Gülen Erdilek
Afganistan'da Taliban Hareketi'nin Kabil'e girerek yönetime el koymasi Türkiye'de laiklik yanlilarini epey korkuttu. ''Acaba, Türkiye'nin de gelecegi böyle mi olacak?'' endi(ogonek)esine kapildilar. Pakistan temelli Taliban Hareketinin, insanlari iskence ettikten sonra elektrik diregine asip günlerce orada bekletmesini, kadinlarin sosyal yasantidan çekilmesi için getirdikleri yasaklari, 'suçlu' diye nitelediklerinin etlerinin parça parça hayvanlara atilmasini Türkiye hayretle izledi.
Afganistan'da olanlar üzerine yogunlasmadan önce birsey daha belirtmek istiyoruz: Bugün Refah'in ya da daha radikal seriatçi kesimlerin ((dot)BDA-C gibi), daha açik ortaya çikamamalarinin tek nedeni, Türkiye halkinin devrimci mücadelesidir. Halkimiz sokaktadir, barikat savaslarindadir. Türkiye halkinin laik gelenegi kavgaya sahip çiktikça, Türkiye'nin bir Cezayir, bir Afganistan olmasi hayaldir.
Monarsiye karsi isyan
Afganistan'da 23 yildir sinir devletlerinin din maskesi altinda sürdürdükleri egemenlik savaslari sonucunda Afganistan bir çok darbelere ve isyanlara sahne olmustur. Ama sorunun özü hiç degismemistir.
Afganistan'da sinif savasimi dünya haklari açisindan derslerle doludur. 1996 dünyasinda bu tür olaylarin olmasinin elbette ki bir nedeni vardir. Bugünü daha iyi anlamak ve daha iyi ders çikarmak için Afganistan'da geçen bu 'savaslar' dönemini iyi degerlendirmek gerekiyor.
Afganistan, çok eski, köklü tarihi olan ve feodalizmin en uzun süre direndigi ülkelerden biridir.
Afganistan feodal bir emirlik iken, 1838'de ilk kez (dot)ngilizler tarafindan isgal edildi. Afgan halki bu isgali kirdi. Ancak gerek Çarlik Rusyasi, gerekse Hindistan'a karsi Afganistan, (dot)ngiliz emperyalizmi için önemli bir konumdaydi. Bu nedenle (dot)nglizler 1878-1880 arasinda ülkeyi yeniden isgal ettiler. Halk bu isgale karsi da direndi. Ne var ki, Emir Yakup Han'in isgalcilerle imzaladigi anlasma sonucunda ülke bir (dot)ngiliz sömürgesine dönüstü ve 40 yil böyle kaldi.
1919'da Genç Türkler'e benzer Afgan Kardesligi adli örgütün önderliginde bagimsizlik saglandi. Basa gelen Emir Amannullah'in tepeden, burjuva demokratik reformlari feodalleri kizdiriyordu. Gericiler çok geçmedi, (dot)ngiliz emperyalizminin destegi ile 1929'da ayaklandilar, Nadir ailesinin önderliginde yönetimi ele aldilar.
Öte yanda, yesermeye baslayan kapita-lizm, feodallerin ''gönülden istememelerine ragmen'' büyüyordu. Bunun yaninda, ögrenci hareketlerinin yogunlasmasi, çesitli eylemlerin artmasi kralligin reformlar yapmasini zorunlu kildi.
Yiginlardaki hareketlilik 1965 yilindan sonra siçrama göstermeye basladi. Artik halk eskisi gibi yasamak istemiyor, monarsi ise yönetmekte zorlaniyordu. 1973 yilina kadar bu kazan böyle kaynadi. Kapitalizmin önünü daha iyi açmak isteyen Kral Zahir Sah'in kuzeni Muhammed Davut, çesitli vaadlerle halkin hosnutsuzlugundan yararlanip, önderlige soyundu. Monarsi kaldirildi, cumhuriyete geçildi. Askeri darbe ile basa gelen Davut, halkin gönlünü kazanmak için çesitli vaadlerde bulundu. Hatta sosyalizmi bile vaadetti!
1978 Nisan devrimi-1979 darbesi
Zaman geçtikçe, halk Davut'un vaadlerinin sözden öte olmadigini görmeye basladi. Toplumda huzursuzluk, yigin eylemleri artarak 1978'e gelindi. Nisan 1978'de Afganistan Demokratik Halk Partisi'nin alti yöneticisi tutuklandi. Bu tutuklananlardan Amin'in direktifiyle 27 Nisan'da halk ayaklanmasi basladi. Ordu zaten parçalanmis, çogunlugu ülkenin geleceginden yana tavir koymustu. Devrimci Konsey Baskanligi kuruldu. ADHP'nin baskani Terraki cumhurbaskani oldu. Halkin asil önderi olan, devrimin gerçeklestirilmesini saglayan Amin'e devlet bakani ve disisleri bakani görevi verildi. Babrak Karmal ise devlet bakani ve cumhurbaskani yardimcisi oldu.
