BÜTÜN ÜLKELERIN ISÇILERI BIRLESIN! KARKERAN HEMU WELATAN YEKB(dot)N! BÜTÜN ÜLKELER(dot)N (dot)Ç(dot)LER(dot) B(dot)RLE(dot)N! KARKERAN HEMU WELATAN YEKB(dot)N!
Çok övündükleri burjuva demokrasisi hirsiz ve yalancilar yetistirmektedir. Bugün, T.C. yöneticileri bunlara örnek olarak, bas siraya geçmislerdir. Soygunlarini hizmetmis gibi sunmaya devam ediyorlar. ileri kapitalist ülke-lerde, bu tür siyasetçilerin siyaset yasamlari söner. Bir daha kamuoyu önüne çika-mazlar. Böylece, ''geri kalanlari'' iyi gösterme oyunu devam eder. ileri kapitalist ülkeler, hirsiz, soyguncu yetistirmeyi araliksiz sürdürüyor, bu yolda ''paçavrasi'' çikani da, ahlak ve fazilet gösterileriyle sözde sorgulatip, cezalandiriyor. ABD'de, ingiltere'de, Fransa'da yildizlari skandallarla söndürülmüs siyasetçiler bu türdendir. Ama Türkiye gibi ülkelerde bu tür oyunlari sergileyecek zaman onlara kalmiyor. Biri bitmeden öteki çikiyor. Ortaliga çikmis davranislar övünç kaynagi olu-yor. Ne diyelim, isleri ileri kapitalist ülkelerden daha zor!
Halklarina baski yapan, yazar-çizer aydinlarini düsüncelerinden ötürü hapse tikan; demokrasi ve özgürlügü savunan devrimci gençleri, komünistleri yargisiz infazlarla ortadan kaldiran, tutukladiklarini hapishanelerde iskencelerden geçiren-katleden T.C. devleti, simdi Refahyol hükümeti ile nefes almaya çalismaktadir. Yavuz hirsiz, soyguncu Tansu ile 3. halife Osman ile Muaviye'yi özünde birlestirmis Emevi Erbakan bileskesinde kurulan hükümet yalancilarin ve soyguncularin ortakligidir.
Bu seriatçi-mafya karmasi hükümetle burjuvazinin irade ayrismasi iyice görülüyor. Eylem birligini yitirmislikleri, sistemin çikarlarinin bütünlügü içinde karar alamamalari son üç ay içinde saklayamayacaklari sekilde sergileniyor. Burjuva devlet küçük felçler geçiriyor; devlet bütün olarak davranamiyor. Yönetememe krizi içinde kivraniyor burjuvazi.
Ülkede, 100 liranin 80 lirasini (ya da toplam varlik birikiminin %80'ini) nüfusun % 20'si (12-13 milyon) kullaniyor da, 42-43 milyonluk halk çogunlugu geriye kalan %20'yi paylasmaya zorlaniyorsa, issizlik dorukta ve açlik kapiyi çalmaktadir. Bu halk artik bastaki tek tek hirsiz ve yalanci yönetici-lerle ilgilenmek yerine; kendisini ezen, emek ve alinterini çalip açliga mahküm eden kapitalist burjuva düzenine ve bu düzeni "koruma, kollama ve sürdürme" görevini üstlenmis zorba yönetime karsi mücade-leye yönelmistir.
Yönelmistir çünkü, ''egemen sinif eskisi gibi yönetemiyor. Halk eskisi gibi. yasamak istemiyor. Ve de yüksek bir mücadele düzeyi vardir. Artik her yaptigini, herseyi göze alarak yapiyor... Türkiye'de devrimci durum vardir; Gazi türü olaylar süregen bir çizgi haline gelmektedir.'' (R. Yürükoglu, isçinin Sesi s.443)
Yalancinin mumu yatsiya kadar mi yanar?
Hayir. Mafya adina söyledigi yalanlarla Tansu ve seriat adina söyledigi yalanlarla Erbakan'in üç ay boyunca yaktiklari mumlarin, kendilerini eritinceye kadar sürecegi açik gözüküyor. Kaddafi rüzgarina sarilan muhalefet partileri, bir Gensoru üfürügü ile söndüreceklerini sandilar. Olmadi ve istikrarsiz içinde kivrananlar, halka, ''bakin, hükümetimiz saglamdir, yönetebiliyoruz'' mesaji vermeye çalistilar.
