Ana Sayfaya Git  Halk meclisleri index sayfasina git...  

HALKIN GÜCÜ:

HALK MECLiSLERi-II

Mustafa Kiziltepe

Demokratik Halk Meclisleri ilgili yazimizin ilk bölümünde Halk Meclisleri kavraminin ilk ortaya çiktigi en eski tarihsel dönemleri gördük. Bulabildigimiz örnekler içinde en eskiler 17.ve 18.yüzyila kadar uzaniyorlardi. Sözkonusu dönem içinde en çarpici örnegi, 1789 Fransiz Burjuva Devrimi sirasinda Komün adiyla tarih sahnesine çikan Meclisler olusturuyordu. Aristokrasiye ve feodal erke baskaldiran güçler arasinda, ayaklari üstünde dikilme çabasi veren burjuvazi de bulundugundan, dogal olarak onlar da devrimle birlikte olusan komünlerin dogal üyesiydiler. Burjuvazinin temsilcilerinin bu Halk Meclislerine katilimi, devrimle birlikte siyasal erki ele geçirip egemen sinif konumunu saglama almasiyla birlikte giderek seyreklesti ve sonunda halkin saflarindan kopup, ana düsman bir sinif haline geldi.

Fransa'da 1848-1850 yillardan yasanan devrim dönemine ulastigimizda toplumdaki siniflar arasinda saflar çok daha netlesmisti. Fransiz burjuvazisi ülkede kapitalizmin gelismislik düzeyiyle orantili olarak kendi mezar kazicisi olan isçi sinifini da ortaya çikarmisti. 24 Subat ve 20 Aralik 1848 tarihleri arsinda yasanan on aylik dönem de, Fransa tarihinde isçi sinifi için önemli dene- yimlerle dolu bir devrimci süreçtir.

Bu dönemi isçi sinifinin bilimi isiginda incelemeye çalisan bizler için en büyük sans o dönemde bu bilimin kurucularindan ve en büyük önderlerinden Karl Marks ve Friedrich Engels'in yasiyor ve en verimli, en üretken yillarina basliyor olmalaridir. 1848 devri-miyle ilgili olarak Marks'in yazmis oldugu, ''Fransa'da Sinif Savaslari'' ve de ''Louise Bonaparte'nin 18.Brumaire'i'' adli yapitlari dünya isçi sinifinin bilim hazinesinin en seçkin temsilcilerindendir ve dönemin Fransa'sini anlamaya çalisanlar için vazgeçilmez basvuru kaynaklaridir. Marks ve Engels ile ilgili olarak söz açmisken bir noktayi daha belirtmemizde yarar var: 1848 yilinin onlar açisindan bir baska önemi daha var ki, o da Komünist Manifesto'nun yayinlandigi yildir. Bu basyapitin önemini ne kadar vurgularsak azdir. Son ikiyüzelli yillik dönem içinde herhalde bu kadar çok dile çevrilip, basilan bir baska yapit daha yoktur. Komünist Manifesto'da ayrica konumuza iliskin fikirleri bulmak olasi oldugu gibi, 1871 Paris Komünü'nün deneyiminin isiginda alti çizilmesi gerekli dersleri de bulmak olanaklidir. Bu söylediklerimizi asagida yeri geldikçe daha açik edecegiz. Simdi konumuzu fazla dagitmamak kaygisiyla yeniden 1848 devrimine dönelim.

Fransa'da Subat 1848'de gerçeklesen devrimde Halk Meclisleri konusunda en çarpici örneklerden biri kuskusuz, ''isçiler için Hükümet Komisyonu''dur. Bir diger adi da, ''Luxemburg Komisyonu'' (Paris'teki Luxemburg sarayinda icraat yaptigi için bu sekilde aniliyor.) olan bu meclis, devrim sirasinda halk yiginlarinin baskisi sonucunda ortaya çikti ve gerçek bir ''isçi komisyonu'' niteligindeydi. Yapisal olarak bir komisyondan ve bir de meclisten olusuyordu. Bünyesinde korporatif temelde seçilmil isçi-lerle patronlarin delegeleri ve de Louise Blanc gibi birkaç sosyalist düsünür bulunuyordu. Kisa sürede patronlarin delegeleriyle isçi temsilcilerinin arasinda uzlasmaz görüs ayriliklari belirmeye baslayinca patronlarin delegeleri çekip gittiler ve bu komisyonlar giderek isçi ve emekçilerin siyasal ve toplumsal istemlerini dile getirdikleri platformlar haline geldiler. Haziran 1848'deki ayaklanmanin egemen siniflar tarafindan kanla bastirilmasinin ardindan bu komisyonlar da dagitildi. 20 Aralik'ta Louise Bonaparte devlet baskani seçilerek erki ele geçirdi. Dört yil sonra, Aralik 1852'de kendini imparator ilan etti, ta ki 1870 yilinda Fransiz ordularinin Prusya ordulari tarafindan hezimete ugratilip Paris'i kusatmalari ve ardindan Paris Komünü'nü doguran olaylara gelene kadar...