Partinin birligi yaftasi altinda Terraki, oportünistligi uzun süredir belgelenmis olan Babrak Karmal ile partinin devrimci kanadini temsil eden Amin arasinda tam bir uzlasici olarak davranarak, oportünist kanadin gelismesine yardim etti.
1978 Nisan devriminin gerçek lideri Amin, Terraki'nin 1979'da ölümünden sonra yönetime geldi. Amin'in de bir çok hatalari, hatta oportünist kanatla kavgayi koparmadigi noktalar vardi ama durdugu genel hat devrimci idi. Bunu bilen Babrak Karmal, daha üzerinden yil geçmeden, Aralik 1979'da Kizil Ordu'nun da destegiyle darbe yaparak iktidari aldi. Amin ve 97 yoldasi öldürülerek dünya komünist hareketine kara bir leke eklendi.
Bu gelismeleri (dot)sçinin Sesi Yayinlari'ndan çikan Afganistan Devrimi kitabimizda detaylica incelemistik. Ve o yillarda Afganistan'daki devrimci gelismeyi bizden baska kimse savunmamisti. Ondan sonra gelisen 1979 darbesi üzerinde konu yogunlasmis, oportünist kanat 'devrim' diye çigliklarini yükseltirken, öteki taraftan 'darbe' sesleri yükselmisti. Ama bu gelismenin altinda yatan Amin ve yoldaslari kimsenin dikkatini çekmemisti!
Bu arada bir parantez açalim. Sovyetler Birligi'nin basini çektigi saga kaymis dünya komünist hareketi genel olarak, devrimci bir çikis gördügü zaman, daha dallanip, çiçek açmadan onu katletmekle sorunlarin çözümlenecegini sanmistir. Bu oportünist zihniyet, Sovyetlerde devrimci dönüsümler yapmaya hazirlanan Andropov yoldasi da ölüme yollamistir.
Afganistan'a geri dönersek, 1979 Karmal'in Kizil Ordu desteginde basa gelisi dünya komünist hareketinin oportünist yönetimleri tarafindan ''devrim'in zaferi' olarak degerlendirildi. Böylece gerçek devrime bir kalin çizgi çizilmis oldu. (dot)lerletilmesi gereken devrimci dönüsümler, oportünist ''dönüsümlerle'' çignendi.
1988 Kizil Ordu'nun çikisi: Emperyalizme ve gericilere teslimiyet
Proletarya enternasyonalizminin basasagi uygulanmasindan sonra baslayan süreçte, ülke içinde islami guruplarin yönetimle olan mücadeleleri artmaya basladi. Bu beraberinde Babrak Karmal'in temsil ettigi oportünist yöneticilerin, islami çevrelerle uzlasma, onlarla ortak is yapma yollarini aramasini getirdi. Onlara sus payi vermeye basladikça, devlette dinin rolü artiyor, yöneticilerin her yaptiklari dinsel törenler esliginde, konusmalari ''besmele'' ile basliyordu. Tabii bu dönemde, Sovyetler Birligi'nin gericilerle yapilan ortak çalismaya uygun olarak 'taktik ve askersel' yardimlarinin(!) disinda, ABD, Pakistan, Suudi, (dot)ran ve Misir gibi ülkelerin koyu islami güçlere ekonomik ve askeri yardimlari söz konusu oldu.
Ülkede yürüyen savasin emperyalizmin isine yaradigi, 1988'de Kizil Ordu'nun Afganistan'dan çikmasiyla daha iyi anlasildi. 14 Nisan'da Cenevre'de yapilan anlasma, hem anlasmada yer alan taraflar nedeniyle, hem de içerigi bakimindan Afganistan'in emperyalizme teslim edilisinin örtüsü oldu. Sözde, anlasma sonucunda savas durdurulacak, kimse kimsenin iç islerine karismayacak, BM de bölgede bulunarak buna bekçilik edecekti! (dot)sçinin Sesi'nin Nisan 1988 tarihli sayisinda konuyu söyle degerlendirmistik:
''Bu anlasmanin kendi mantigi içinde bile çeliskileri, pratikte uygulanmayacak, geçerliligi olmayan maddeleri vardir.
''Birincisi, mülteciler ve karsi devrimci-ler Pakistan'da üstlendikleri sürece, Afga-nistan ve Pakistan'in birbirlerinin içislerine
karismamalari mümkün degildir.
''(dot)kincisi, bu anlasma taraflar arasinda ateskes çagrisi yapmamaktadir. Hatta, anlasmanin garantörleri olan Sovyetler Birligi ve Amerika 'pozitif simetri' adi altinda silah yardimlarini sürdüreceklerdir. Bu, savasin devaminin garantörlügüdür.
''Üçüncüsü, Cenevre'de yürütülen görüsmelere, kendilerini ilgilendirdigi halde karsi-devrimciler çagrilmadi. Onlar çagrilsalardi da zaten gitmeyeceklerini açiklamislardir. Ama bu ne biçim anlasma ki, taraflardan birisi çagrilmadi. Karsi-devrimcilere bu anlasmayi geçersiz saymalari için zemin hazirlandi.
