AlevilikKAYNAĞI, KÖKLERİ VE GELİŞİMİ Ismail Kaygusuz
I.III Zeyd, Zeyd Soyundan Gelenler Ve Anadolu Aleviliğinin İlk Öncüleri Bu arada, 4.İmam Zeynelabidin'nin oğlu Zeyd ve soyu üzerinde yeni ortaya çıkan bilgilerden özetler vermek ve Zeyd'in soyunun Anadolu'daki uzantıları konusunda burada kısa bir tartışma yapmak gereğini duyuyoruz. Isparta-Senirkent Uluğbey kasabasında mezarı bulunan Veli Baba tarafından 1640'larda Arapça yazılıp, 1890 yıllarında Türkçeleştirilmiş Menakıbname'de, soyundan geldikleri Zeynelabidin oğlu Zeyd hakkında ayrıntılı bilgilere rastlıyoruz: ``İmam Zeyn-el-Abidin Efendimizin şehadetinden (713 - İ.K.) sonra Kûfe'de sakin olurdu (otururdu) ki Kûfe Şiileri onun katına gelüp iğvalar idüp (tahriklerle yoldan çıkartıp) da'va-yı Hilafet ittirdiler. Anın üzerine biat ittiler ki `Dostuna dost, düşmanına düşman olalar'. Ve önünde kılıç urup anı halife kıldılar. Bu tedbir üzerine tamam bir yıl geçti. Bu bi'atlerini ve bu mukavelelerini Yusuf bin Amru'ya (Umar, Ömer- İ.K.) haber virdiler. Ol dahi Zeyd R.A.'a adem gönderdi. `Kûfe'de durmasın çıksın'didi.'' (Veli Baba Menakıbnamesi, Haz. Doç.Dr.Bedri Noyan, İstanbul-1993, s.134) Zeyd hasta olduğu ve iyileşince gideceğini bildirir. Yusuf bin Ömar bir süre bekler. Ancak Kûfe'deki taraftarları ona ``eğerçi Zeyd bin Ali bu günlerde halk bütün ana biat ider'' diye haber iletince, ``edepsiz büyük sözler söyleyüp, tehditler idüp, elbette durmasun gitsün'' der. Zeyd bunun üzerine Medine'deki akrabalarının yanına gitmeyi düşünürken, Yusuf bin Ömer ``kendi Kavm-i Yezid'inden bir adem'' gönderir ve Zeyd bin Zeynelabidin'i Gadip adındaki yere kadar zorla götürmesini sağlar. Yusuf'un ``Yezid''i döner dönmez çok sayıda Kûfeli yanına gelip, ``Ya sıbt-ı (torunu) Resulallah, bizi nere koyup gidersin ki Kûfe'de yüzbin kılıcın vardır ve cemi halk sana tabi ve nasırdırlar (yardımcıdırlar)'' diye yalvarır, ağlaşır-sızlaşırlar. Onu kandırarak geri götürürler. Sadece içlerinden Muhammed bin Amru, dedeleri İmam Ali ve İmam Hüseyin örneklerini vererek Zeyd'i, gitmesi için iknaya çalışır: ``Ya ibn-i (oğlu) Resulallah, sen bu Kûfe halkının yalanlarına inanma ve sözlerine bakıp ta aldanma. Var, Medine'ye kendi kavim ve kabilen yanlarına git. Zira ben korkarım ki bu kavim sana dahi vefa itmeyeler. Ve bilürsin ki ceddin İmam Ali Sıffıyn'de Mu'aviye ile muharebe itti. Mu'aviye mağlub olduğu günü Amrü-bnil- As'ın hilesiyle Kur'an-ı Azim-üş-Şan'ı mızraklar başına diktürüb `ey kavim biz sizi bu Kelamullah'a davet ediyoruz, bırakın kırmayın bizi' deyü feryatları üzerine ceddin Hz Ali, `Kelamullah-ı natık benim, anların işi hiledir, urun bakayım' diye emir verdiyse de emrine inkiyad ve kendusine ita'atten huruç ettiler. Eğer bu anda ateş-i harbi kestirmez isen seni katlideriz veya düşmana teslim ideruz deyu Mu'aviye'nin üç buçuk kuruşuna aldanup yirmibin havaric-i Küfi (Kûfeli Hariciler) üzerine hücum ittiler...'' (Veli Baba Menakıbnamesi, s.135) ``Ve yine bilürsin ki ceddiniz İmam Hüseyin bin Ali'ye neler ittiler. Ana dahi bin yeminler ve nice sözler ile kırkbin kişiyiz, sana tabiyiz deyu mühür basup Müslüm ibn-i Akıyl vasıtası ile Medine-i Münevvere'ye gönderdiler. Ve Şah-ı Şehid'i Irak'a davet idüp, badehu Müslüm ibn-i Akıyl'i ve iki dane tıfl-i nevrestenini (iki yeni yetişen çocuk) şehid eyledikten sonra ceddiniz İmam Hüseyin Müslüm'ün göndermiş olduğu üzerine, arsa-i Kerbela'ya teşrif ettiklerinde bu kavm-i Yezid aleyh-il-la'nenin hakimi olan Zeyyad'ın ve ser'askeri bulunan Said bin Vakkas'ın ve ümerasından Şimr-i Z-ül-cevşen kafirin arkasına düşdüler, gidip Kerbela'da Fırat'ın suyunu kestiler. Bunlardan vefa gelmez...'' (agy, s.137) I.III.1. İmam Caferi Sadık devredeBu uyarıya rağmen yalvarmalara dayanamayan Zeyd bin Zeynelabidin, hiç değilse Medine'deki akrabalarına danışıp, bir karara varmaları gerektiğinde ısrarlı olur. Ve bir mektup yazarak yeğeni İmam Caferi Sadık'a gönderip, cevabını bekler. Cafer'den gelen mektup olumlu yöndedir: ``Siz bizim büyük ammi zademizsiniz. Bizlerden duadan başka birşey elimizden gelmez. İnşallah muvaffak olursunuz. Ve lüzum tekdirce bu taraftan asker sevketmekte kusur olunmayacağı şüphesizdir.'' (agy, s.137-8) Yazımızın birinci bölümünde el-Şahristan'a (Kitab al-Milal, s.271 vd.) dayandırılarak anlatıldığı gibi, Zeyd'le gerek büyük kardeşi İmam Muhammed Bakır'ın (ö.733-34) ve gerekse yeğeni İmam Caferi Sadık'ın (ö.765-66) anlaşamadıkları noktalar vardı. Fıkıhçı ve Mutezile olan Zeyd, Ebubekir ile Ömer'in Ali'nin hakkı olan hilafeti gasbettikleri düşüncesini benimsemediğinden, İmam Bakır'la tartışıyordu. Zeyd'in 740'lardaki başkaldırısında, artık yaşamayan İmam Bakır'ın, kardeşinin bu yönünü eleştirmesindeki haklılığı, bunu ilke kabul etmiş olan Şii'lerin (Ali ve Ehlibeyt yandaşları) ikiye ayrılmasında ve dolayısıyla azalmasında görüldü. Menakıbname'de Zeyd'in, büyük bilgin ve mutasasavvıf olan Caferi Sadık ile, hem başkaldırı eyleminde hem de Ebubekir ve Ömer'e ilişkin düşüncesinde hemfikir olduğunu görüyoruz. Oysa, El-Şehristan'a göre İmam Caferi Sadık, Zeyd'in oğlu Yahya'yı, babasının yaptığı yanlışa düşmemesi ve isyan etmemesi yolunda ikaz etmiştir. Ayrıca onun, Ebu Müslim'in hilafeti kendisine elleriyle teslim etme önerisini kabul etmediği üzerinde de tarihçiler hemfikirdir. Veli Baba, Zeyd'in ona danıştığı ve Cafer'in de ``gerekirse Medine'den asker sevketmekte kusur olmayacağı'' yanıtını verdiğini yazmaktadır. Şiiler'in ``sen Ebu Bekir ve Ömer hakkında ne dersin?'' sorusuna Zeyd'in, ``Allahtan korkun ve anların hakkında yaramaz sözler söylemeyin... Ve atalarımdan dahi anların hakkında asla iyilikten gayri nesne işitmedim'' biçiminde verdiği karşılığı İmam Cafer'e iletirler ve amcasının yerine kendisinin geçmesini