Demokratik Halk Meclisleri: Proletarya Diktatörlügünün bir çesidi

Konumuz açisindan Paris Komünü'nün önemi ve de Marks'in bu tarihsel olaya olan ilgisi bambaskadir. 1905 devrimi yaklasirken Rusya'da sovyetleri kurma çabasinda olan Lenin ve Bolseviklerle diger örgütlerin de model olarak baktiklari tarihsel olay hiç kuskusuz ki geçen sayimizda da üzerinde durdugumuz Paris Komünü'dür. Simdi bu gözle baslattigimiz arastirmalarimizin sonuçlarini yazmaya devam edelim.

Paris Komünü ile ilgili yazilarimizdan hatirlanacagi gibi, Paris'in silah altina alinmis isçi-emekçi evlatlarindan baska birsey olmayan (yani klasik anlamiyla bir sinifin baski gücü olarak egitilmis ordulariyla hiçbir iliskisi olmayan) Ulusal Muhafizlar, merkez komitelerini bir asker delegeleri meclisleri sisteminin basina oturtmuslardi. Paris Komünü'nü de tüm dünyaya ilan eden kurum buydu. Her temel birim bagli oldugu birlige temsilcisini seçiyor ve her birlik de seçimle üç temsilcisini altmis kisiden olusan merkez komitesine yolluyordu. Her ay tüm birimlerde toplanan genel kurullar da tabana iyi çalismayan temsilcilerini derhal görevden almak olanagini taniyordu. Demokrasi sözcügünü dilinden düsürmeyen dünya burjuvazisinin kaç temsilcisi böyle bir yükümlülük altina girebilir, merak ederiz!...Dünya isçi sinifi ise bu uygulamayi pratige koyali 125 yil oluyor.

Yine Komün ile ilgili yazilardan hatirlanacagi gibi, Paris Komünü'ne çok çesitli siyasal görüslü guruplar katildi. Marks ve Engels'in önderlik ettigi 1. Enternasyonal'e üye ya da onun görüslerine yakin duranlar azinliktaydi. Blanqui'nin tezlerini savunanlar hem devrimci kulüplerde, hem de merkez komitesinde destek buluyordu. Sonuç olarak ortaya çikan ideolojik ayriliklar, çesitli pratik konularda herkesin uzlasacagi konumlarda tavir belirleme seklinde somutlandi.

Paris Komünü'nün karsilastigi en önemli zorluklardan biri de kuskusuz Paris'in disinda kalan bölgelerin ezici çogunlugunda hakim küçük üretimin bu tarihsel deneyime olumsuz bakmasi, kendini onunla özlestirmekten titizlikle kaçinmasiydi. Baskentle ülkenin arasinda olan bu çatismanin bilincinde olan Komün, çesitli meslek federasyonlari kurma girisiminde bulunarak bu olumsuzlugu gidermeye çalisti.

Halk yiginlarini Komün'ü açikca desteklemeye tesvik eden nedenlerden biri de kuskusuz, kariyer bürokratlarinin yerini seçimle göreve gelen halk temsilcilerinin almasi ilkesidir. Komün'ün Fransiz halkina yaptigi 19 Nisan 1871 tarihli duyuru bu konuda gösterilen hassasligin bir örnegini olusturur: ''Genel kurullara seçilen üyeler kamuoyu tarafindan sürekli olarak gözetilecekler, kontrol edilecekler ve elestirileceklerdir. Bu üyeler her an geri çagirilabilirler, yaptiklari islerden sorumludurlar ve hesap vermekle yükümlüdürler.

Komünist Manifesto'nun bir yerinde, proletaryanin devrim sürecinde görevlerini anlatirken Marks ve Engels söyle derler: ''Proletarya siyasal üstünlügünü kullanarak burjuvaziden tüm sermayeyi devletin ellerinde merkezilestirmek amaciyla zaman içinde kopara kopara alacak, yani tüm üretim araçlarini elinde toplayip proletaryayi yönetici sinif haline getirecektir.'' Tam da Fransa'da devrimin oldugu 1848 yilinda yayimlanan Manifesto giderek kendi öz sinifsal çikarlarini daha güç bir biçimde talep eden dünya isçi sinifi için hazirlanmis bir eylem klavuzuydu.