''Dördüncüsü, Afganistan'daki içsavasa Sovyetler, Pakistan ve Amerika'nin disinda karisan bazi ülkeler, anlasmaya katilmamislardir. Bunlardan, (dot)ran'da iki milyona yakin mülteci var. (dot)ran, (dot)slam cumhuriyetini savunan karsi-devrim cephesini desteklemektedir.
''Daha da sayilabilir. Bütün bunlarla bagli olarak, ortaya su çikiyor: Kizil Ordu'nun Afganistan'dan çekilmesi için Sovyetler Birligi ile Amerika önceden bir isleyis ve tarih üzerinde anlastilar. Dolayisiyla anlasma da göstermelik oldu. Afganistan'in emperyalizme teslim edilisine örtü olusturdu....
''Bugün merkezi hükümet askeri olarak üstün olabilir ama karsi-devrimciler de 1979'a kiyasla askeri olarak ilerdedir ve Kizil Ordu'nun çekilmesiyle her türlü üstünlük onlara geçecektir. '' ((dot)sçinin Sesi, sayi.352)
1988'de iyice özgürlügüne(!) kavusan, uzlasmaci siyaset izleyen iktidardaki Afganistan Demokratik Halk Partisi (ADHP), eski gerici Afgan krali Zakir Sah'a geçici hükümet kurmasi için çagri bile yapti. Ayni yil yapilan seçimlerde, "ulusal uzlasma" adina adayliklarin %25'i karsi-devrimci (dot)slamci güçlere ayrildi. Ve tam da söyledigimiz gelisme oldu. Emperyalizmin destegi ile islami güçlerin kavgasi hizlandi.
Yeni duruma uygun olarak Afganistan'da oportünistligi ile ün salmis, halkin zerrece sevmedigi Necibullah, Pakistan'da Ziya, emperyalizmin istegi dogrultusunda ''hizaya girdiler.'' 1989 yilinda çesitli islami gu-ruplardan olusturulan Danisma Konseyi'nin baskanligina, ''ilimli'' olarak bilinen Sibgatullah Mucadidi getirilirken, geçici hükümetin baskanligina da ''sertlik'' yanlisi Abdurrab Resul Sayyaf getirildi. 1992 yilinda sertlik yanlisi islami guruplar ayaklanma baslatti, Kabil'i almak istedi. Uzun süre Necibullah ile yönetimi paylasmis olan dinci lider Burhaneddin Rabbani basbakan oldu. Yönetim tamamen dincilerin eline geçince Necibullah ülkeyi terketmek istedi, basaramayinca BM'e sigindi.
1994 yilinda, Pakistan'daki ögrenci hareketi olan Taliban hareketinin temsilcisi Muhammet Ömer Akhund adindaki bir molla Afganistan'da bu örgütü kurdu. Radikal dinciligi, seriati uygulamayi savunan bu hareket, güçlenene kadar asil amaçlarini halktan sürekli sakladi, takiyye yapti. Halkin sikinti duydugu açligi, yoksullugu yoketmeyi vaadlerinde bulundu.
Bu yöntemi ile Taliban Hareketi militan sayisini artirdi, ama artirdikça gerçek yüzleri de görülmeye basladi. 1995 yilinda saldirilarini Kabil sinirina kadar genislettiler ve 27 Eylül 1996'da Kabil'i ele geçirdiler, seriat sisteminin sürdügü islam devletini ilan ettiklerini açikladilar.
Kim daha iyi islamci?
Geri çekilen hükümet güçleri ile Taliban arasinda çatismalar hala sürmektedir. Rusya'nin bile söz geçiremedigi(!) General Dostum, Taliban Hareketinden Kabil'in geri alinmasi için yardimda bulunacagini açikladi. Rabbani güçleri baskente yaklasmaktadir. Simdi islamcilar arasinda ben daha iyiyim, sen daha iyisin kavgasi iktidar düzeyinde devam etmektedir. Emperyalizm ise, Afganistan emperyalist halkada kaldigi sürece kim ne yaparsa yapsin umursamayacagindan, kendi yerinin garantisinden memnun gelismeleri izlemektedir.
Burada üzerinde durulmasi gereken konu, Taliban Hareketinin takiyye yöntemini çok kullanmasi ama iktidari aldigini düsündügü noktada hemen gerçek yüzünü göstermesidir. Aslinda Afganistan gerçeginde bütün dinci guruplarin takiyyeye sarilmalari çok açik görülmektedir. Çünkü yillardir savaslardan bikmis olan halkin tek özlemi, haksiz savaslarin durmasi, barisin gelmesi ve sömürünün kalkmasidir. Açiktir ki, bu duygulara hitap etmeyen hiçbir dinsel kurum, ne olursa olsun güçlenmenin yolunu bulamaz.
(dot)nsan kani ile sinegin kanini esit gören Taliban Hareketi hemen yasaklarina basladi. Kurallarina göre ayip olan seçim bir kalemde kaldirildi, kadinlar sosyal yasantidan uzaklastirildi, eve, çarsaflarin altina 'kapatildi' , bu kurallara uymayanlar ise linç edilmeye baslandi. Agzi içki kokanlar, zina ve hir-sizlik suçlarina katildiklari düsünülenler, mahkeme bile kurulmasina ihtiyaç görülmeden parça parça edilip, hayvanlara yem olarak atilmaya baslandi.