isterler. Veli Baba'ya göre İmam Caferi Sadık şöyle davranmıştır: ``Ben dahi öyle dirim, deyüp mukaddem (önceki) Zeyd Efendimizin gönderdiği mektubu kendilerine kıraat etti (okudu). Ve `bu mektubu dahi sizin ademleriniz getürdi. Ve bizim ayrımız gayrımız yoktur. İmdi ey müslümanlar Tanrıdan korkun. Eğerçi benim ammim (amca) oğluna (doğrusu öz amcası - İ.K.) biat ittiniz ise vefa idin ki ol bu işe benden herhalde layık ve şayestedir.'' (agy, s.139). Veli Baba'nın, ceddi Zeyd'in İmam Caferi Sadık ile mektuplaştığı ve onun desteğini aldığına dair bilgileri nereden bulduğunu bilemiyoruz. Ancak anlattığı birçok olaylar ve verdiği tarihler bilinenlerle büyük uyum sağlamaktadır. Belli ki eski İslam tarihyazarlarını okuyup incelemiştir. Sünni Arap tarihçi ve ozanları ise, çoğunlukla ağız birliği etmişcesine, Caferi Sadık'ın, Zeyd ve oğlu Yahya'nın başkaldırı hareketlerini ve hatta Ebu Müslim'i bile tasvip etmediğini yazmaktadırlar. Bunları ilk yazanların, Emevi ve Abbasi saraylarına yaranmak için onların istediklerini yazdıkları bir gerçektir. Daha sonrakiler de, ilk yazanları yinelemekten öteye gitmemişlerdir. Bu nedenlerle, çağdaş yazarların, Zeyd için ``sizin Mehdi'niz Zeyd'inizi biz işte böyle ipte sallandırırız'' ve Yahya'ya ``Irak'ın danası'' diyen Emevi tarih kaynaklarına eleştirel gözle ve dikkatle yaklaşmaları gerekir. Veli Baba da elbet yan tutacaktır. Çünkü soyundan geldiği bir kimseyi, ``ceddini'' anlatıyor. Ancak doğru bildiğini söyleyen Veli Baba'nın kimseye yaranacak hali yoktur. A.Gölpınarlı'nın verdiği bilgiler de (Bkz. Tarih Boyunca İslam Mezhepleri-Şiilik, İstanbul-1987, s.87) onu onaylamaktadır: ``İmamiyye kaynaklarına göre Zeyd bin Ali (Zeynelabidin- İ.K.) İmamet iddiasıyla, yahut Emevi'leri altederse İmamet makamına gelmek amacıyla harekete geçmemişti. O İmam Caferi Sadık'ın imametine inananlardandı. (Tenkıyh'ul Makaal, s.460-470)'' Hatta Hanefi mezhebinin kurucusu ve İmam-ı Azam diye anılan Ebu Hanife Nu'man bin Sabit (ö.767), Zeyd'in Kûfe'de halife Abdülmelik oğlu Hişam'a başkaldırısını, Muhammed'in Bedir savaşına benzetmiş, fiilen katılmamakla birlikte onu desteklemiştir. A.Gölpınarlı'ya göre onun, ``Zeyd'i, ceddi Hüseyin gibi yalnız bırakıp kaçacaklarını bilseydim ben de Zeyd'e katılırdım'' dediği rivayet edilir. (A.Gölpınarlı, agy, s.205-6) Böylece Zeyd, yeğeni İmam Caferi Sadık'ın onayını aldıktan sonra Kûfe'de Nasır bin Huseyma'nın evinde kalır. Şiiler gelip orada kendisine biat ederler. Beni Azder kabilesinden Hind bint-is Salt'ın kızı Atike ile evlenir. Zeyd'in planlı, düşünülmüş ve siyasi önlemler içinde ağır ağır bir ayaklanma eylemine hazırlandığını görüyoruz. Veli Baba'nın şu söyledikleri Zeyd'in asıl politikasını açığa çıkarmaktadır: ``Lakin Efendimiz bir yerde karar idemezdi. Ta Yusuf bin Umar'a duyururlar deyu bazı günlerde Azderi'ler katında, bazı günler Şiiler katında