DEVRIMCI DURUM VE

GÖREVLERIMIZ

R.Yürükoglu

Devrimci durumda can alici görev, yigin çikislarini beklemek degil, hosnutsuzlugun en ufak belirtisine bile içten destek vererek yigin çikislarini gelistirmektir.

Devrimci durum, kendiliginden yigin hareketliligi

çok yüksek olmasa bile, devrimci propaganda-ajitasyon

ve eylem yaparak, yiginlari devrimci mücadele içinde

egitmeye elverisli bir ortamdir.

Bu yazi, konuyla ilgili önemli eklemeler tasimasina karsin, isçinin Sesi'nin 443. sayisinda yayinlanan, "Türkiye Yol Ayrimina Yaklasiyor" adli yazimin büyük ölçüde bir yinelenmesi olacaktir. Konunun önemi ve bazi formü-lasyonlarin yoldasla-

rimizin bilinçlerinde yer etmesi açisindan böyle bir uygulamanin yararli olacagini düsündük.

Lenin, bir ülkede devrimci durumun varligini gösteren 3 belirti saymistir:

1) Ezilen siniflarin, sikinti ve çilelerinin "olagan"in üstüne çikmasi sonucu, artik eskisi gibi yasamak istememeleri,

2) Egemen sinif içinde su ya da bu biçimde kendini gösteren bir bunalimin varligi, yönetici sinifin siyasetinde bunalim,

3) Üstteki iki nedenden dolayi, olagan zamanlarda çilesine sessizce katlanan yiginlarin eyleminde göze batar bir yükselmenin ortaya çikmasi. (cilt 21, ss. 213-17)

Bu göstergeler açisindan bakildiginda bugün Türkiye'de devrimci durum vardir. Halkimizin çektigi sikinti ve çileler son derece agirlasmistir. issizlik resmi verilere göre 7,5 milyon, gayri resmi verilere göre 15 milyondur. Yilda % 4,5'luk bir kalkinma hiziyla ancak 300.000 kisiye yeni is yaratilabilmekte, oysa her yil isgücüne 1,5 milyon kisi katilmaktadir. Dünya pazarinda ucuz isgücü avantajinin ortadan kalktigi tekstil, otomotiv gibi dallarda isverenin rekabet edebilmek için isgücü tasarruf eden teknolojileri getirmekte oldugu da hesaba katilirsa, issizligin yilda ortalama 2 milyon kadar artacagi söylenebilir. issizlik, pahalilik, açlik, bu üç canavarin besledigi toplumsal zeminde emekçi yiginlarin yikimi hizlanmistir. Ve halkimiz, eskisi gibi yasamak istemedigini her firsatta ortaya koymaktadir. Egemen sinif da eskisi gibi yönetememektedir, Cumhuriyet kurul-dugundan beri yasadigi en derin krizin içindedir. Bu iki öge, Türkiye'de yüksek bir mücadele düzeyi yaratmaktadir.

Son birbuçuk yildir devrimci durum olgunlasiyor diyorduk, bugün devrimci durum var diyoruz. Ne degisti? O zamanlardan bu yana ne oldu da devrimci durum diyoruz? Böyle bir soru yanlis olur. Devrimci durum, trenin istasyona gelmesi, çalar saatin çalmasi, tiyatroda perdenin açilmasi gibi birsey degildir. Bir toplumsal olusumdur, bir süreç, bir olgunlasma, bir gidistir. Bu nedenle, hele içinde yasarken, basladigi noktaya belli bir gün, belli bir saat vermenin olanagi yoktur. Bugünkü devrimci durum ne zaman basladi? Belki Gazi olaylari ile basladi, (ama onun da öncesi var: isçiler yürüdü, hükümeti devirdi), belki 1 Mayis ile basladi. Ama bir süreç giderek olgunlasti ve sanli Ölüm Oruçlari Zaferi'ne baglandi. Tabii ki alt asamalarinda bir devrimci durumdur, daha ülke çapinda krize çok zaman vardir. Ancak, bir devrimci durum yasanmaktadir. Türkiye'de yasananlar olagan degildir.