Bugün Taliban Hareketi ülkenin geneline henüz hakim degil. Göreceli bir 'ilimli' islamiyeti savunan Rabbani güçlerinin ülkenin birçok yerinde hakimiyetleri sürüyor. Dolayisiyla islamcilarin kavgalari henüz bitmedi. Üstüne üstlük Misir, (dot)ran gibi ülkelerin (dot)slami güçleri de bu kargasa içinde eylemlerini arttirdilar. ''Kuzey ve güney Afganistan istemiyoruz'' diyen General Dostum'un faaliyetlerini de unutmamak gerekir.
Afgan halki savasini yükseltecektir
Monarsinin yikilmasindan sonra emperya-lizm tarafindan desteklenen islamci güçlerin Afganistan'daki kavgasi, yukari da da belirttigimiz gibi, her zaman takiyye üzerine oturmustur. Ülke halkinda sosyalizme olan genis sempati, açliga, sefalete karsi olan hinç, ve yillardir süren guruplar arasi çatismalara, savaslara karsi tepki hep islamci güçler tarafindan sömürülmüstür.
Afganistan'in bugüne kadarki aci tarihinden, tüm dünya halklarinin yararlanmasi gereken büyük dersler çikmaktadir. Afganistan'da devrimci güçlerin kendi ayaklari üzerinde durarak, kendi ülke somutlarinin gerçegine uygun olarak getirdikleri önerileri ile birlikte Nisan 1978'de ülkeye hakim olmalari ile baslayan devrimci süreç, o zamanki Sovyetler Birligi'nin oportünist çizgisi sonucu tersine döndürülmüstür. Kizil Ordu'nun tepetaklak duran enternasyonalist anlayisi sonucu gerçeklesen 1979 darbesi ile ülkenin devrimci lideri Amin ve 97 yoldasi öldürülerek, devrimci anlayisin kökü kazinmak istenmis ve Afganistan, emperyalizme teslimiyet çizgisinde yönetilmeye baslanmistir. O günden sonra gericilerle artarak yapilan isbirlikleri, onlara verilen ödünler, ülkede onlarin ''at oynatmasini getirmistir''. Kisacasi, bugün cereyan eden olaylarin sorumlusu, eski adlarini bile tasimayacak kadar kapitalist safa geçen, dünya komünist hareketinin basina çöreklenmis oportünist, sosyal demokrat ve emperyalizme teslimiyetçi çizgidir. Afganistan derslerini söyle özetleyebiliriz:
1. Genelinde tüm sömürücü güçlerin, ve de özellikle islamci güçlerin, halka ulasabilmek için ana yöntemleri takiyye yapmaktir. Halkin genel ihtiyaçlarini kullanarak, hatta sosyalizm vaadlerinde bile bulunarak, egemenliklerini kurmaya çalisirlar.
2. Din ve asiret temelli yönetim halklara karsi sömürü ve zulümün kurumlastirilmasindan, emperyalizme teslimiyetten baska birsey getirmez.
3. Islamci güçlerle (hangi kanadi olursa olsun) yapilan herhangi bir ortak çalisma, sömürü düzenine ve onlarin güçlenmesine yardim etmek demektir.
4. Enternasyonalist görev, ülkelerin dev-rimci hareketlerine köstek olmak degil, destek olmaktir. Oralardaki devrimci gelismeleri desteklemektir.
5. Afgan halkinin kurtulusu, emperya-lizme ve yerli, bölgesel isbirlikçilerine, gericilige karsi savastadir. Haksiz savaslara son vermenin tek yolu, sömürücülere karsi halkin hakli savasinin yükseltilmesi, bozgunculara karsi savas bayraginin dalgalandirilmasindadir
Gericilerle artarak
yapilan isbirlikleri, onlara verilen ödünler, ülkede onlarin ''at oynatmasini getirmistir''. Bugün cereyan eden olaylarin sorumlusu, eski adlarini bile
tasimayacak kadar
kapitalist safa geçen, dünya komünist hareketinin basina çöreklenmis olan
sosyal demokrat ve emperyalizme
teslimiyetçi çizgidir.
Simdi islamcilar arasinda
ben daha iyiyim,
sen daha iyisin kavgas´´
iktidar düzeyinde
devam etmektedir. Emperyalizm ise, Afganistan emperyalist halkada kaldigi sürece
kim ne yaparsa yapsin
umursamayacagindan, kendi yerinin garantisinden memnun gelismeleri izlemektedir.
VI. Proleter enternasyonalizmi ve Afganistan'dan çikan dersler
Afganistan devrimi zengin derslerle dolu, aci yönleri olan bir deneydir. Bu dersler öyledir ki, ''Nisan devriminden çikan dersler'' diye, dünya komünist hareketinin dogrudan ilgilendirmeyen maddeler siralamak olanaksizdir.
Simdi bunun çesitli yönlerine bakalim.
