AlevilikKAYNAĞI, KÖKLERİ VE GELİŞİMİ Ismail KaygusuzI.III.4. Zeynelabidin Oğlu Zeyd'den İnen Veli Baba, Ağuçan, Mineyik OcaklarıDoç.Dr.Op.Bedri Noyan'ın yayına hazırlamış olduğu Veli Baba Menakıbnamesi, bir menkıbeler derlemesinden daha ileride, bir tarih kitabı niteliği taşımaktadır. Kitapta İmam Zeynelabidin oğlu Zeyd ve Horasan-İran, Yemen ve Anadolu'ya göçüp yerleşen evlatları hakkında önemli açıklamalarda bulunulmaktadır. Ayrıca Onikimamlar, Alevilik ilkeleri ve hatta Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları hakkında ilginç bilgiler verilmektedir. Veli Baba'nın zamanın bilgileriyle çok iyi donanmış bir İslam bilgini olduğu, öncülleri gibi kendisinin de Osmanlı yönetimiyle arasının iyi olduğu anlaşılıyor. Kendisinden önceki Seyyid'lerin birçoklarının, padişahların seferlerine katılıp şehit düştükleri sık sık vurgulanmaktadır. ``Müşarilüneyh (işaret olunan) Veli Baba Hazretleri bin kırkiki (Miladi 1632) tarihinde İstanbul'a gelüp, sabıkta beyan olunduğu vechile Karya-i Uluköy kendi sakin oldukları köy olduğundan Seyyid Veli Baba namına dergah-ı şerife vakf olmağla ol gündenberi `Veli Baba Dergahı' deyu dergah şöhretlenmiştir.'' (Veli Baba Menakıbnamesi, s.268) Aslında, 4.Murad (1623-1640) gibi Alevi düşmanı zalim bir padişah zamanında Veli Baba Dergahı'nın resmen tanınıp, şöhret bulması anlamlıdır. Ancak biz burada Menakıbname'yi eleştirel gözle değil, Anadolu'da Zeyd'in soyundan gelen üç Seyyid Ocağı soyağacını karşılaştırma amacıyla ele alma niyetindeyiz. Nejat Birdoğan, Seyyid-Dede ocakları ve soyağaçları üzerinde ayrıntılı çalışmasını, Alev Yayınları'nda çıkan Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi adlı kitabında birkaç bölüm içerisinde yayınladı. Birdoğan'ın gerek belgeleri incelerken ve gerekse Dedelerle, kendilerini Mürşid, Pir ya da Seyyid gören kişilerle konuşmalarını aktarırken kullandığı suçlayıcı üslubu yadırgıyoruz. Soy kütükleriyle yetki alınışı ve her yıl yenilenmesi işlemlerini, ``seyyidliğin her türlü seçkinliğinden yararlanmak... çerağ hakkı, Hakullah toplamaya'' (agy, s.144), yani kişisel çıkarları gereği yaptıklarına bağlamada ve içlerindeki yanlış ifade ve bilgiler için küçümseyici, aşağılayıcı ifadeler kullanmada amaç nedir? Birdoğan, sonra da: ``bu belgeleri ellerinde tutanlar, onları Tanrı sırrı gibi saklamaya çalışıyorlar... Saklanan bu kâğıtların Alevi tarihini ortaya çıkarmaları bakımından önemleri yadsınamaz. Dede soylular, bu esirgemeye neden gerek görürler?'' (agy, s.143) diye sorguluyor. Soy kütüklerine böylesine olumsuz ve küçümseyici yaklaşan bir araştırmacı, tabii ki bu tür belgeleri biraz zor bulur. Osmanlı'nın Nakib'ül Eşraflık kurumu, yalan yanlış bilgiler üretiyor ya da onaylıyorsa, aydınlanacak ve bilgilendirilecek