Türkiye'de mücadelenin egrisine baktigimizda görülüyor ki, halkin tepkisi yüksek bir noktada kendisini disa vuruyor, sonra bir gerileme oluyor. Bu inis-çikislar dogaldir. Belli uzlasmalar, belli nefes almalar, belli durulma dönemleri bu genel egri içinde yasanacaktir. Tüm devrim önceleri kardiyografi gibidir. Yükselis, inis binlercesiyle. Daha yakindan bakilirsa belki onbinlerce, semtler düzeyinde bakilsa belki yüzbinlerce inis-çikis görülebilir. ileri gidiyor, geri geliyor. Bu git-gellerin her biri, emekçi yiginlarla egemen sinifin birbirini yoklamasi anlamini tasiyor. Ancak, tüm bu inis-çikislar içinde egri yükseliyor mu, asagiya mi iniyor? Kendi içindeki inis-çikislari ile Türkiye'de egri yükseliyor ve bu yükseklik giderek süregenlesiyor. Bugün bize "Türkiye'de devrimci durum vardir" dedirten, Gazi türü olaylarin süregen bir çizgi haline gelmesidir.

"Egemen sinif eskisi gibi yönetemiyor" demek için daha neyi bekleyecegiz? Cumhuriyet kuruldugundan beri yasanan en derin krizin içindeyiz. Su burjuva partilerinin durumuna bir bakin! Devlet ve egemen sinif ses düzenini giderek yitiriyor. irade ayrismasi var, burjuvazi sistemin çikarlarinin bütünlügü içinde karar alamiyor.Devlet aygitinda küçük küçük felçler var, devlet bir bütün olarak davranamiyor. Yönetememe krizi denen sey budur.

Sunu da eklemek gerekir: Burjuvazinin ideolojik bütünlügü de parçalanmistir: islamci ideoloji, burjuvazi içindeki çeliski ve ayrismalara bir de ideolojik boyut eklemistir.

Halkin eskisi gibi yasamak istemedigi de çok açiktir. Artik her yaptigini, herseyi göze alarak yapiyor. Eylemleri de imza toplama vb degil, semti isgal etme, barikatlar kurma... Tabii bu daha ilerleyecek, daha gelisecektir.

Açlik grevlerinin yarattigi basinci herhalde herkes dogru degerlendirmistir. "Teröristler" kendilerini öldürüyorlar diye Türkiye gibi bir ülkenin acimasiz burjuvazisi geri adim atmaz. Bu igrenç Sevket Kazan ilkin hiç umursamadi, sonra kuyrugunu bacaklarinin arasina aldi uzlasma yapti, sonra da "devlet uzlasmaz" dedi. Nasil uzlasmadi, el yazisi ile metin imzalandi. Bunu yaptiran nedir? Bunu yaptiran Avrupa'nin "demokrasi baskisi" degildir. Toplumda çok büyük bir basinç çikti. Devrimci hareketimiz geçmiste de açlik grevleri yapmisti. Gericilik döneminde, duragan dönemlerde yapilan açlik grevleri gazetelerde su kadarcik yer tuttu mu? Simdi böyle olmadi. Bu nesnel bir durum. Bu ortam baska türlü yorumlanirsa, 1978'lerde biz devrimci durum var derken, partimizin mensevik kanadinin bize, "devrimci durum degil, örgütlü harekettir" dedigi duruma düsülür. Sevket Kazan da ayni seyi söylüyor: "Bayrampasa'da karar veriliyor, 11 cezaevinde açlik grevi yapiliyor" diyor. Açlik grevi örgütlü karardir, dogru, ama yarattigi o büyük basinç nereden geliyor? O yoktu dün. Ortami yoksa bu basinci hiçbir örgüt yaratamaz.

Türkiye'de devrimci durumun varligini degerlendirirken, Kürt halkinin uzun yillardir yürüttügü çetin mücadeleyi de dikkatle hesaba katmak gerekir. Kürt halki devrimci durum degil, iç savas yasiyor. Gerici Türk devletine karsi sürdügü ölüm-kalim kavgasi, ekonomik, toplumsal ve siyasal sonuçlariyla devletin iflasini hazirlayan, Türkiye'de devrimci durumu getiren en önemli etmenlerden birisidir.