1. Dünya komünist hareketi ders almalidir
Afgan devriminden çikarilacak bütün dersler gelip dünya komünist hareketinin bugünkü konumuna dügümleniyor. Bu, Yürükoglu yoldasimizin Sosyalizm Üstün Gelecektir'de söylediklerinin ne denli dogru oldugunu somutta gösteriyor. Dünya komünist hareketinin saga kaymisligi, ideolojik birliginin parçalanmisligi, içi bos bir örgütsel birlik ve bu yaklasimla iç islerine karismama anlayisinin nasil gerçekte karismanin da kötüsüne yol açtigi ...Bunlar hep Afganistan'in dersleriyle dogrulaniyor.
Dünya komünist hareketi, devrimci olmayan çizgiye destek verdi. Bunun karsi-devrime sagladigi avantaja karsilik, devrimci yönetimin Sovyetler'den 14 kez acil asker yardim istegi reddedildi. Askersel yardim için Karmal tipi bir yönetim kosul olarak arandi. Askersel yardim verirken, Kizil Ordu Afganistan'a yardim ederken, bu kez de oportünist, reformcu çizgi basa getirildi. Bugün Afganistan'da devrim de, enternasyonalizm de basasagi duruyor.
Afganistan'da Amin ve 97 yoldasi öldürdüler. Dünyada her gün binlerce insan haksiz yere öldürülü-yor ama bu olay, ideolojik siyasal içerigi nedeniyle evrensel anlam tasiyan bir olaydir. Afganistan gibi bir ülkede Amin'i ve 97 yoldasini öldürmek, belli bir çizgiyi kurutma, tüketme isteginin hangi boyutlara vardigini gösteriyor.
Bu açidan 1979, yalnizca Afganistan için degil, baska ülkeler için de belli bir sürecinin dönüm noktasi olarak gözükmektedir. 1979'da iran Tudeh Partisinin genel sekreteri degisti. Giden kimdi, gelen kimdir tam bilmiyoruz. Ama, bugüne dek izlenen siyasetten Kianuri'nin tutarli devrimci bir yönü görülmedi.
Ayni yil içinde, i. Bilen önemli bir viraj aldi. Degistirilmemek için hizla degisti herhalde. 3 Haziran tarihli polütbüro toplantisinda i. Bilen'in dogrudan insiyatifiyle, TKP içinde Lenincilere karsi açik saldiri baslatildi, Veli Dursun yoldasimiz tüzüge, deftere, kitaba herseye ters biçimde MK'dan atilmaya çalisildi. i. Bilen açikca oportünistlerden yana saf tuttu.
Ayni yilin asagi yukari ayni aylarinda Terakki Moskova'da Babrak Karmal ile görüstü ve ''ikna oldu''. Karmalcilar ile Terakki birlik olusturacaklardi ki hesaplar tutmadi. Bunun üzerine bilinen olaylar gelisti ve karmal basa geçti.
Açiktir ki olaylar paralelllikler tasiyor, ama farkli ülkelerde, farkli kosullarda geçiyor ve önemli farkliliklar tasiyor. isçi sinifi her olaydan ögreniyor, ilerliyor.
Proletarya enternasyonalizmi yalnizca bir bayram mesaji degildir. isçi sinifi hareketi gerçekten enternasyonaldir. Her ülkedeki deneyim, dogrusuyla yanlisiyla enternasyonal bir kazanimdir. Bu açidan Afganistan olaylari, örnegin Türkiye'de bizim hareketimiz için çok ögretici olmustur.
2. Kizil Ordu'nun rolü
Tüm yukarida söylenenlerle bagli olarak Kizil Ordu'nun Afganistan'daki rolü çeliskili bir görünüm tasiyor. Bir yandan devrimci merkezin nesnel olarak sagladigi bir güvencedir. Kizil Ordu, nesnel olarak emperyalizme karsi, beklenen enternasyonalist görevini yerine getiriyor. Öte yandan, devrimci kadrolarin tasfiyesine ve reformcu yönetime destek verdi, kendi eliyle devrimi zayiflatiyor.
Kizil Ordu'yu Afganistan'a göndermekle Sovyetler Birligi önemli bir sorumluluk yüklendi, özveri yapti. Ancak ugrunda özveri yaptigi yönetim, Sovyetler'e düsen yükü daha da arttirici niteliktedir. Afganistan gibi bir ülkede reformcu ''çözümler'', uzun sürede kazanimlarin yitirilmesine, çözümsüzlüge götürür. Kizil Ordu devrimci yönetime destek vererek girmis olsaydi, hem devrimci merkez, hem Afganistan devrimi açisindan çözümleyici davranmis olacakti. Kizil Ordu desteginin verildigi yanlis çizgi, kendi eliyle devrimi zayiflatiyor. Bayrak gurubu devrimin belkegimini kiriyor, Kizil Ordu da sakatlanan devrime koltuk degnegi islevi görmüs oluyor. Bu Afganistan'in en aci derslerinden biridir.
Burada iki noktayi açalim. Birincisi, Kizil Ordu'nun hiç de kendi rizasi disinda olmadan sakatlanan devrime koltuk degnegi islevi görmesidir. ikincisi ise bugün, pratigin gösterdigi gibi, artik koltuk degnegi de degil, tekerlekli sandalye islevi görmesidir.