yandaş kurumları olmayan ve baskı altına alınarak yönlendirilmiş olan berat sahibi Dede'lerin ne kabahatı var? Bilimsel objektiflik deniliyorsa, neden yalnız Dedeler ve Alevi toplumu eleştiriliyor? Özeleştiri mi veriyoruz? Kitap için söylenecekleri bir yana bırakıp, Nejat Birdoğan'ın Ocak'lara, özellikle İmam Zeynelabidin'e bağlı soy kütüklerine ilişkin anlattıklarından özetler aktaralım. ``Dedelerle yönetilen ocaklar, çeşitli yetkiler taşımaktadır. Birinin öbüründen güçlü olduğu kesin. Bu güçlü oluşun temelinde onlara göre tarihsel eskilik ve İmam Zeynelabidin'den gelme yatmaktadır. Ayrıca kimi eski ocaklar, zaman ilerleyip coğrafya genişleyince ve gerek taliplerin, gerekse kendi ocak nüfusu çoğalınca yeni iş alanları kurmak gereğini duymuşlar ve ocaklarının sayılarını artırmışlardır. Bir ana ocaktan, ikincil ve üçüncül derecede ocaklar çıkmıştır... ``İmam Zeynelabidin oğullarından olduğunu ileri süren ocaklardan üçünü ele alalım. Soy ağaçları bölümünde de belli olacağı üzere, İmam Zeynelabidin'den başlayarak Ebu'l Vefa'ya dayanan kimi soylar Malatya'nın (Arguvan ilçesine bağlı- İ.K.) Mineyik köyünde, Elazığ'ın Sün, Hozat'ın Bargin köyünde ve Divriği'nin Karageban bucağında ocak kurmuşlardır. Şimdi Mineyik'tekiler, önceden Zeynelabidin'liler, sonradan ise Ebu'l Vefa Ocağı, Sün ve Bargin'dekiler Ağuçan Ocağı diye ünlenirler. Karageban'dakiler ise Kara Pir Bad Ocağı (ve Isparta'nın Uluğbey kasabasında Veli Baba Ocağı-İ.K.) diye ünlüdür... Doğrudan doğruya İmam soyundan, hem de Zeynelabidin'den geldiklerinden kendilerini Mürşid saymaktadırlar.'' (Nejat Birdoğan, Anadolu'da ve Balkanlar'da Alevi Yerleşmesi, İstanbul-1993, s.148, s.149) Nejat Birdoğan'ın İmam Zeynelabidin soyundan verdiği üç Soyağacı örneğine, Veli Baba'nın soyağacını katıyoruz. Veli Baba Menakıbnamesi'nde verilen soyağacı üzerinde, isimleri geçen ataları hakkında teker teker bilgi veriliyor ve yaşadıkları zaman ölüm tarihlerine kadar açıklanıyor. 9. yüzyılın başlarında Malatya'ya gelişten itibaren ve Ali Medeni'den sonra, 17.yüzyılda yaşamış olan Veliyeddin el-Gazi el- Meşhur Veli Baba'ya kadar ise 18 isim geçmektedir. Bunları sırasıyla verelim: 1) El Hasan Edibi Eb-ul Kasım, 2) Kemal es-Şerif, 3) El Hasan Eb-ul Kasım, 4) Muhammed, 5) Hamza, 6) Ali, 7) El-Hasan es-Şerif, 8) Zeyd-i Hamis, 9) El-Hasan Gazi 10) El-Gazi Hüseyin Paşa, 11) Zeyd eş-Şehid, 12) Cafer 13) Ali El-Gazi (Uzun Er), 14) Cafer (Gül Baba Gazi), 15) El-Hüseyin el-Gazi, 16) Cafer üs-Sadık el-Alevi, 17) El-Hüseyin el-Veli el-Meşhur Salıncak Dede, 18) Veliyeddin el-Gazi el-Meşhur Veli Baba. Şimdi, bu ``Veli Baba soyağacı'' ile ``Mineyikli'' ve ``Ağuçanlı'' soy kütüklerini (Nejat Birdoğan, agy, s.209, 265) birlikte verip karşılaştırarak, nerede birleştiklerini, daha doğrusu kaçıncı kuşaktan itibaren ayrıldıklarını görelim. I.III.5. Veli Baba Soyağacı'na göre Mineyikli ve Ağuçanlıların karşılaştırılması1) İmam Ali 2) İmam Hüseyin 3) İmam Zeynel Abidin 4) Zeyd eş-Şehid 5) Hüseyn-i Züd-Dem'a, diğer adıyla Hüseyn-i Zül-İbra (Mineyikli'lerde sadece Hüseyn-i Zül-Ebra) 6) Yahya El-Ardeşiri 7) Muhammed-ül Asgar el-Ardeşiri V'el-Aksasi('nin)