Bu devrimci durum bir öncesinden daha siddetli, daha derin geliyor diyorduk. Gerçekten de öyle, bu devrimci durum henüz çok alt asamalarinda ama bu haliyle bile bir öncesinden daha siddetli. Türkiye'nin gittigi yön çok belirginlesti artik. Siddet toplumsal yasamin her yaninda. Bu siddete karsi ne yapacaksin? Mücadele edeceksen, bu siddete karsi birsey koymak zorundasin. isçi sinifinin ve emekçi halkin devrimci siddetini koymak zorundasin.

Bu durumun, tarihsel-toplumsal-ekonomik olarak getirdigi büyük açmazlar var. O açmazlari tartismak bize nasip olur mu bilemiyorum, ama bu tarihsel-toplumsal-ekonomik bir açmazdir, biz olmasak bizden sonrakiler tartismak durumunda olacaklardir. Türkiye'nin kosullarindan gelen net bir olgu var, siddet yoluyla devrim disinda bir olasilik yoktur. Öte yanda, Türkiye'nin ekonomik gelismesi o noktadaki, isçi sinifi iktidara gelsin, burjuvazinin çesitli çevreleri ile uzlasmadan, düzgün bir reform dönemi yasatmasinin bile olanagi olmayacaktir. Açmaz suradadir: Kan dökülmesi kaçinilmaz bir mücadele yürütmek zorunda birakiliyorsun ama iktidara geldiginde çökerttigin kesimlerle su ya da bu düzeyde bir uzlasma saglamadan ekonomiyi yürütüp gelistiremeyeceksin. Bu açmazi, sosyalizme yürüme görevini yüklenenler tartisacaklardir. Açmaz asilmaz degildir, asilmasinin yollari vardir ama bu yollari saptayip uygulayabilmek, devrimci hareketimizin o gün erisecegi olgunlukla baglidir.

isçi sinifi basi çekiyor

Türkiye'de yüksek bir mücadele düzeyi var. Karsilikli siddet kullanilan, ülkeyi ayaga kaldiran yigin mücadeleleri var. Ama degisik bir durum da var. Yogun grev hareketleri yok. Bu devrimci duruma bir grev dalgasi eslik etmiyor.

Mücadele neden isyerlerinde yogunlasmiyor? Bu durumu açiklamak için üç neden sayilabilir:

1) Bugün Türkiye'de grev mücadelesinin yeterli yayginlikta olmayisinin en önemli nedeni, müthis bir issizlikle beraber olmasidir. Korkunç bir issizlik, korkunç bir hayat pahaliligi, açlik var. O zaman fabrikasinda susuyor adam, öfkesini, hincini semtinde çikariyor.

2) Sendikalara da güveni yok, sendika yönetimlerinin çogunlugunun düzenden yana oldugunu görüyor. O zaman kime güvensin de greve çiksin? isyerlerinde, sendikalar disinda varolan baska bir örgütlenme de yok.

3) Bir de artik eski yumusak yöntemler geçmiyor. Ne yapacaksan, çocugunun mezarina çiçek koymak istesen, polisten dayak yemeyi göze almadan sokaga çikamiyorsun. Ne yapacaksan siddeti göze alacaksin. Yarin görecegimiz grevler de alisilmis grevler gibi olmayacaktir.

Devrimci durumun bir grev dalgasi esliginde gelmemesi, bazi devrimci kesimlerin, isçi sinifinin bu olusumdaki rolünü küçümsemesine neden oluyor. Oysa bu en büyük yanilgi olur. Bu gençlik kimdir? Yoktan mi varolmus? Anasi yok, babasi yok, sinifi yok mu? Bugün eylemlerde gençligin büyük bir yigin olarak yer aldigi dogrudur ama bu gençlik ezici çogunluguyla emekçi gençliktir. Halk siniflarinin çocuklaridir. Yani isçi sinifinin çocuklari, anasi ile, babasi ile mücadele ediyor. Zaten yani basinda da anasini, babasini görüyoruz.

"Varoslar" deniyor, varoslar kimlerdir? isçi sinifi kime denir? Bugün 30 milyonluk kitlesiyle isçi sinifi ülkenin en büyük sinifidir. Varoslarda yasayan halk, ezici çogunluguyla isçilerdir. Ve "memur" statüsü içinde tutulan ama memur degil isçi olanlardir. Bir de, daha az sayida olmak üzere proleterlesme süreci içindeki küçük esnaflardir. Demek ki, bugün de mücadele eden isçi sinifidir, basi çeken isçi sinifidir.