Birinci noktadan baslayalim. Karmal basa geçer geçmez dünya komünist basinindan yükselen ''devrimin yeni asamasi'' ugultusuna Sovyetler Birligi de katildi. Örnegin, Afganistan Gerçegi adli bir kitap yayinladi. Üstünde ''belgeler, veriler, görgü taniklarinin anlattiklari'' yaziyor. Kitapta Amin'in emperyalizmin ajani olduguna iliskin 14 sayfalik özel bir bölüm var ama bölümün içinde tek belge, Karmal'in ''elimizde belgeler var'' sözüdür. Bu kitap en hafifinden bir ciddiyetsizlik örnegidir.
Bu kitabin 1981'de bir de ikinci baskisi çikti. Devrimci bir devlet baskanini hiçbir kanit göstermeden ajanlikla suçlayan bu kitabin ikinci basimindan beklenen, bu konuda kanitlari artik yayinlamasidir. Gelgelim Afganistan Gerçegi'nin ikinci basiminda Amin'in adi alti kez geçiyor ve üçünde ajan oldugu söyleniyor, üçünde ise yaptigi yanlislar söz ediliyor. Açiktir ki, ajanlik suçlamasi, yavastan külleniyor. Bizce bu çifte bir ciddiyetsizlik örnegidir. Komünist bir liderin adi sorumsuzca kirletilmemelidir, kirletilmisse açikça temizlenmelidir. Sorun hala gündemdedir ve suçlamalari el altindan geri çekerek gündemden inemeyecektir.
Sonra, 26.Kongre'de Afganistan'in ele alinisi da çirkindir. Yürükoglu yoldasimiz bu konuya deginirken, önce alintiyi veriyor ve ardindan görüslerini belirtiyor:
'' 'Emperyalizm Afgan devrimine karsi ilan edilmemis gerçek bir savas açmistir. Bu ayni zamanda güney sinirlarimizin güvenligine de dogrudan bir tehtid yaratti. Bu kosullar altinda dost bir ülkenin istedigi askersel yardimi vermek zorundaydik. ' (abç)
''Görüldügü gibi, Kizil Ordu'nun Afganistan'a girisi için ayni agirlikta iki neden sayiliyor. Emperyalizmin açtigi ilan edilmemis savas ve Sovyet güney sinirinin güvenligi. Birincisine katiliriz. 'Ülkelerin iç islerine karismama', yasamin kurtlar sofrasinda ne denli çaresiz bir ilke. Genel olarak 'uluslararasi hukuk' denilen sey, yaptirim gücü olmayan, güç dengelerine göre degisen bir takim kurallar toplulugu. Bu ilke de onlardan biridir.
''Ne var ki, ikinci nedene katilmak olanaksizdir. Bu nasil bir mantik olur? Afganistan'da devrimden önce kimler bastaydi? Öteki Sovyet sinirlarinda kimler var? isveç, Finlandiya, ABD, Japonya, Pakistan, iran, Türkiye. Bunlar Sovyet sinirlarina tehdit degil midir? Türkiye'deki fasist diktatörlük, hem de çok da can alici bir sinira çok daha büyük bir tehdit degil midir? 'Sinir güvenligine tehdit'in ölçüsü nedir? Böyle bir genellemeyle dünyanin en saldirgan ülkesi olmak da olanaklidir.'' (R. Yürükoglu, Yasayan Sosyalizm, isçinin Sesi Yayinlari 25, s.19-20, yil.1981)
Gerçekten de, 26.Kongre Raporu'nda, sinir güvenligi ölçütü oldukça karisiktir. Emperyalizm saldirisiysa, bu Amin döneminde de vardi ve yine Sovyet kaynaklarina göre Kizil Ordu 14 kez çagrilmisti. Bu dönemde, ''dost ülkenin istedigi askersel yardim'' verilmiyor da, Karmal'in basa geçmesiyle bagli olarak veriliyor. Sonra ayni mantikla, Türkiye'de devrimci durumu bastiran fasist diktatörlük, herhalde güney bati sinirlarinin güvenligini artirdi.
Açiktir ki sinirlarinin güvenligi ölçütünde ciddi bir bozukluk vardir. TKP Esgüdüm Komitesi'nin ve II. Leninciler Konferasini'nin kararlarinda belirtildigi gibi:
''TKP'nin Leninci kadrolari Sovyetler Birligi'nin dünyanin devrimci merkezi oldugunun nesnelligini bir an bile gözden kaçirmadan, yanlis görüslerinin düzeltilmesi için çalisacaktir.''
Bu kitapçigin bir amaci da budur ancak sagolsun pratik de ayni yönde çalisiyor. islerin ne yönde gelistigi, yanlislari çiplak bir biçimde açiga çikariyor. Burada ikinci noktaya gelelim.
Bugün Afganistan'da durum nedir?
Afganistan'da iç savas daha hala sürüyor. Bunun bastan beri vurguladgimiz gibi iki yönü vardir. Biri, çok dogal yönüdür. iç savas sürecektir, emperyalizm karsi devrimcilere, sosyalizm de devrimcilere destek olacaktir. Ötekisi, Afgan devriminin çeliskili yapisiyla bagli olan yönüdür. Bir yandan oportünizm devrimin dolu dizgin ilerlemesine engel olurken, öte yandan Kizil Ordu giderek artan ölçüde çaba harcamak zorunda kaliyor.
