Umut Gazioglu
Devrimci basin, T.C. burjuva devletinin baskici, katil ve sömürgen, iskenceci düzenini gözler önüne seriyor. Basindaki mafya-seriat karmasi hükümetin fasizmin sinirina vardigini en canli sekilde gösteriyor. Burjuva medyasi ise, toplu halde vargüçleriyle karsisaldirida bulunarak, devleti ve düzeni savunma görevlerini yerine getirmek için çirpiniyorlar. Ancak bir bölümü son günlerde T.C. devleti hakkinda, neredeyse devrimci basinla esdeger söylemlere basladilar. Oktay Eksi, itiraf edercesine ve üzülerek sunlari yazabiliyor:
"Böylece anladik ki... Türkiye Cumhu- riyeti devleti, maalesef bogazina kadar cinayete, uyusturucu kaçakçiligina, gasp ve santaja batmis bir örgüt konumuna sokulmustur. Çok vahim bir durum...Devletle bagdastirilmasi mümkün olmayan bir görüntü." (Hürriyet, 5 Kasim 1996)
Türkiye burjuvazisi bölünmüs durumdadir. Her kesim kendi çikarlari dogrultusunda devleti kurtarma(!), daha dogrusu tam anlamiyla elegeçirme operasyonundadir. Bunu asagida açiklamaya çalisacagiz. Ama önce basinda bu çikislarin baslangicina bakalim. Öyle ya, yillardir yargisiz infazlarla ve iskencelerde devrimciler yokedilirken, gözaltinda kayiplarin sayilari yüzleri asarken, gencecik üniversiteli ve liseli gençler öldüresiye coplanirken... neden sesleri çikmiyor ve neden T.C. devletine toz kondurmak istemi-yorlardi? Yani bir trafik kazasi mi -ki bu kazaya kuskuyla bakiyoruz- bekliyorlardi?
3 Kasim 1996 günü, Susurluk ilçesi civarinda bir trafik kazasi oluyor. Kazada, 18 yildir aranmakta olan(!) fasist cani ve uyusturucu kaçakçisi Abdullah Çatli'yla eski istanbul emniyet müdür yardimcisi Hüseyin Kocadag ölüyor. DYP milletvekili Sedat Bucak yarali olarak hastahaneye kaldiriliyor.
Arabada çok sayida silah ve mermi, susturucular, ortadan yokolan bir çanta ve kokain izleri...Bir anda yer yerinden oynuyor: Bu kisiler niçin birarada bulunuyordu? Katil, tetikçi ve kaçakçiyla, polis ve siyasetçi birlikte nereden gelip, nereye gidiyorlardi? Burjuvazinin bir kesimi olayi basinda ele aldi; bu sorularin yanitlarini, film senaryolarina tas çikartacak biçimde ayrintiladi. Böylece basta sözünü ettigimiz gibi, T.C. devletini, ''devrimci ve komünist söylemlerle tanimlama'' süreci basladi. Susurluk kazasi biçakla kesercesine burjuvaziyi ikiye ayirdi: Ölenlere "vatansever, görev sehidi" ve sag kalana "kahraman, gazi'' diyenlerle, "kaçakçi mafya çetesi, özel tim katilleri" diyenler!
"Devlet içinde gizli devlet" gibi isleyen, MiT'e alternatif ve dogrudan esbasbakan ve disisleri bakani Çiller'e bagli "katil mafya çetesi" artik gizlenemeyecek biçimde su yüzüne çikmistir. iktidardaki kesim, mafya basi Mehmet Agar'i içisleri bakanligindan azlederek, olayi kapatmayi denedi. Ama burjuvazinin bir kesimi artik durmamasi gerektigi kararina varmis görünüyordu. Avrupa Parlamentosu'ndaki ingiliz Muhafazakar Parti temsilcilerinden James Moorhouse'in; "Çiller'in adinin kirli oldugu ve artik Türkiye'yi diktatörlükle yönetilen ülkeler arasinda saydiklari" ifadesiyle tavirlarini sürdürdüler.