Bu devrimci durumun özelligi budur: Grevlerle gelmedi. Daha siddetli hareketlerle ve isyerlerinin disinda, ama yine isçi sinifiyla geldi.

Fasizm tehlikesi de artiyor

Devrimci durum ortami fasizm tehlikesini de yeniden öne getiriyor. Türkiye'nin degismez ikilemi olan "devrim/karsi devrim ikilemi" yeniden güncellesiyor. (Bu kez fasizmin gelis biçiminin 3 olasiligi var: Ordu eliyle,

fasist parti eliyle ya da islamci siyasal ideoloji eliyle gelebilir.) Bu seriatçi-mafya karmasi hükümetin olduysa bir yarari olmustur: Devrimci hareketin bazi kesim-lerinde, "islamcilar da bu düzene karsi mücadele ediyorlar" yollu bir sempati var idiyse, onu yok edecektir. Seriatçinin bu emperyalist-güdümlü kapitalist düzenle bir sorunu yoktur. Tersine, halkimizin 1000 yillik azili düsmani simdi kapitalist olarak karsimiza geliyor. Seriatçi güçler, yaklasan fasizmin de en olasi uygulayicilaridir.

"Devrimci Durum her alanda yenilik ister"

Yigin hareketliligi ve ülke çapinda kriz

Lenin, devrimci durumun yazimizin basina aldigimiz klasik tanimini verdikten sonra iki nokta üzerinde daha durdu:

1) Tanimin 3. maddesi olan "yiginlarin hareketliligi" konusunun nasil anlasilmasi gerektigi,

2) Ülke çapinda kriz.

1) Devrimci durum, devrim durumu degildir, yigin hareketliligi ancak bir önceki döneme oranla yükselmistir. Yigin hareketliligi devrimci durumun nesnel bir göstergesidir ama kendisi de öznel kosullarla siki sikiya baglidir. Bu demektir ki, devrimci durumda da, yiginlar, devrimci bir öncüden yoksun iseler, daginik ve aciz kalabilirler. (c.21, s.257-58)

Bu nedenle devrimci durumda can alici görev, yigin çikislarini beklemek degil, hosnutsuzlugun en ufak belirtisine bile içten destek vererek yigin çikislarini gelistirmektir. (c.23, s.211-12; c.21, s.398-99) Yani devrimci durum, kendiliginden yigin hareketliligi çok yüksek olmasa bile, devrimci propaganda-ajitasyon ve eylem yaparak, yiginlari devrimci mücadele içinde egitmeye elverisli bir ortamdir, o kadar.

2) Bu süreç içinde öznel öge de gelisir ve ülke çapinda krize varilir. Ülke çapinda kriz, geliskin bir öznel ögeyi içinde barindiran olgunlasmis devrimci durumdur. Devrim, eylem olarak ancak bu asamada gündeme gelir. Lenin bu gerçegi vurgulamak için "Sol Komünizm"de devrimin temel yasasini tanimlar: "Ulus çapinda bunalim olmadan devrim olanaksizdir." (c.31, s.85)

Bu üç kosulun (yiginlar eskisi gibi yönetilmek istemiyor, egemen sinif eskisi gibi yönetemiyor, ve yüksek bir yigin bir hareketliligi) içine güçlü bir örgütlenmeyi koydugunuz zaman devrimci durum bir üst düzeye çikmis olur ki, ona ülke çapinda kriz denir. Devrimci durumun üst asamadir. Artik devrim ya da karsi devrimin birinin ötekini yok edecegi noktadir.

Ayni fikri Lenin daha 1914'de dile getirmistir:

"(...) Her devrimci durum devrime yol açmaz. Devrim ancak üstte degindigimiz nesnel degisimlere (devrimci durumun üç belirtisinden söz ediyor - RY) öznel bir degisikligin, yani, devrimci sinifin, hiçbir zaman, hatta bunalim döneminde bile yere çalinmazsa 'düsmeyen' eski hükümeti kirip atacak (ya da yerinden firlatacak) güçte devrimci yigin eylemi koyma yeteneginin eslik ettigi bir durumdan çikar." (c.21, s.214)

iste devrimci durumda komünistlerin görevi bu öznel ögeyi hazirlamaktir. Bu görevi Lenin söyle anlatiyor:

"Devrimci durumun varligini yiginlara duyurmak, açinimini ve derinligini açiklamak, bilincini, devrimci kararliligini yükseltmek, devrimci eyleme geçmesine yardim etmek ve bu amaçla devrimci durumun gereklerine uygun örgütler kurmak tüm sosyalistlerin tartisilmaz ödevidir." (21, 216-17) (abç.)