Oportünist basin, resmi optimizmi içinde bunu açikça söyleyemiyor. Çünkü nedenleri dogrudan kendine dokunacaktir. Ama Kabil'de okullara saldirilar düzenleniyor yollu haberler gerçegi belli ölçüde yansitiyor.
Örnegin Atilim'in Nisan sayisinda, ''müslüman geçinen çeteciler''den söz ediliyor ve yenilgici bir ruhla Afgan devrimi ''savunuluyor''. ''Topraksiz, aç, yoksul köylü yiginlara toprak dagitmak müslümanliga aykiridir da, okullara saldirilar düzenlemek mi müslümanliga uygundur?'' diye soruyor Atilim.
Bu sünepe savunularindan da ortaya çikiyor ki Afganistan'da karsi devrimci çeteler isleri aziti-yorlar. Emperyalistler onlara yardim yaptiklarini açikca, yüzsüzce söylüyorlar. Ve Kizil Ordu günlük savasin içinde yer almak durumunda kaliyor.
Bunu herkes bildigi için, 26.Kongre Raporu'nda, ''güney sinirlarimizin güvenligi'' gerekçesiyle savunma yapilmaya çalisiliyor. Böyle bir gerekçe öne sürülünce de, emperyalistler firsattan yararlanip bir adim daha atiyorlar ve Afganistan'i hiçe sayarak, Afganistan'i ''isgal'' edenlere pazarlik öneriyorlar.
3. Sonuç
Afganistan konusunda uluslararasi düzeyde ve ülke içinde bir fasit daire daraliyor. Bu fasit daire ille de karsi devrimin fiziksel kazanmasi anlaminda degildir. Sorun simdilik, Afganistan'da Kizil Ordu'nin destekledigi devrim mi, yoksa devrimi girtlakyan bir yönetime destek verdigi için, tek basina Kizil Ordu mu kazanacak çevresinde dönüyor. Tek basina Kizil Ordu kazanirsa, bu sorunlari bastiran ama çözmeyen, yeni yeni sorunlara gebe, geçici bir kazanim olacaktir.
Afganistan'da gözlenen ilginç bir olgu da, bu gerçegin kendini dayatmasidir. Simdi kisaca buna bakalim.
isveç'te yayinlanan Roja Nu adli dergide, Afganistan Gençlik Örgütü temsilcisi Esat Muhsinzade ile bir röportaj yayinlandi. Röportajda, Roja Nu, Amin hakkinda bir soru soruyor. Muhsinzade bunu yanitlarken bildigimiz 'ajanlik'' (!) suçlamasi yanisira söyle diyor:
(Amin), ''Partinin en ileri hedeflerinden olan demokratik toprak reformu ve analfabetlige karsi mücadeleleri gereksiz seyler olarak gösterip, halkin bunlarin büyük önemlerini anlamasini engelledi. Köyleri bombalatti, binlerce insani katlettirdi. Ülke-mizi ileri bir sosyalist ülke ilan ederek, komünizme geçme asamasinda oldugumuzu ileri sürdü. Büyük çogunlugu analfabet olan halkimiz, böylece sosya-lizmi cinayet, kirim, haydutluk olarak tanimaya ve Sovyetler Birligi'ni bütün bu kötülüklerin kaynagi olarak görmeye basladi. Bütün bunlar emperyalistlerin istemleriydi.''
Birincisi, bu suçlamayi yapanlar toprak reformu uygulamalarini aylarca geciktiren ve Amin'i toprak reformunu hizli uygulamakla suçlayanlardir. Simdi ise Amin toprak reformu mücadelesini gereksiz göstermekle ve ülkenin komünizme geçme asamasinda oldugunu söylemekle suçlaniyor. Bunlar düpedüz yalandir ama bu yalanlari söyleten bir olgu vardir.
Daraldigini söyledigimiz fasit daire, deneyimli siyasetçilere, Afganistan gibi bir ülkede toprak reformunun tasidigi can alici önemini dayatmistir. Gerçekler, toprak reformunun halki ürkütmeye degil, devrim cephesine çekmeye yarayacagini göstermistir. Afganistan'da bugün yasamin dayattigi böyle bir süreç de ilerliyor. Amin'i rededenler, onun savundugu yolda adimlar atmak zorunda kaliyorlar. Bununla bagli olarak, Babrak Karmal'in artik pek istenmedigine iliskin söylentiler dolasiyor.
ikincisi, Afganistan'da yasamin dayattigi devrimci önlemlerin yolundan yürünmezse, olmakta ve olacak olan, tam da bu alintida Amin'e yüklenmeye çalisilan durumdur. Köyleri bombalamak.. Sosyalizmi cinayet, kirim gibi göstermek ve tüm bu kötülüklerin ardinda Sovyetler Birligi'ni görmek... Yani Kizil Ordu'yu dis bir isgalci durumuna sokmak. Bu, genç oportünistin bile dedigi gibi, emperyalizmin istedigidir.