Fransa'da devrimin yenilgisinden iki yil sonra, yani 1850'de, yeni bir devrimci dalganin gelmesinin çok uzak olmadigini sezinleyen Marks, ''Merkez Komitesi'nin Komünist Ligi'ne Mesaj'' adli makalesinde izlenmesi gereken taktiklerin bir özetini sunar. Bu makalede halk meclisleri kavraminin ilk kez dile getirilmis olmasinin yazimiz açisinda önemi vardir. Marks makalesinde söyle der: ''Savasimlari ister zaferle sonuçlanmis, isterse sürmekte olsun, isçiler kendi öz istemlerini belirleyip, burjuva demokratlarinin istemlerinden ayri olarak dile getirmelidirler. (...) Yeni resmi hükümetlerin yanisira kendi öz hükümetlerini, ister yönetici organlar biçiminde, belediye meclislerinde, isterisçi kulüpleri ya da komiteleri biçiminde kurmak zorundadirlar. Bunu o sekilde yapmalidirlar ki, burjuva demokratik hükümetleri yalnizca isçilerin destegini kaybetmekle kalmasin, ayni zamanda tüm isçi yiginlarinin solugunu ensesinde hissetsin, sürekli izlendigini ve tehdit edildigini anlasin.'' Yine ayni makalesinde Marks, isçileri silahlanmaya çagirir ve ''bagimsiz proleter muhafizlar olarka örgütlenmelerini, hem yöneticilerini, hem de askeri yönetimi kendilerinin seçmelerini ve devletin erkine degil, isçilerin olusturdugu devrimci belediye meclislerine bagli olmalarini, yalnizca onlardan emir almalarini'' önerir.

Marks'in yukarida söz ettigi belediye meclisleri, isçi kulüpleri ve diger kuruluslarin devrimci örgütlenmeler oldugu açiktir. Marks bu örgütler araciligiyla devrimi sürekli kilmak istemekte ve burjuva hükümetinin yanisira bir ''ikili erk'' olusturmayi * önermektedir. Marks'in öngörüslerinin ne denli yasam tarafindan dogrulandiginin en çarpici örnegini Rusya'da Subat 1917 devriminden sonra yeniden ortaya çikan isçi ve asker meclislerinin oynadigi rolde görü-yoruz.

Yeri gelmisken bir noktayi belirtip yanlis anlamalari önlemekte yarar var: Marks, 1850 yilinda yukarida sözettigimiz makalesinde devrimci programi açiklarken, halk meclslerinin merkezi burjuva hükümete karsi bir otonom erk olusturdugunu söylüyor, ancak bu yapilanmanin da tamamen, her türlü merkezi otoriteden bagimsiz oldugu anlamina da gelmiyor! Bagimsizlik, özgürlük, ne derseniz, burjuva erkinden. Yoksa tüm halk meclislerinin en yogun biçimde es güdümünü ve tüm bu yapilarinda isçi sinifinin merkezi otoritesine bagli olmasinin gerektigini söylüyor Marks...

Yeniden 1871 Paris Komünü'ne dönelim. Bilindigi gibi, Marks Paris halkinin ayaklanacagini ne önceden tahmin edebilmis, ne de bu konuda somut pratik bir önlem almisti. Hatta 1870'de cumhuriyetin ilan edilmesinin ardindan Fransa isçi sinifina uyarida bulunmus ve ''yeni hükümeti devirmenin umutsuz bir çilginlik oldugunu'' vurgulamisti. Gel gör ki devrim patlar patlamaz Marks ona, en ufak bir çekimserlige yer vermeyecek biçimde, tüm gücüyle destek çikti. Komün'ün kana bogulmasinin ardindan, topu topu iki gün sonra, 30 Mayis 1871'de 1.Enternasyonal Genel Konseyi adina hazirladigi (ve bu konuda yazilmis klasik eserlerden biri sayilacak olan) Fransa'da iç Savas adli raporu kaleme aldi. Son derece önemli fikirlerin ifade edildigi bu kitapta Marks, Komüncülerin davasiyla dünya proletaryasinin davasinin birbirinden ayrilamayacagini belirtiyordu.