Bugün, devrimci durumu gelistirmek için, ülke çapinda krize yükseltebilmek için, ve bu süreçte de devrimci güçleri avantajli bir konuma getirebilmek için neler yapilabilir bunu düsünmek gerekir. "Daha çok savasçi, daha çok yigin", bu çok dogru.

Devrimci Durum ve TKP

1. Devrimin propagandasi.

Türkiye'de devrimci durum varsa, bir çagri yapmamiz gerekiyor, devrim çagrisi. Bir süredir yazdiklarimiz, yapmaya çalistiklarimiz devrimci durumun istedigi propaganda dogrultusundadir. Örnegin 'isçiler silahlanin devrime hazirlanin' diyoruz. Simdi daha da vurgulayacagiz. Silahli halk ayaklanmasinin propagandasini yapacagiz. Ama bu henüz eylem anlaminda degil, propaganda anlamindadir. Eylem anlamina geçmesi, nesnel kosullarla öznel ögenin birlestigi durumda, ülke çapinda kriz asamasinda söz konusu olacaktir.

2. Fiziksel gücü olusturma.

Devrimci durum devrimin propagandasi asamasidir, devrimin pratik asamasi degildir ama fiziksel gücü olusturma asamasidir. Çünkü egemen sinif ne denli derin yönetim krizi içinde olursa olsun, emekçi halk örgütlenip vurmazsa yikilmaz. Geçmis onyillardaki krizlerini astigi gibi bu krizini de asar. Bu nedenle, bugün, vurup devirecek gücü yaratma günüdür.

Asip asamamasi yiginlarin mücadelesine bakar.

Bugünden silahli güç hazirlanmazsa, yarin hiçbir sey yapilamaz. Vurup devirecek güç devrimci durum içinde hazirlanmazsa, burjuvazi yerinden kalkmaz. Silahli güç de, kapi arkasinda, kenarda kösede hazirlanmaz, eylemin içinde, sokakta hazirlanir. Bu alanda hazirligi bizden çok ileride olan örgütler var. Onlardan da ögreniyoruz, ögrenecegiz. Amerika'yi yeniden kesfe gerek yok. Partinin gelismesi de bu süreç içinde olacaktir.

Devrimci durumun istedigi yeni tutumlar bizim son 1,5 yildir gelistirmeye çalistigimiz tutumlardan farkli degildir. Yalniz, bunlarin altinin daha fazla çizilmesini ister, bu tutumlarin örgütümüzü belirlemesini ister.

3. Ortama uygun eylem:

Buna yiginsallasmanin birinci büyük anahtari olarak yaklasmaliyiz. Semtlerde bu tür eylemleri arttirmaliyiz. Partinin adi öne çiksin diye degil, kadro eylemde yetisecegi için. Adimiz duyulsun diye degil, görevlerin üstesinden gelebilecek bir kadro yaratmak için. iki kisi de iyi düsünerek çok güçlü bir örgüt imaji yaratabilir. Bu blöftür. Bize blöf gerekli degil. Bize bugün görevleri üstlenebilecek örgüt gerekli.

4. Fabrikalarda örgütlenme

Fabrikalardaki isçi direnisi öyle gözüküyor ki, en illegal çalisma alanlarindan biri olacak. isçi sinifimiz tecrübeli, çok yenilgi gördü, tam hazir olmadan üretim durmayacak.

Yapmamiz gereken, bu nesnel durumun, devrimci durumun adini koyduktan sonra, öznel etmenin rolünün arttiginin altini çizmek ve ona uygun davranmaktir. Bu dönemde öznel etmenin rolü artiyor. Fabrikalarda örgütlenme yogunlastirilirsa oralarda da devrimci durumun yansimalarini bulacagiz. Fabrikalar devrimci durumu yasamiyor mu, o da Türkiye'nin içinde, o da devrimci durumun içinde. Ama sendikaya güvenmiyor, fabrikada dogru dürüst çalisma yapan örgüt yok. Mahallelerde örgütler var, hadi dendiginde millet çikiyor. Ama fabrikalarda isçinin güvenebilecegi bir örgütlenme yok. Fabrikalarda örgütlenme çalismamizi yogunlastirmamiz son derece önem kazaniyor.