Devrimci merkezin ve tek ülkelerdeki devrimlerin temel ve uzun erimli çikarlari çelismez. Afganistan deneyimi, çok karmasik, dolambaçli ve çelisik bir biçimde bunu bir kez daha kanitliyor.
Emperyalizmi yenilgiye ugratmak, Sovyetler Birligi'nin bütün sinirlarinin güvenligi, Afgan Saur Devrimi'nin kazanimlarini korumak, iran devrimini dogru bir raya oturtmak, tüm devrimlerin basarisi, Türkiye'de devrimi zafere götürmek, baris, güvenlik, herseyin anahtari Amin'in deyimiyle, isçi sinifinin çag açici ideolojisi ve onun devrimci sinif savasimidir.
Yasasin komünizm!
Hindistan KomünistPartisi (Marksist) Merkez Komitesi adina, 76.kurulus yildönümünde TKP'ye en sicak kardesçe duygularimizi sunarim.
HKP (M), güncel politik durumda TKP'nin karsi karsiya oldugu kritik sorumluluklarin farkindadir. islami fandamentalizmin yükselmesiyle beraber, ayni zamanda bir NATO ülkesi de olan Türkiye'nin karmasik durumunda Türkiye halki ve komünist partisi birçok saldiri altindadir.
inaniyoruz ki TKP, Türkiye isçi sinifiyla olan baglarini güçlendirecek ve bu gerici saldirilara halklarin haklari ve demokratik ilerleme için karsi ko-yacaktir.
Bu firsatla hayatini isçi sinifinin mücadelesine ve halklarinizin gerçek toplumsal kurtulusuna adamis partinizin sayisiz sehitlerini aniyoruz.
Yoldaslar, en sicak kutlamalarimizi kabul edin. Partilerimiz arasinda yakin gelecekte daha da güçlü baglar kurulacagina olan inancimizla.
Yoldasça selamlar,
Harkishan Singh Surjeet, Genel Sekreter
***
Türkiye Komünist Partili Yoldaslara Mesaj:
Partimizin Militanlar Meclisi ve Merkez Komitesi, 76.yildönümü kutlamalariniz vesilesiyle sizleri kutlar ve basari dileklerini sunar.
Partinizin varoldugu sürece haklarini savunmak için ne güçlüklerle karsi karsiya kaldiginizi biliyoruz. Ülkeniz hükümetlerinin zulmü, komünist inancinizi ve Türkiye toplumunu degistirmek için mücadele azminizi asla etkilemedi.
Sevgili yoldaslar, biliniz ki partimiz özgürlük, baris ve adalet için yürüttügünüz soylu mücadelede daima sizinle birlikte olacaktir.
Yasasin TKP'nin 76.yildönümü!
Yasasin halklarimizin dayanismasi!
Jean-Claudet Ombion, Merkez Komitesi Sekreteri ve Uluslararasi iliskiler Sorumlusu
***
Degerli Yoldaslar,
israil Komünist Partisi, partinizin 76. kurulus yildönümü nedeniyle sizlere ve sizin araciliginizla tüm parti üyelerine selamlarini yollar.
Türkiye Komünist Partisi'nin ülkede demokrasiyi kurmak, bagimsiz ekonomik gelisme, gençligin, kadinlarin, Türk hükümetinin zalimligini gögüsleyen siyasi tutuklularin haklari için sinif savasimini hayranlikla izliyoruz.
Dileriz ki savasiminiz ülkedeki emekçilerin haklarini savunmak için ilerleyebilsin ve Türkiye dünya barisinda ve yiginsal silahlarin kaldirilmasinda sayili ülkeler arasinda yeralsin.
Sovyetler Birligi'nin ve Dogu Avrupa ülkelerinin çökmesine ragmen emekçi siniflarin, yoksul siniflarin, baski altindaki azinliklarin ihtiyaçlarina sadece sosyalist tanimlarin cevap verdigine inaniyoruz. Her komünist partisi, ülkelerindeki ihtiyaca göre, bu tanimlarin gerçeklestirilmesine dogru çalismalidir.
Umariz ki kutlamalariniz Türkiye'de sosyalist fikirlerin gelistirilmesine de katkida bulunur, sizi politik ve örgütsel konularda ilerletir.
Dayanisma duygularimizla,
Merkez Komitesi
Degerli Dostlar,
Partinizin 76. kurulus yildönümü kutlamalarina da-vetiniz için tesekkür etmek isterim.
Eminim ki bu toplantilar diger partilerle fikir, proje, ve amaçlari paylasma bakimindan özel bir firsati ifade ediyorlar. Biz de partimizde yeni baskanlik ve komite seçimlerini sonuçladirmakla mesgulüz.
Diger taraftan Meksika yüzyilin en zorlu ekonomik ve politik krizini yasiyor. Dolayisiyla partimizin önünde önemli sorumluluklar var.
Lütfen derin dayanisma duygularimizi ve basari dileklerimizi kabul edin.
Dr. Ricardo Pscoe Pierce,
Uluslararasi iliskiler Sekreteri retERi