Yazimizin konusunun isiginda Paris Komünü'nün bize ögrettigi dersleri Marks, Engels ve Lenin'in bu konuyla ilgili olarak yazdiklarindan özetleyerek madde madde siralayalalim:

1. Devrimin basariya ulasabilmesi için isçi sinifinin burjuva devlet mekanizmasini yikmasi zorunludur. Komünist Manifesto'nun 1872'de yapilan ikinci baskisina yazdigi önsözde Marks söyle diyordu: ''Komün, özellikle sunu kanitlamistir ki, isçi sinifi varolan siyasal mekanizmayi devralip onu kendi amaçlarini gerçeklestirmek için kullanamaz.''

2. Ordu, polis ve bürokrasinin yerini silahli halk milisleri ve emekçi yiginlarinin temsilcilerinin olusturdugu, her an geri çagrilabilecek, kontrol edilebilecek ve de her an icraatinin hesabini vermeye hazir bir özyönetim sistemi aliyordu.

3. Bunlarin sonucu olarak da burjuva parlamanter sisteminin reddedilmesi ve iki erkin birbirinden ayrilmasi ilkesini benimsemesi doguyordu. Onun yerini alan Komün parlamenter bir yapilanma olmayip, ayni anda hem yasamayi hem de yürütme islevlerini birlikte yürütebilecek bir kurum oluyordu.

4. ''Komün'' tipindeki devlet temelinde, genis idari otonomiye sahip çok sayidaki komün, piramit seklinde bir yapilanma temelinde merkezi bir otoritenin etrafinda birlesiyorlardi. isçi sinifinin erki altinda ise komünler devlete ayakbagi olan degil, tam tersine ona görevlerini kolaylastirici islevleri olan yapilar haline getirmeliydiler.

5. Buraya kadar söylenenlerden de su sonucu çikarmak mümkündür ki, ''Komün'' tipindeki devlet komünizme, sinifsiz topluma geçiste, özel mülkiyeti ortadan kaldirabildigi, üretim araçlarini toplumsallastirabildigi bir plan temelinde ekonomiyi örgütleyebildigi ölçüde, kisacasi devraldigi kapitalist toplumun bagrinda gelismis sosyalizmi yesertebildigi oranda olumlu bir rol oynayacaktir. Marks, 1875'de kaleme aldigi, Alman isçi Partisi'yle ilgili Marjinal Notlar adli makalesinde bu konuyla ilgili olarak söyle diyordu: ''Kapitalist toplumla komünist toplum arasinda, birinden digerine devrimci dönüsümden ibaret olan bir dönem vardir. Bu siyasal geçis döneminde devlet, proletaryanin devrimci diktatörlügünden baska birsey degildir.''

Son olarak da Engels'in proletarya diktatörülügü ilgili meshur alintisiyla bu bölüme son verelim: Paris Komünü'nün 20.yildönümü nedeniyle Fransa'da iç Savas'in yeniden basimi için kaleme aldigi Önsöz'ü söyle bitiriyordu:

''Alman cahili son zamanlarda duydugu proletarya diktatörülügü sözcügünden görülmemis bir se-kilde korkmus gözüküyor. Eh, sayin beyler, bilmek istiyor musunuz neye benziyor bu diktatörlük? Paris Komünü'ne bakin. iste proletarya diktatörlügü oydu.'' *

Gazi Meclisleri

ve Disiplinli Parti Çalismasi

Agustos 1996'da isçinin Sesi'nde çikan ''Demokratik Muhalefet Meclisleri ve TKP'' baslikli yazida R.Yürükoglu Yoldas söyle diyordu:

''Meclis önerisi halka götürülürse, örgütlere angaje olmamis çok genis kesimler onay verecektir. Öneriyi çok az örgüt kabul etti, hayatiyeti olmayan, islemeyen birsey ortaya çikar denirse, önerinin ruhuna ters davranmis olunur. Öneri asil olarak halkadir. Öneriyi dikkatli okursaniz, tüm zorluklar o meclisler içinde ve çevresinde biriken halkin dinamigi ile asilacaktir. Öneriyi halka götürmek pratige sokmak gerekiyor. Bunu yaparken destekleyen örgüt sayisina bakmamak gerekiyor. ''

Uzun süren tartismalardan sonra, öneri halka götürüldü. Bu ayni zamanda Meclis önerisine karsi olurdu, olmazdi tartismalarina pratikte verilmis bir yanit oldu.

