aldo Moro'nun, italyan banker Roberto Calvi'nin, isveç basbakani Olaf Palme'nin öldürülmesi. Hersey 1990 Kasim ayinda italya basbakani Gullio Andreotti'nin 1958'den itibaren italya'da faaliyet gösteren bir teskilat oldugunu itiraf etmesiyle basladi. Bu itirafla basta italya olmak üzere Avrupa'nin bir çok ülkesinde sorusturmalar açilinca da birçok ülkede bu tip faaliyetler gösteren ''sol karsiti örgütler oldugu'' ortaya çikti. Yunanistan'daki 1967 Albaylar darbesinde özel egitimli CiA ajanlarinin etkin rol oynadigi ortaya çikti. iskandinavya'da 1973'de CiA baskani olan William Colby tarafindan bir örgüt kuruldugu ögrenildi. 1985 yilinda isviçre'de P26 isimli bir örgüt kuruldu. P26 bünyesinde 400 ajanin yanisira çok gelismis silah sistemleri de bulunuyordu. Fransa'da Gallio adli örgüt bu olaylarin açiga çikmasindan sonra feshedildi. Daha dünyanin bir çok ülkesinden örnekler verilebilir.
Türkiye'de bu örgütün varligi, Özel Harp Dairesi (''kontrgerilla'') adiyla duyuldu. Fasist MHP kadrolarinin bu örgütün içinde planli, sistemli katliamlarda kullanildigi ortaya çikti. Devlet tarafindan beslenen bu fasist katiller giderek devlet içinde üst düzeyde kadrolastilar. Devlet destekli fasist katiller 1970'li yillardan bugüne kitle katliamlari ve bilim adami, sanatçi ve yazar kiyimlarini da içeren sayisiz cinayetlerin failleri olarak geldiler.
1 Subat 1979'da Abdi ipekçi katledildi. Failleri bulunamadi! Bulunanlar da devlet-fasist isbirligi içinde cezaevinden kaçirildi. Prof. Dr. Ümit Doganay 20 Kasim 1979 günü katledildi. Yakalanan katillerden biri itirafçi oldu. Bu kisi fasist örgütlenmenin beyin kadrolarindan olan Alaaddin Çakici'nin sag kolu iken çikar çatismalari nedeniyle Çakici tarafindan öldürülen Nurullah Tevfik Agansoy'du. Bu katil, devlet tarafindan korunmustu. Prof. Cavit Orhan Tütengil 7 Aralik 1979'da otobüs duraginda katledildi. Doç. Dr. Bedrettin Cömert, Prof. Dr. Bedri Karafakioglu, Savci Dogan Öz, Disk Genel Baskani Kemal Türkler.
Toplu katliamlar
6 Mart 1978 günü saat 13.30 siralarinda istanbul Üniversitesi'nden ayrilan yüzlerce sol görüslü ögrenci Eczacilik Fakültesi önüne geldiklerinde üzerlerine güçlü bir bomba atildi, sonra da panik içinde kaçisanlara, çevrede pusu kuran fasist katiller kursun yagdirdi. Toplu katliam 7 genç insanin canini aldi, onlarcasi sakat kaldi. Bu katliamin saniklarindan birinin ailesi açiklama yaparak ogullari ile birlikte eski polis memuru Mustafa Dogan tarafindan bu katliamin gerçeklestirildigini açikladi. Ankara Bahçelievler'de TiP üyesi 7 gencin oturdugu eve 9 Ekim 1978 aksami baskin yapan 3 fasist, gençlerden 5'ini evin içinde, ikisini de götürdükleri Eskisehir yolu üzerinde katletti-ler. Susurluk'ta ölen fasist Abdullah Çatli bu katliamin sanigi olarak 16 yildir araniyordu. 10 Agustos 1978'de Ankara Balgat'ta 4 kahve ayni kisilerce otomatik tüfeklerle tarandi. Katliamda 9 kisi yasamini yitirdi, 12 kisi de yaralandi.
Sivas, Maras ve Çorum katliamlarini zaten herkes biliyor. Burjuva sinifinin devleti için savastiklarini belirten fasistlerden, devletin basinda olan kisiler destegini esirgemiyordu. Simdilerde demokrasi havarisi kesilen dönemin basbakani Süleyman Demirel'in tarihe geçen, ''bana milliyetçiler cinayet isliyor dedirtemezsiniz'' sözü bu destegin siyasi boyutuydu. Fasist-devlet isbirligi defalarca kanitlanmistir. 16 Mart katliamini sorusturmakla görevlendirilen komiser Günay Uslu yaptigi çesitli açiklamalarla sorusturma sirasinda çok yönlü baski gördügünü ifade etmisti. Bu tür olaylari sorusturan dönemin Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ise 28 Eylül 1979'da öldürülmüstü. MHP genel baskani Türkes 391 sanikli MHP davasinda Cevat Yurdakul cinayetini azmettirmekten yargilanmisti.
Herkes biliyor ki, fasist katiller, devlet destegi ve korumasiyla katlimalarin içinden geldiler. Ülkemizde binlerce devrimci insan gözaltinda kayboldu, katledildi. Bununla da yetinilmedi, bir çok aydin katledildi. Katilleri bulunamadi, deliller yokedildi. Bunlarin hepsi fasist-devlet isbirligi ile sistemli olarak yapildi. Bu kirli islerin finansmani da yine kirli yollardan (çek-senet tahsilati, uluslararasi uyusturucu faaliyeti vb.) karsilandi.