kardeşi El-Hasan ül-Zahid'den MİNEYİKLİ SOYAĞACI:
8) Ali-yyüz Zahid-Medeni 8) Muhammed el-Zahid 9) Zeyd-i Rabi 9) Ebul Kasım el-Hüseyn 10) El-Hasan Gazi 10) Seyyid Muhammed (kardeşi Hüseyin Gazi, Seyyid Battal'ın babası) 11) Ebi Cafer Muhammed 11) Seyyid Ali (ö.901-903) 12) Hasan el-Edib (ö.933) 12) Seyyid Zeyd 13) Kemal es Şerif (ö.962) 13) Seyyid Muhammed 14) Hasan Ebu'l-Kasım 14) Seyyid Muhammed (ö.992) 15) Muhammed (ö.1040) 15) Ebu'l Vefa (ö.1017) 16) Seyyid Hamza (ö.1074) 16) Seyyid Ganim 17) Ali bin Hamza (ö.1141) 17) Seyyid Hamis('in)
kardeşi Seyyid Osman'dan AĞUÇANLI SOYAĞACI
18) Hasan eş-Şair (ö.1168) 18) Seyyid İmad 18) Seyyid Zeki 19) Zeyd-i Hamis 19) Seyyid Abbas 19) Seyyid Salih (ö.1190'lar?) 20) El-Hasan Gazi 20) Seyyid Zeki 20) Seyyid Osman 21) Gazi Hüseyin Paşa 21) Seyyid Salih 21) Seyyid Şerafettin (ö.1225-6) 22) Zeyd eş-Şehid (ö.1274) 22) Seyyid İmad 22) Şeyhü'l Riyan I.III.6. Soyağaçları Üzerine Bazı Yorumlar Ve Ebu'l Vefa'nın Zeyd Soyuyla Bağıİmam Zeynel Abidin oğlu Zeyd'e çıkan üç soyağacındaki ortak ayrı ayrı isimleri yinelemeyi gerek görmedik. Ayrıca bugüne değin bilinen bütün adları yinelemek de gerekli değildi. Yukarıdaki karşılaştırmada Menakıbname'de en yetkin bir biçimde düzenlenmiş olan Veli Baba Soyağacı esas alınmış, diğer ikisinin başlangıç isimleri saptanarak, oradan itibaren yazılmıştır. Mineyikliler, 8.kuşakta El-Hasan ül-Zahid'le Veli Baba soyunu, Ağuçanlılar ise 18.kuşakta Seyyid Hamis'in kardeşi Seyyid Osman'la Mineyikli soyağacını terkedip kendilerininkini oluşturmaktadır. Ağuçanlı bir Dede'nin ``biz Mineyiklere Rehber gideriz, onlarla akrabayız, ancak biz büyük kardeşiz'' diye ifade ettiği geleneksel doğruyu, bu kardeşlik bağında aramak gerekiyor. Mineyikli Soyağacı'nda Muhammed Mustafa'ya kadar isimler zincirleme yazılmış olduğu halde, Ağuçanlı Soyağacı'nda, Nejat Birdoğan'ın örneklemeleri ve açıklamalarına göre (agy, s.263, 267) 11.kuşak Seyyid Ali'ya kadar düzenli, fakat oradan atlayıp, 5. kuşaktan Hüseyn'le Zeyd'e çıkıyor. Zaten Ağuçanlı soyağacında Tacü'l Arifin Seyyid Ebu'l Vefa ve Seyyid Ganim geçmemiş olsaydı, ilişki kurmak kolay olmayacaktı. Biz Nejat Birdoğan'ın Mineyikli Soyağacı hakkında düşündüklerine katılmıyoruz ve ileri sürdüğü gerekçeleri yeterli bulmadığımızı söylemek zorundayız. Ayrıca belgeleri inceleme yöntemini biraz yadırgadık. Şecerelerin ve