kalırdı. Ve halk gerek Azderiler ve gerek Şiiler'den güruh güruh gelip, bi'at iderlerdi ki Tanrının kitabı ve peygamberin sünneti deyu. Nihayet-il-emir onbeş bin kişi biat etti. Yusuf bin Umar'ın haberi olmadı andan. Sonra Zeyd Efendimiz huruç (ayaklanma) hazırlığı gördü. Kûfe kavminden Süleyman bin Seraka adlı bir kişi gelip, Yusuf bin Umar'a bu kıssayı hikayet eyledi.'' (Veli Baba Menakıbnamesi, s.138). Zeyd'in politik etkinlikleri oldukça gizli ve akılcı önlemlerle örülüydü. Aynı Kûfelilerin, yaklaşık 70 yıl önce dedesi İmam Hüseyin'e yaptıkları ihaneti unutmamıştı. Kûfeli kabile başkanlarına mektuplar yollarken en gizli yöntemleri uyguluyordu. Veli Baba (agy, s.138-139) yine de bunlardan birinin, Kûfe valisi Yusuf bin Ömer'in adamlarının eline nasıl geçtiğini şöyle hikaye ediyor: ``Efendimiz (Zeyd) tarafından bir adam çıktı. Çağırup yanlarına getürdiler. Ve onu `kandan (nereden) gelürsin kande gidersin?' didiler. Ve anın üzerini aradılar, hiç nesne bulamadılar. Elinde bir asası var idi, elinden gördüler ki ol asanın bir tarafından mum yapışmış. Gördüler ki ol asanın içi mücevvef (oyuk) ve içinden bir name çıkardılar. Ve ol nameyi okudular: `.. İmdi ey Müslümanlar, siz bilürsiz ki, ne hal ve bela ile mübtelasız (tutulmuşsunuz) ki sizin ortanızda bunca türlü fitneler vardır. Ve nahak yere kanlar olur ve mallar alınır. Pes şimdi ben sizi, Tanrının kitabı ve Peygamberin sünneti üzerine da'vet iderim ki zalimler üzerine cihad olup, mazlumların dadını (hakkını) alalım. Pes vaciptir (gerektir) ki siz dahi itaat idesiz ve hakka nusret (yardım) idesiz ve bu name size erişecek, eglenmeyüb benim katıma gelesiz.'...'' Kanaatımızca Emevi'lerin siyasetini beğenmeyen Sünni bir topluluk olan Azderi'lerle akrabalık kurması, Zeyd'in Şiilerle bir denge stratejisi uygulama isteğini gösterir. Belki de bu nedenle `Ebubekir ve Ömer'i dışlamama' siyaseti izlemişti. Biraz önce, Kûfeli muhbirlerin Yusuf bin Ömer'e haber yetiştirmeleri, Kûfelilerin mescide sokulması ve bir daha oradan çıkmamaları; Zeyd'e ihanetleri ve Zeyd'in korkunç sonu anlatılmıştı. Veli Baba biraz daha ayrıntılı olarak hemen hemen aynı olayları sergilemektedir. Kûfelilerin korkaklığını ve ihanetini, ayaklanmayı bastırmada Yusuf bin Ömer'ın kullandığı yöntemi özetle şöyle vermektedir: ``Ve çağırıp etti: `Ey Kûfe kavmi benimle bi'at ittiniz. Hakka yardım idiniz.'... İmdi bi'at idenler anın (Zeyd'in) avazını işidirler lakin evlerinden dışarı çıkmazlardı. Ve asker durmayıp cenk iderdi. Yusuf bin Umar çağırup itti: `Her kişi baş getüre veya esir getüre bin dirhem sin (gümüş) viririm. Pes Şamiler (Şamlılar) cenge haris olup başlar getirüp, akça alurlardı. Hem getürdikleri esiri Yusuf bin Umar mecal virmeyüb katliderdi. Ve getürene bin dirhem virirdi.'' (agy, s.140-141). Zeyd oğlu Yahya'nın eylemi hakkında da epeyce bilgi vermektedir Veli Baba. Babasının