Moorhous'n bu sözlerine köse yazisinda yer veren Ertugrul Özkök: "Bugün Türkiye'yi diktatörlüge hevesli bir koalisyon yönetiyor." yargisina varmadan önce, eski TBMM baskani Hüsamettin Cindoruk'tan Çiller'e iliskin önemli bir anekdot anlatiyor: Çiller, Baykal ile koalisyondayken, Cindoruk'u ziyarete gider. Ortagindan sikayetçi olan Çiller, azinlik hükümeti kurmak istedigini söyler. Cindoruk, bunu yürütmenin zorlugunu ve askerin müdahalesine kadar varabilecegi endisesini dile getirince, Çiller: "Ben korkmuyorum. Çünkü askeri arkama aldim. Polisi ise tamamen yanima aldim. Asker bundan sonra birsey, yani darbe yaparsa benim için yapar."(Hürriyet, 18 Kasim 1996)
ERBAKAN SUSMAK ZORUNDA MI?
Susurluk olayi üzerine herkes konusurken, basbakanin neden sustugu soruluyordu. Ansizin "Susurluk faso fiso!" diyerek çikti ortaya. Konusan basini "terörist" gösterip, hakkinda Meclis'te genel görüsme açtirdi. Arkasindan "diktatörlüge hevesli koalisyon", halkin haber alma özgürlügünü yokeden en baskici bir sansür yasasini Meclis'e getirtecektir.
Necmeddin Erbakan'in yüzde yüz karsi oldugu halde, Atatürkçü oldugunu ilan edecek kadar yalanciliginin bile, RP kitlesinden fazla tepki aldigi yok. Çünkü seriat yönetimini tüm kurumlariyla devlete tasiyarak, bir "islam Devleti" olusturuncaya kadar, yalancilik, yolsuzluk ve namussuzluklarin her türlüsünün mübah olduguna inandirilmislardir.
Yaklasik otuz yildan beri adim adim bu amaca yaklastiklari ortadadir. Çok sayida dinci genç imam hatip liselerini bitirip, çesitli üniversitelere girerek okumustur. Bugün bunlarin, RP'nin üst düzey yönetici kadrolarini olusturdugu bir yana, devlet yönetiminin asagidan yukariya dogru her kesiminde onbinlercesi görev yapmaktadir. Çok genis seriatçi ticaret burjuvazisi yaratilmis ve sanayi burjuvazisinin de temelleri atilmistir. Böylece birinci asama, RP'yi %21'lerle iktidara yaklastirmisti. ikinci asama ise, ister orta sagdan ister orta soldan olsun herhangi bir parti ortakliginda iktidar olmak; bu sayede devlet kadrolarina tam yerlesmek. Ama asil hedef, uzatmali çavuslar ve kismen assubaylar araciligiyla sizmis ve genis yandas bulmus oldugu TSK'nin içinde yuvalanmakti.
Hirsizlik, yolsuzluk ve dolandiriciligiyla çetebasi ve dikta heveslisi Tansu Çiller, RP'nin amaçlarinda kullanacagi en temiz(!) ve ideal araçti. Bir süre önce "siyaset din için vardir" diyen Tansu ile artik amaç birlikteligi olusmustu. Bu arada Refah'li Kayseri belediye baskani olan Sükrü Karatepe, Mustafa Kemal'in anitkabrini yüzbinlerce insanin ziyaret ettigi sirada; "içi kan aglayarak anma gününe katildigini; biraz daha bekleyeceklerini ama müslümanlarin içlerindeki hirsi, kini, nefreti eksik etmemelerini" çekinmeden söylemisti. Erbakan, ortagi DYP'den bazi bakan ve milletvekillerin buna itirazlarini, "Susurluk + olayini" pazarlik yaparak susturmus bulunu-yor. Zaten özünde devletin mafyaci kisiligi kendisini hiç ilgilendirmeyen Erbakan'a, kendi çikarlari için ''Susurluk Olayi''nda susmak düsmektedir.