Bosna'dan Bulgaristan'a, (devami 15.sayfada) (16.sayfadan devam)
oradan Kafkas Cumhuriyetlerine ve hatta Çin Seddine kadar bu örgüt bir çok isler tertipledi. Son örnek Azerbeycan devlet baskani Haydar Aliyev'e karsi-darbe girisimini örgütlemis olmalaridir. Bu fasist katliam örgütü halklari birbirine düsman edip yayilmaci, irkçi, fasist ideolojilerinin mantiksal sonucuna ulasmak için her türlü igrenç isleri beceriyorlardi.
Gizli Devlet ve MGK (Milli Güvenlik Kurulu)
Hepimizin bildigi gibi, devlet mekanizmasi içinde devletin güvenlik sorunlarini ve kirli savastaki stratejisini belirleyen bir kurul vardir.
Bu kurul genel kurmay baskani, kuvvet komutanlari, cumhurbaskani, basbakan, içisleri bakani, kisaca devletin tepesinde bulunan yöneticilerden olusmaktadir.
1992 yilinin baslarinda MGK Kürt halkina karsi yürüttügü kirli savasta strateji degisligine gitti. Bu degisikligin ardindan Kürt halkini katletme, köy bosaltmalar vb. daha belirgin bir sekilde görülmeye baslandi. 1992'nin sonlarinda bu strateji degisikligi MGK'nin gündemine bir kez daha geldi. Konu bu kirli savasta kullanilmak için özel örgüt kurulmasini içeriyordu. Bu kurulacak örgütün semasi ve bu organizasyonda görev alacak kisilerin isimleri belirlendi. Abdullah Çatli ve arkadaslari, Özel Tim'den seçilmis bazi polisler ve özel egitimli askerleri yer aliyordu. Bu organizasyonda yer alan kisiler konusunda Özal ve Bitlis devletin resmi olmayan kisilerle isbirligine giderek is görmesine karsi çikiyorlardi.
Burada bir parantez açalim. Özal, burjuva sinif çikari açisindan ileriyi gören bir politikaciydi. Özal ve Bitlis bu organizasyona karsi degillerdi. Karsi olduklari nokta bu organi-zasyonda yer alacak kisilerin taninmis fasistlerden olmasiydi. Çünkü bir gün bu açiga çikarsa bunun hesabini vermek çok agir olurdu. Onun için böyle bir organizasyon olsun ama taninmamis, fasist çetelerden olussun istiyorlardi.
Bu olaydan sonra Özal da, Bitlis de öldüler. Her zaman MiT'e iliskin açiklama ya da konusma yapmak gerekince ne tesadüftür ki (!) üzerine vazife alan Dogu Perinçek bu konuda su açiklamalari getirdi:
''Esref Bitlis, Çekiç Güç'ün Türkiye alehindeki faaliyetlerini saptamis gida yardimi adi altinda PKK'ya gönderilen silahlari da yakalatmisti. Çekiç güç hakkinda iki kez rapor hazirlayip genel kurmaya gönderen Bitlis, özel harp uzmani ABD'li subaylari da jandarma genel komutanligindan atti. ABD'li casuslarin Kuzey Irak'a girislerini de engelledi. Körfez Savasi sirasinda ABD'in Türkiye üzerinden ikinci cepheyi açma planini ögrenip genel kurmay ve cumhurbaskanina bildirdi. Özal da bu raporlari ABD baskani Bush'a iletti. Bu nedenle Bitlis'in ortadan kaldirimasina 4 kisilik ABD komutan heyeti karar verdi. Genel Kurmay istihbaratinca saptanan bu 4 kisilik heyette, Çekiç Güç Kuzey Irak'taki komutani Albay Naab ve Albay Wilson da bulunuyordu. ABD'li komutanlarin kararini da özel harpçi Türk subaylari icraa etti.''
Perinçek'e göre JiTEM gurup komutani Binbasi Cem Ersever liderligindeki bir gurup subay, Bitlis uçaginin motoruna sabotoj düzenledi. Daha sonra Ersever ve sabotoji gerçeklestiren ekibini, Abdullak Çatli ekibi tarafindan çok sey biliyorlar gerekçesiyle atis alaninda sorgulayip öldürdüler. Özal'in ölümüne gelince. Kanitlanmis birsey yok ama diger ülkelerdeki devlet baskanlarinin Gladiyo tarafindan öldürülmelerine ve emperyalizmin dünya genelindeki organi-zasyonuna baktigimiz zaman bu olasilik çok güçlü olmaktadir.
***
Bugün yasadigimiz gerçekler aslinda yeni degildir. Bunlari taniyan tabanin sayisi gittikçe genisliyor artik. Emekçi halkimiz tertemizdir, kirli olan burjuva siyasetidir, onlarin düzenidir. Susurluk kazasiyla ortaliga dökülenlerden burjuvazi kurtulamayacaktir. Türkiye halki enselerindedir. Halkimiz kendi örgütlenmeleriyle, meclisleriyle iktidari almaya gözünü dikmelidir. Baska yolu yok:
Tek Yol ileri Demokratik Halk Devrimi!
Ya sosyalizm, ya ölüm!
Günes Yanmaz