Önerinin götürülebilecegi yerlerin basinda Gazi geliyordu. Neden Gazi demeye gerek yoktu. Çünkü Gazi yillardir ezilmisligin, yoksullugun, zulmün kol gezdigi bir yerdi. Bölge halkinin yüzde doksandokuzu Anadolu'nun yoksul bölgelerinden göç etmis emekçilerden olusmustur. Gazi halki istanbul'un birçok isçi semtinde oldugu gibi üvey evlat muamelesi görmekten bir türlü kurtulamamistir. Her seçim öncesinde yogun oy potansiyelinden dolayi, bütün burjuva partilerinin ugrak yeri olmasina ragmen seçim sonrasi kendi sorunlariyla yine kendileri ugrasmak zorunda kalmislardir. Gazi halki yillarin vermis oldugu tecrübe ile sunlari görmüstü: Demokrasi denilen birsey vardi, ama bu isçi, emekçilere ugramazdi, sorunlarin çözümünde ne bakanlar, ne milletvekilleri, ne de belediyeler çözüm üretirdi, iyi hizmet istedikçe polis copunu sirtlarinda hissederlerdi. Gençleri isyankardi, özgür düsünceliydi. Bundan dolayi evlerinden daha çok karakollarda, hapishanelerde tutulurlardi ve adlari teröriste çikardi! Gazi halki yillarin vermis oldugu ezilmisligine, 12 Mart'ta yapilan Gazi katliamina karsi direnis ile cevap verdi. Bundan dolayi Gazi ilk olmaliydi.

Bölge halkinin acil sorunlarinin tespit edilmesi için 15 Ekim'de ilk Meclis toplantisi yapildi. Daha sonra egitim, saglik, kadin, spor, elektirik, altyapi ile ilgili sorunlarin çözümü için çesitli komisyonlar çalismalarini yapmaya basladi. Gazi halki kendi kendini yönetmeyi ögrenmeye basladi, çünkü halkin aktif olarak çalisabilecegi ve sorunlara çözüm üretebilecegini kendi gözleri ile görmeye basladi.

Türkiye'nin içinde bulundugu ortam, Meclislerin hayatin pratigine sokulmasi için uygun bir zemin olusturuyor. Ülkedeki devrimci durum ya devrim ya da karsi devrim ikileminin yakin oldugunu gösteriyor. Meclisler üzerine düsen görevi hakkiyla ye-rine getirebilirse isçi sinifi için büyük bir kazanim olacaktir. Bu durum göz önüne alindiginda Meclislerde düzenli, disiplinli çalismanin önemi de anlasilmis olur.

Meclis, Gazi halkinin demokratik istemlerinden yola çikmistir. Biz sunu bilyoruz ki, kapitalizmi yikmak demokratik dönüsümlerle degil, ekonomik toplumsal devrimle olur. Siyasal devrimin toplumsal devrime ilerleyebilmesi de demokrasiyi gelistirmeyle dogrudan baglidir. Halkin çogunlugunun devrim sürecine ve devlet islerine aktif katilimi olmadan ise bu dönüsümler gerçeklesmez. Gazi halki hayatin pratigi içinde yani Meclisler araciligiyla bunu daha net görecektir. En demokratik istemin, yikilasi kapitalist sistem oldugunu anlayacaktir.

Biz Halk Meclisini devrimci hareketi güçlendirmenin bir araci olarak görüyoruz. Halk Meclisleri bunun için uygun zemin olusturacaktir. Nasil güçlenecegimizi de Lenin'in Sol Komünizm Çocukluk Hastaligi'ndaki, ''disiplinli bir parti çalismasi nasil olmalidir, parti nasil güçlenir'' adli açiklamasina bakarak görebiliriz:

''Proletaryanin devrimci partisinin di-siplini nasil korunmaktadir, nasil denetlenmektedir, nasil güçlenmektedir? ÖNCE, partinin sinif bilinci, kendini devrime adamasi, saglamligi, özverisi ve kahramanligiyla, ikincisi çalisan insanlarin en genis yiginlariyla, basta proletarya ile ama ayni zamanda çalisan insanlarin proleter olmayan yiginlariyla belirli ölçüde bag kurma, en yakin iliskiler sürdürme ve -eger dilerseniz- onlarin içinde erime yetenegi ile, üçüncüsü de bu öncü tarafindan uygulanan siyasal önderligin dogruluguyla, genis yiginlarin dogru bulduklarini kendi özdeneyimleriyle görmeleri kaydiyla siyasal starateji ve taktiklerin dogruluyla..''

Evet, Halk Meclisleri halk güçlerinin güçlenmesinde canalici önemli bir basamaktir. Bunu yaratabilmek için pratiginin içine girmek ve dogru devrimci teorilerle bunu beslemek gerekir. Yapacagimiz çalismalarla herkese örnek olmayiz. *

Nesrin Sahin