KURTULUS ÇARELERi ARIYORLAR
Burjuvazinin bir kesimi "sivil fasist diktatörlügü" önleme yollari aramaktadir. Özellikle basin özgürlügünü ortadan kaldiracak sansür yasasini Meclis'ten geçirme hazirligi 1960 öncesi Adnan Menderes'in ardarda çikarttigi sansür yasalari isleniyor. Bu konunun islendigi yazilardan biri söyle baglanmaktadir: "...bu yolla varilsa varilsa Adnan Menderes'in vardigi yere varilir. O da yogun fakat ise yaramayan bir pismanlik ve hazin akibettir."(Oktay Eksi, Hürriyet, 18 Kasim 1996)
Bu kesim, polis-fasist-mafya ve seriat karmasi bu hükümetin, diktatörlük uygulamalarindan kurtulmak için, 27 Mayis türü bir askeri darbe çagrisi yapmaktadir. Ayrica biraz daha akillica davranarak birbirleriyle ugrasmaktan baska birsey yapmayan liberal partiler disinda, kendilerine sol baglasiklar aramaktalar:
Bu nedenledir ki, birkaç ay önce, Tansu Çiller'in özel çetesine iliskin MiT raporunu Aydinlik'ta yayinlayan Dogu Perinçek siyasi gündeme oturtuldu. Susurluk kazasiyla birlikte, burjuvazinin bir kesiminin yazili ve sözlü medyasi, "bir Aydinlik alin" diyecek kadar, iP'in propagandasini yürütmeye basladi.
Öte yandan, ellerine süpürgeler alarak Ankara sokaklarini süpürme gösterisi yapan ÖDP'e göz kirpip, övgüsel davraniyorlar. YÖK'ü protesto eden, özgür ve parasiz üniversite isteyen devrimci gençlere de çagri yapiyorlar: Sirasi degil simdi; ''YÖK'ü birak, hükümeti düsürmeye bak(!); bunun için sokaklara dökülelim.'' Her zaman "ögrenciler siyasetle degil, dersleriyle ugrassinlar!" diyen burjuvazi, kendi çikarlari sözkonusu oldugu zaman onlari nasil da siyaset için sokaga çagiriyor. N'oluyoruz? Kafalarinda bir "Sol Cunta" plan mi var yoksa? Bunun ne mene birsey oldugunu, Mümtaz Hoca'yla, ilhan Selçuk'a sorsunlar. Yok yok, en iyisi; anli sanli MiT ajani Prof. Mahir Kaynak'a danissinlar.
ALEViLER NEREDELER VE NE YAPIYORLAR?
Fasist-mafya-seriat karmasi hükümet, devleti adim adim sivil fasist diktatörlüge biçimlendirirken; ülke nüfusunun üçte birini olusturan Alevi toplumu bölünmüslügünü yasamaktadir. Seriatin devleti ele geçirmesi, iran örnegi bir islam fasizminin gelmesi demektir. Aleviler için Emevi, Abbasi ve, tarihi boyunca kitlesel Alevi kiyimlari yapmis Sünni Osmanli dönemlerinin zulmünün ve kiyiciliginin geri gelmesidir.
Seriatçi islam fasizmi, Aleviler Sünnilesmedikleri takdirde, onlari kafir sayip, cihada zorlayacaktir. Onun içindir ki Erbakan, son küçük ara seçim propagandasinda, ufak bir sözcük oyunuyla; "her Alevi Sünnidir" derken, Sünniligin-seriatin kosullari yerine getirilmelidir uyarisini yapmistir. Aleviligin bidat, Aleviligin islam dogmatikliginin karsisinda; tanri ve peygamber inancinin, kendilerinden çok farkli oldugunu bilmez mi Erbakan? Bilir de, ''Alevilik Ali'yi ve Ehlibeyti sevmektir. Ben de seviyorum, öyleyse Aleviyim'' gibi ucuz bir mantik önermesiyle, simdilik onlari yanina çekmeyi denemektedir. Oysa bu söz Alevilerin takiyyesidir; Sünnilerin elinden, bunu söyle-yerek kurtulur ve "Siz sevmiyor musunuz?" diye sorarak onlari mat eder!