öldürülmesinden sonra Kûfe'den kaçan Yahya, önce Kerbela'da, ondan sonra Medayin kentinde gizlendi. Yusuf bin Ömer'ın adamlarından kurtulmak için ``hemen Yahya Medayin'den Komış'a andan Serhas'a vardı, andan Merv'e, andan Horasan'a geldi.'' Ama Horasan'da vali Nasr bin Seyyar halife adına onu yakalattı, ``sağ elini zincir ile boynuna bağlayıp, Merv'de zindana koydurdu''. Yahya ancak Hişam'ın ölüp, Abdülmelik'in halife olmasıyla serbest bırakıldı. Yahya başkaldırma hazırlıkları içindeyken, Nasr bin Seyyar, komutanlarından Eslem Bin Ahır'ı üstüne gönderdi. ``Ol dahi Kirman yolunda Yahya'yı karşıladı ve yolunu bağladı. Yahya'nın yedi yüz askeri vardı. Ol yedi yüz kişi on bin kişi ile cenk ittiler.'' Eslem bin Ahır tek kişi kalmamasına hepsini şehit eder. Bir okla yaralanan Yahya'nın ``Sure bin Avle namında bir Yezid gelüp mübarek başını kesti... Nasr dahi başı Velid aley-il-la'neye gönderdi. Ve emreyledi ki gövdesini dar ağacına asdılar. Ta Eba Müslim gelinceye ol darağacında asılı kaldı. (agy, s.143-146) Zeyd'in diğer oğullarını ve ölümünden sonrasını Veli Baba şöyle anlatıyor: ``Cedd-i alamız Hz. Zeyd... şehid olduğunda ceddimiz kebir mahdumu (atamız büyük oğul) Hüseyn-i Züd-dem'a ve İsa mü'tem-il- Eşbal ve diğer mahdumu Muhammed Medine-i Münevvere'de olurlardı. Ol vakit ki ceddimiz Zeyd-eş-Şehid'in şehadeti Medine-i- Münevvere'de işittirildi. Caferi Sadık Efendimiz hazretleri bu üç yetimleri bağrına basup nice gün karalar giyüp matem itti. Tamamen sinn-i rüştlerine baliğ oluncaya (erginlik yaşına erişene) kadar pederlerinin yokluğunu bildirmeyüp her hususlarında say-i beliğ idüp (fazlasıyla çaba harcayıp) ve tahsil-i kemallerine kemal (tam) derece itina itti. Kendilerinin pederlerinden ziyade te'ehhül ve tezevvüç (evlenmelerine) itmelerine gayret itmiştir.'' (agy, s.154) I.III.2. Zeyd'in torunları Anadolu'da Kırk sekiz yaşlarındayken öldürülen Zeyd'in dört oğlu bir kızı vardı. Kendisinden 2-3 yıl sonra Cüzcan'da idam edilmiş olan Yahya'nın ise çocuğu yoktu. Zeyd'in kızı Cezla küçük yaşta öldü. Zeyd'in Anadolu'da yeşeren soyu, diğer üç oğlundan biri olan Hüseyn-i Züd-dema'dan (gözü yaşlı Hüseyin) ve diğer adıyla Hüseyn-i zül-İbre' den türemiştir. Zeyd oğlu Hüseyin otuz dokuz yaşındayken, 760'lara doğru Medine'de ölür. Hüseyn-i Züd-dema'nın oğlu Yahya'nın Ardeşir' e göç ettiğini görüyoruz. Bunun nedeni Halife el-Mansur'un (754-775) ilk dönemlerinde Zeyd'in kuzenlerinden Abdullah'ın oğulları Muhammed'in Medine'de, İbrahim'in Basra'da peşpeşe başkaldırıları olmalıdır. Halifenin buyruğuyla her ikisi de vali İsa bin Mahan tarafından Medine ve Basra'da idam edilmişlerdi (Al-Şahrastani, Kitab al-Milal, s. 272-273). Emeviler ve onu izleyen Abbasiler, Ali soyundan ve Ehlibeyt'ten gelenlere baskı, zulüm, hapis ve işkenceyi kendilerine politika edinmişlerdi. Abbasi baskıcı yönetimine karşı Şiileri ve diğer ezilen