onaylanmış metinler hangileri, tamamı mı değil mi, anlamak olası değil. Birdoğan, ısrarla ``Mineyiklilerin Ebu'l Vefa'dan gelmediklerini ve Seyyid Ganim'in babası değil kardeşi olduğunu'' söylerken, 1576 yılında şeyhlerin ve kadıların tanıklığında verilen kararı kanıt göstermektedir. Bu kişilerin, 1017 yılına (Ebu'l Vefa'nın öldüğü yıla) ait bir belgede, huzurlarına gelen kişinin dedelerinden birinin bunu Bağdat'tan aldığının ve Ebu'l Vefa soyundan geldiğinin belirtilmesine rağmen, Seyyid Ganim'in oğul değil kardeş olduğuna karar vermeleri kadar anlamsız birşey olamaz. Üstelik 1586, 1783 ve 1792 yıllarında onaylanmış şecerelerde ``Seyyid Ganim'in Ebu'l Vefa'nın oğlu olduğu'' belirtilmektedir. Ama asıl önemli olan, 1566 yılında yazılmış ve 1759'da onay görmüş Ağuçanlı Soyağacı'nda ``... Seyyid Ganim ve onun babası Seyyid efendimiz, efendiler şeyhi ve iki göz nuru Tac'ül Arifin Seyyid Ebu'l Vefa...'' açıklamasıdır. (N.Birdoğan, agy, s.263) Bunu ciddiyetle dikkate almak zorundayız. Bunların herbiri, çıkışta birleşseler bile, farklı soyağacı belgeleridir. Burada da, Anadolu Aleviliğini geniş bir biçimde etkilemiş ve Hacı Bektaş Veli, Baba İshak, Baba İlyas ve Dede Garkın inanç-yol zincirinin başı Ebu'l Vefa'nın İmam Zeynel Abidin oğlu Zeyd'den geldiği açıklık kazanıyor. Kara Pir Bad Soyağacı'nda Ebu'l Vefa'nın ve onu eğitip yetiştiren Dedesi Şeyh Muhammed Şembeki'nin adlarının geçmesi soy zinciri değil, yol zincirinden dolayı olsa gerektir. Birdoğan'ın kitabının 231.sayfasında görüldüğü gibi, 1253 yılında yazılmış ve 1597'de onaylanıp kopya edilmiş soy kütüğünde Kara Pir Bad soyunun İmam Bakır yoluyla İmam Zeynel ve İmam Hüseyin'den İmam Ali'ye çıktığı görülmektedir. Ama nedense Nejat Birdoğan ellerinde şecereleri bulunan Dedesoylu kişileri, ``kendilerini Arap soyuna dayandırma gayretleri içinde olmakla'' suçlamakta ve üstlerine gitmektedir. Evlad-ı Resul'dan geldiğini ispatlamak veya onaylatmak çabasına girmiş olanları destekleyip yardımcı olmanın ötesinde, biz, ilgisiz olanları da bulup ortaya çıkarmalıyız. Unutmayalım ki bu türden belgeler (soykütükleri, vakıfname, cönkler vb.) Alevi inanç ve kültür tarihinin birincil kaynaklarıdır. Bu insanlara eleştirilerimizi, onların Türk, Kürt ve Arap ``yandaşlığı'' ya da ``karşıtlığı'' içinde olup olmadıkları temelinde yapmak doğru değildir. Alevi-Bektaşiliğin özünde etnik köken ve millet kavramlarına yer yoktur. Özünde 73 millet birdir bizeilkesi yatmaktadır. Eleştiri, onlar kişisel çıkarları önde tutuyorlarsa, Alevilik töresini-ilkesini topluma Aleviliğin özüne ve tarihine ters biçimde öğretiyorlarsa, ya da, Dergah çevresinde merkezi örgütlenmenin birincil önem taşıdığı gün gibi ortada iken ``tek irşad edici'' kompleksi içinde iseler yapılmalıdır.
|