Peki Aleviler ne yapiyorlar? "Alevi islam" kavramina sarilmis, Türk-islam sentezcileriyle Kuran'da bulusmaya(!) kosan Cem Vakfi ve Dergisi çevresi burjuvazi ve yönetimle kolkola yüksek sosyetenin zevk ve nimetlerinden yararlaniyor. icazetini Hünkar Dergahi'ndan degil, devletten almis izzettin Dogan Dede, son olarak, Susurluk kazasinda Abdullah Çatli ile birlikte ölen Hüseyin Kocadag'in, cenaze töreninde gözyaslarini silerken görüldü. Bu onun kimlerle iliskileri oldugunu gösterir. Alevilerin yüzkarasi kontrgerillaci, özel harekatçi ve mafya isbirlikçisi Hüseyin Kocadag gibi yol düskününü, inançli bir dede talip olarak karsisina da almaz, cenazesine de gitmez; "Buyruk"ta bunun yeri vardir.
Ya o büyük ve tantanali gösteriler içinde, trilyonlar harcanarak kurulmus Demokratik Baris Partisi ne durumda? Bu partiye Alevi partisi, mezhep partisi diyorlar; bu nedenle Yargitay Bassavciligi tarafindan, kapatilmasi için Anayasa mahkemesine dava açildi. Bu parti kesinlikle Alevi partisi degildir; çünkü Alevilik siyasetlerinden ne Babailik, ne Bedreddincilik ve ne de Kizilbasligin felsefi materyalizmi temeli üzerine kurulmustur.
Saga yatik bu merkez sol partinin, Alevilik temelinde kuruldugu iddiasiyla kapatilmasini istemek, bunu tescil etttirmek anlamina gelir. Yönetimi dine dayamak çabasindaki parti için herhangi bir islemde bulunmamis Anayasa Mahkemesi, DBP'yi kapatmaz. Ama kapatsa da, kapatmasa da olay partiyi canlandirir. Bunun için gösteriler yapmak üzere de DBP hemen kollari sivadi.
Alevi toplumunun demokratik kitle örgütlerine, sivil örgütlere gelince: Türkiye'de ve yurt disinda Alevi-Bektasi Kültür Dernekleri ya da Pir Sultan Dernekleri ve Vakiflar olarak yüzlerce Alevi örgütlenmeleri bulunmaktadir. Avrupadaki Alevi örgütlenmeleri bir federasyon olusturmussa da, Türkiye'deki vakiflar ve diger örgütlenmeler, birlik-fe-derasyon olusturmalari bir yana, demokratik baski gurubu görevini de yerine getirememektedir. Ayrica Aleviligin bin yillik tarihi içerisinde üretmis oldugu onlarca toplumcu-komünist siyasetleri yok sayip, siyaset-sizlesme siyaseti yapma yanlisina kapilmis bulunuyorlar.
Alevi örgütlenmelerinin temel görevi cemevleri açip içinde cem yaptirmak, semah dönmek ve gülbenk çekmek degildir. Bunlari esas alan örgütler, açikça din ve inanç gerici-ligine batmislardir. Alevi-Bektasi kültür dernekleri hizla gericilesmektedir.
"Cem yapiyor, semah dönüyoruz!" slogani yanlistir. Yaptiginiz cem zaten temsilidir; taklittir, öykünmedir. Döndügünüz semahlar, folklorik oyun niteligi tasir. Oysa semah, cem toplu tapinmasinin bir parçasidir. Cemlerde her talibin özünü dara çekmesi; elestiri-özelestiri vardir; varini-yogunu meydana koyup bölüsme vardir. Musahiblik vardir; içtigi su, yedigi lokma ayni olan, herseyini paylasan musahibler cemde Pir huzuruna çikar. Öznefsin (egoizmin) öldürülmesi, yokedilmesi demek olan 'ölmeden önce ölmeyi' bilmeden cem yapilmaz. Cem ortami Aleviligin yasam düzeni ve biçimini belirler. Aleviligin "Eline, beline ve diline sahip ol" ahlak kuralindan daha önemli ilkesi: "Cani cana, mali mala katmaktir." Yani sevginin sonsuzlugunda bütünleserek, mali-mülkü birlestirip ortaklasa kullanmak ve esitlik içinde yasamaktir. Cem toplu ibadeti bu ilkelerin yasama geçirilmesi için yapilir. Haydi bir Dede, malini-canini yola koyup gerçek bir cem yapsin bakalim.