Neymis? Kaddafi "Kürtleri eziyor, öldürüyorsunuz. Kürt halki kaderini kendisi tayin etmelidir" demis. Yalan mi? Bunlari Kaddafi daha önce de söylememis miydi? Bir gurup devlet adami bu gezinin iyi olmayacagini söyledigi halde, Erbakan'in gitmesi irade birliginden yoksun olduklarinin açik kanitindan baska birsey degildir. ''Kaddafi'in, 70 yillik Türkiye Cumhuriyeti devletini islamiyetten uzaklasmis ve yok sayan tavri karsisinda; neden Erbakan sustu ve Libya'yi terketmedi?'' Niçin karsilik versin ve neden Libya'yi terketsin? Erbakan islamiyet konusunda Kaddafi'den farkli mi düsünüyor ki? Üstelik Erbakan orada T.C. basbakani olarak degil, Kaddafi'nin kurmus oldugu "Uluslarasi islam Halk Komutanligi"nin bir üyesi olarak karsilanmistir. T.C. Parlamentosu, Kaddafi'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret ettigini kabul ediyorduysa, Libya ile iliskiyi kesmeli ve devleti Kaddafi'nin karsisinda küçük düsüren Basbakani ve hükümetini görevden almaliydi. Alamazdi, bütün hakaretleri de sineye çekerdi ve çekmistir. Çünkü burjuvazinin disa açilmis sermayesinin korunmasi ve kazanç saglanmasi sözkonusudur.
ABD emperyalizminin uyguladigi politikalar (Libya özelinde amargo) disinda Türkiye'nin siyaset koymasi, tekelci sermayenin isine yaramadigi için bu kadar yaygara koparildi. Erbakan ise, bu gezileri ile ne kadar 'muzaffer Romali komutan'' havasiyla dolassa, yararli çikmadigini görüyor. Bu gezilerin, neticesinde, müslüman ülkelerden yaratacagi para kaynaklari, yapacagi anlasmalarla, burjuvaziyi rahatlatacagi yönünde verdigi güvenceler bosa çikti. Hem tekelci burjuvaziye yaranamadi, hem de halkin karsisinda daha zayif ko-numa düstü.
Varligi ile yoklugu anlasilamiyan, laik olduklarini söyleyen orta sag ve orta sol muhalefet partileri, Libya gezisi ile büyük koz yakaladiklarini düsündüler. Düsürmeyi beceremeyince, hedefleri bütçe oylamasina kaldi. Ama Erbakan son Refah kongresinde sistemin merkez sagda -DYP'yi erittigini de söyleyerek- en büyük partisi oldugunu ilan etmedi mi? Yüce divandan kurtardigi Çiller'le seçim isbirligine gidebiliriz, diye yerini saglamlastirmaya çalisiyor. Tansu Çiller'in Din Surasi Toplantisina katilisi ve oradaki konusmasinda: "Siyaset dinin hizmetindedir" demesi bosuna degil. Kendisini seriatin hizmetine verdigini duyurduguna göre, Refah'in tabanina sirin görünme ve Mücahit Tansu imajini iyice pekistirmeyi amaçlamistir.
Sorunlari büyüyor
Seriatçi-mafya karmasi hükümetin 1997-Denk Bütçe mavali, ortak yalanciligin son büyük asamasi. Erbakan, IMF heyetinin ülkede bulundugu bir sirada; 1997 yili bütçesinin, 50 yildan beri ilk kez denk devlet bütçesi olarak TBMM'ye sunulacagi müjdesi verdi. Heyet "buna sadece gülünür" dedi. Solculuktan hiç hazetmedigi için bu hükümete hosgörüyle bakmaya hazir oldugunu yazan Ege Cansen bile Hürriyet'teki kösesinde sunlari söylü-yor: "Gelir gider kavramlari ile ödeme ve tahsilat ayri seylerdir. Varlik satip parasini tahsil etmek veya tahvil satip ödünç para toplamak gelir yaratmak degildir. Borç ödemek de gider degildir. Nakit dengesiyle, gelir-gider dengesi ayri seylerdir...Yüklü bir özellestirme beklentisini 'tahsilat' degil de 'gelir' diye sunup, 'iste yillarca yapilamiyani yaptik, bütçeyi denkledik' demek ayiptir." 6,2 katrilyonluk bütçenin, %40'i demek olan ortalama 2,4 katrilyonluk açigi vardir.
Seriatçi-mafya karmasi hükümet onca hirsizlik ve düzenbazligina ragmen, posasi çikmadigindan, ''allahtan bize, bizden size'' teraneleri ile halki daha fazla oyalayabileceginden degil, alternatif çikaramadiklarindan bir süre daha ''isbasindadir''. Bununla idare etme açmazinda olduklarini çok iyi görüyorlar. Refahyol, Türkiye burjuvazisinin birlikte hareket iradesinden yoksunlugunun en açik ifadesidir. Bir alternatif yaratabildiklerini düsündükleri noktada bu hükümet kenara çekilecektir. Ama deneyimli Türkiye isçi ve emekçi halki bu sansi onlara vermeyecektir.
Önümüzdeki günler, burjuvazinin kendi içindeki kesimsel çikar kavgalari daha da artacaktir.
Umut Gazioglu