kesimleri ayaklandırma çabası içinde olduklarından kuşkulanılan Alioğulları, sürekli izlendiklerinden durmadan yer değiştiriyorlardı. Örneğin İmam Hasan'ın torunlarından Yahya bin Abdullah'ın başına halife Harun el-Reşid (786-809) ödül koymuştu. Yemen, Mısır ve Magrip ülkelerini dolaşan Yahya bin Abdullah, sonunda Irak'dan Rey'e geçmenin bir yolunu bulduysa da orada da duramadı. Horasan'daki halife valisine yakalanma korkusundan, Transoksiana'ya geçip, bir süre bir Türk kağanının yanına sığındı. Gizlice müslüman olan Kağan ona destek verdi. Oradan Hazar'ın güneyinde dağlık Tabaristan'dan Daylam (Deylem) bölgesine geçti. Böylece 790'larda bu bölgeye gelen ilk Ali oğullarından ve Ehlibeyt İslamlığını yayanlardan oldu (B.S.Amoretti, ``Sects and Heresies'', The Cambridge History of Iran, Vol.IV, Cambridge University Press-1968, s.509). Ali evlatlarının yerlerini bilen veya onları görenler, halifeye gammazlayıp ödül alıyorlardı. Muhtemelen aynı halife, Zeyd'in torunu Yahya'yı; ``... bir münafıkın iğvasıyla (aldatmasıyla) Ardeşir'den Bağdad'a yürüyüp, benim üzerime huruç (isyan) idecekmişsin deyü hilafet kıskanup bi-gayr-i hakk-ın( haksız olarak) katl ittirdi. Bu sebeple şehit oldu... Müşarun'ileyh (adı geçen) Yahya'nın şehadetinden sonra mahdum-u alileri (büyük oğulları) Muhammed-il Aksasi pederlerinin bu hal ile şehadetine adem-i tahammülünden (dayanamayıp) orada yerleşmek kendüsine zindan olup Kûfe köylerinden Aksas nam karuyyaya (köye) gelüp, orada tavattun idüp (vatan tutup) ellibeş yaşında olduğu halde Hicret-i Nebeviyyeden (... yüz doksan veya ikiyüz? - İ.K.) beş sene sonra Hulefa-yi Abbasiyeden (...Emin veya Memun 809-13/833- İ.K.) saltanatında irtihal-i dar-i bakaa (ebedi dünyaya göç) buyurmuştur.'' (Veli Baba Menakıbnamesi, s.155-56) Halife Memun (813-833) zamanında, Zeyd oğlu Muhammed'in oğlu Muhammed'in, bir başkaldırıya karıştığını görüyoruz. Olasıdır ki Yahya el-Ardeşir'in oğlu Muhammed-il Aksasi de 815 yılındaki bu Zeydi ayaklanması sırasında ölmüştür. Anlatıldığına göre, Şiiliğe geçmeden önce halifeye hizmet etmiş eski bir çete başı olan Abu-l-Suraya bu başkaldırıyı yönetmiştir. Önce İmam Hasan'ın evlatlarından gelen Muhammed bin Tabataba adına isyanı Kûfe'de başlatan Abu-l-Suraya, onun yaralanıp ölmesiyle, Zeyd'in torunu Muhammed'i, yani İmam Hüseyin soyundan birini imam seçerek başa koydu. Kûfe'yi ele geçiren Abu-l-Suraya, adına para basıp, bu girişimine devlet örgütü görünüşü verdi. Basra, Wasit, Medain ve Mekke'ye temsilci elçiler gönderdi. Sonra Bağdad üzerine yürüdü. Ama Irak valisi El Hasan bin Sahl ve Horasan valisi Harthama, bütün Abbasi yandaşlarının evlerinin yağmalandığı Kûfe'yi geri aldılar. Abu-l Suraya izlenip yakalandı ve 15 Ekim 815'de idam edildi. Ocak ayında başlamış olan isyan Ekim'de bastırılmıştı. Basra'da Zeyd el-Nar (ateşli, yakan Zeyd) namıyla kahramanlıkları bilinen