Yapamaz. Ancak sosyo-ekonomik düzeyi esit toplumsal (kapali kabile ve köy toplumlarinda) yapidaki birimlerde olur. Sinifsiz toplumun ibadetidir cemler ve komünist toplum düzeninin simgesidirler.
Dernekler temsili türden cemler düzenleyip, semah gösterileri yaparak ya da Alevi sanatçilari dinleterek kültür ve sanat çalismalari elbette yapacaktir. Ama bunlari örgütlülügün tek yapmasi gerekli etkinlikler olarak sunmak, Aleviligi din baglaminda gericilestiriyor. Böylelikle genç kusaklara da yanlis ögretiliyor. Bugün Alevilik konusunun gündemden düsmüs olmasi, örgütlerin gericilesen tutumlarina baglanabilir.
ALEViLiKTE 'CEM YAPMAK' HALK MECLiSi TOPLAMAKTIR
Alevi örgütlenmeleri, bu inanç sisteminin kültürel, ekonomik ve toplumsal temellerdeki felsefesinin özüne uygun islev sürdürmelidir. Dernekler, Alevilik-Bektasilik kültür ve arastirma merkezleri biçimine dönüsmeli. Ama özüne uygun; zulme baskiya ve sömürüye karsi ve emekten yana siyasetini açikça göstermelidir. Alevi örgütleri, inancin özünden gelen komünist siyasette birlesmedikleri sürece, bugünkü parçalanmisligin ötesinde, dagilmaya mahkum olur. Unutmamalidir ki, Alevilerin dostlari ve hem de tam sözcük anlamiyla musahibleri isçi ve emekçilerdir, komünistlerdir. Gazi'de barikatlarda, cemevinde onlarla omuz omuza çarpistiniz; Ümraniye'de, Nurtepe'de onlarla kolkola yürüdünüz...
Ancak kisa dönemde yapilacak olan, birlik ve beraberligin saglanmasidir. Fasistlerin ve seriatçilarin eliyle sivil fasist diktatörlük hizla gelmekteyken, ya da burjuvazinin öbür kesiminin, sol gösterip sag vuran bir askeri cunta bekledigi sirada, hizla birlesip halk güçleri olusturmak gerekiyor. Her mahalle, her kasaba ve her köydeki Alevi-Bektasi, Pir Sultan ve Cemevi örgütlenmeleri tüm üyeleriyle birlikte, bölgede kurulmus olan HALK MECLiSi'ne katilmali. Yoksa, kurulmasi için öncülük etmelidir. Gazi ve Zübeyde mahallelerinde kurulmus olan Halk Meclis'leri kendilerine örnek olabilir. Örgütlü örgütsüz, ayni toplumsal birimde yasamakta olanlarin, din-inanç, ulus farki gözetmeden biraraya gelip, ortak dert ve sorunlara sahip çikmasi; dostluk kardeslik kurarak birlikte yol yürümesi, birlikte çalismasi, farkli inanç ve düsünce sahiplerini daha iyi tanistirip kaynastirir. Bu sayede halk güçleri olusturulur.
Alevilik inancinda cem yapmak, sözcügün tam anlamiyla Halk Meclisi toplamaktir. Ceme katilan kadin erkek yetiskin insanlardir; sosyolojik anlamda ayni toplumun bireyleri, birarada sorunlarini görüsür tartisir ve çözüme ulastirirlar; mahkeme olusturulup, yargilama yapilarak hakliyi haksizi ayirirlar. Kisacasi Alevi toplumu Halk Meclisinin yabancisi degildir. Sadece simdi cemevinin (toplanti yerinin) kapisini herkese açacak. Eskiden gizli ve gece yaptigi cemini (toplantisini) gündüz ve açiktan yapacak.