5. Yigin örgütlerinde partili çalisma:

Bu örgütlere yiginsallasmanin ikinci büyük anahtari olarak yaklasmaliyiz. Partili kazanma / parti örgütü kurma. Dernekleri mesru (legal demiyorum) hedefler çevresinde sokaga çikarma. Daha kizil içerik ama yigin çizgisi içinde. Ve hiçbir eylemi küçümsemeden.

6. Parti içinde yeni tutum.

Sevindirici bir durum var, üye sayimiz artiyor. Yeni partililere hiç korkmadan yetki ve sorumluluk verecegiz.

Tüm, ama tüm yönetim kadrolarini gençlestirecegiz. Yarin gögüs gögüse çarpisacak ve partiyi devralacak olan onlardir.

Önemle vurgulayarak söylüyorum, her düzeyde karar korkakligina son verecegiz. Bugünün dünden farki duraganliga, Oblomofçuluga, bürokratliga düsman olmasidir. Her görüsme, her toplanti yeni bir karar, yeni bir adim getirmelidir. Karar almaktan ve uygulamaktan korkmayacagiz. Yanlis çikarsa degistiririz.

7. Devrimci harekette irade birligi için çalismak.

Ortam kizisiyor, devrimci durum derinlesiyor. Gericiligin örgütlü güçleri, kadrolasmasi, finansmani bizden çok ileride, bizim de her alanda potansiyelimiz çok büyük. Ama devrimci hareket çok daginik. Birlikte davranamiyor, birlikte vuramiyor. Önümüzdeki dönemde çok yogunlasacak olan saldiriyi geriye sürebilmek için, tehditleri ve tehlikeleri zaferlere dönüstürebilmek için, devrimin basarisi için Türkiye devrimci hareketinde bir merkezi irade yaratma zorunlulugu vardir.

Oysa, devrimci harekette genis bir çevre böyle bir güç ve eylem birligine, cephelesmeye yanasmiyor. Bunlarin bir bölümü, asil olarak "erime korkusu" ile, sözde kabul eder gözüküyor ama çesitli bahanelerle yan çiziyor. Bir bölümü de, Marksizmi yeterince içermemenin getirdigi derin bir dogmatiklik içinde, cephelesme, güçbirligi yapma fikrini reddediyor. Gerekçeler muhtelif! Kimisi proletarya hegemonyasi olmadan cephe olmaz diyor, kimisi cepheler kurtarilmis topraklarda kurulur diyor, kimisi devrim aninda kurulmali diyor, kimisi tabanda degil tepede kurulmali diyor. Kimisi de, hepten "cephe fikri Marksizm-Leninizme ters bir oportünizmdir" diyor.

Oysa bilinmelidir ki, her basarili devrim, emekçi sinif ve katmanlar arasinda basarili ittifaklar üzerine kurulmustur. Her basarili devrim, basarili bir cephelesmedir. Bunlar bazan tek bir partinin çekip götürmesiyle olmus, bazan toplumsal güçlerin siyasal temsilcileri arasindaki birliklerle olmustur. Ama tarihte her bir basarili devrimin karsisinda 20 tane de basarisiz devrim denemesi sayilabilir. Basarisizligin temel nedeni de ittifaklardaki, cephelesmedeki basarisizliktir.

Türkiye bir yol agzindadir. Günün en devrimci bir görevi, devrimci hareketin irade ve eylem birligini saglamaktir. Geçersiz gerekçelerle buna karsi çikanlari ya da yeni baslamakta olan birlikleri bozanlari tarih affetmeyecektir.

Türkiye devrimci ve halk hareketinde irade merkezilesmesini yaratmada izlenmesi gereken yol, Demokratik Muhalefet Meclisleri ve Halk Meclisleri'ni yasama geçirmektir. Bunun için de, semtlerde ve bölgelerde halki bunaltan sorunlari yakalayarak, ülke düzeyinde de yakici tekil sorunlar çevresinde Meclisler'in bir an önce kurulabilmesi için ter akitmaliyiz

.