Zeyd bin Musa'nın isyanı da çabucak bastırıldı. Bu arada Mekke'deki temsilci, Abu-l Suraya'nın ölümünün arkasından, kasım ayı içerisinde, İmam Caferi Sadık'ın torunu olmakla birlikte siyasi olaylardan uzak yaşamakta olan Muhammed el-Dibac'ı ``inananların emiri'' ilan etmeyi başardı. Ancak halife kuvvetlerince Mekke çabuk geri alındı ve Muhammed el-Dibac Cürcan'a sürgün edildi. Yine Mekke'den bir Hüseyin soylu, Abu-l-Suraya tarafından Yemen'e gönderilmiş olan İbrahim bin Musa, birçok kanlı çarpışmalardan sonra Yemen'e girdi. Böylece 816 yılında Yemen'e adım atıp, Zeydiliği buraya ilk getiren kişi İbrahim bin Musa oldu. (Henri Laoust, Les Schismes dans l'Islam, Paris- 1983, s.93-94). Zeyd'in soyunu Anadolu'ya taşıyanların, kendilerinden en az üç Seyyid Ocağı çıkan, Muhammed il-Aksasi'nin oğlu Ali-yyül Medeni ve amcası El Hasan-üz Zahid olduğu görülmektedir. Aksas köyünden Medine'ye geri dönen Ali orada yirmi yılı aşkın bir süre oturur. Veli Baba, Menakıbname' de (s.156) onun hakkında şu bilgileri geçmektedir: ``Ali-yyül- Medeni (şehirli) ve Ali-yyül Zehid (ibadete düşkün) namlarıyla meşhur bir fazıl (erdem sahibi) idi. Aksas kariyyesinden Medine-i Münevvere'ye hicret idüp, yirmi seneyi mütecaviz Medine'de ikamet idüp devlet-i Abbasiyye'nin zulüm ve ta'addisinden (adaletsizliğinden) rahat idemeyüp bir gece Medine'den huruç (çıkış) idüp Kürdistan'da Malatya nam şehre gelüp Malatya amirine haber virdiler. Emir, Ali-yyül Medeni'yi huzuruna alup yer gösterdi, oturdu. Nereden gelüp nereye gidersin ve kangı.. deyu sual eyledi. ``Müşarün'ileyh (işaret edilen) Ali-yyül-Medeni dahi vuk'-u hali (olup bitenleri) ve Beni Haşim kabilesinden idüğünü haber virdi. Malatya amiri muhibb-i Ehl-i Beyt ve Ömer neslinden olduğunu bildirüp, `Müsterih-ül-bal (gönlü rahat) ol' didi. `Bizim bu şehirde bir cami vardır, hatibi yoktur. Seni bu camiye hatip nasbideyim' didi.'' Ali-yyül Medeni bu görevi sürdürürken ölür. Arada başkaları da görev yapmış mıdır bilinmiyor. Ama Ebi Cafer Muhammed, Veli Baba'nın aynı yerde (s.156) verdiği bilgilere göre, Muhammed otuz yıl bu camide hatiplik yapmıştır. ``... Necl-i necipleri (soylu oğulları) Ebi Cafer Muhammed cami-i mezkurda (zikredilen camide) otuz sene mikdarı imamet ve hitabet ittikten sonra elli yedi yaşında olduğu halde hicret-i Nebeviyye'den ikiyüz seksen dokuz sene sonra Hulefa-yı Abbasiyye'den Mutedid b-illah bin Muvaffak bin Mütevekkil zaman-ı saltanatında (Halife Mu'tedid'in öldüğü yıl olan 901 de - İ.K.) irtihal-i dar-ı bakaa (ebedi öbür dünyaya göç) buyurmuşlardır.'' Menakıbname' de Ebi Cafer Muhammed'i anlatan paragraftan önceki 7-8 satırın okunamaması, yorumu güçleştiriyor. Çünkü Veli Baba soyağacında, Ali-yyül Medeni ile Ebi Cafer Muhammed arasında oğlu Zeyd-i Rabi ve torunu El Hasan Gazi bulunmaktadır. (agy, s.122). Dolayısıyla Ebi Cafer Muhammed torununun oğludur.
|